Şehit Nedir ? Ne Demek ?

Şehit Kelime Anlamı Nedir ?

1-)Alm. Märtyrer (m), Fr. Martyr (m), İng. Martyr. Allah yolunda canını feda eden, dinini, vatanını, bayrağını, namusunu müdafaa ederken ölen, haksız yere öldürülen Müslüman. Şehit; harp meydanında düşman tarafından, hükümete karşı gelen asiler tarafından veya yol kesiciler tarafından kılıç, top, tüfek gibi silahlarla ve bunlara benzer herhangi bir aletle öldürülen, yangın veya boğulmakla, veba (taun) gibi salgın hastalıkla ölen, yahut harp meydanında üzerinde ölüm alameti olduğu halde bulunan kimsedir. Böyle bir kimseye şehit denilmesi, ölürken bir takım rahmet melekleri hazır bulunduğu veya Cennete gireceğine şehadet olunduğu, yahut kendisi Allahü tealanın huzurunda diri olarak rızıklandırıldığı içindir.

Şehitlik, Allah katında peygamberlikten sonra en yüksek mertebedir. Peygamberlerden sonra derecesi en yüksek olan şehitlerdir. Şehitler, Allahü tealanın sevgili kullarıdır. Cennette, onlar için sonsuz nimetler hazırlanmıştır. Îmanla ölen ve Cennet’e giren bir kimse, dünyaya tekrar gelmek istemez. Fakat şehitler böyle değildir. Onlar, tekrar dirilmek ve tekrar şehit olmak arzu ederler. Bu arzuları, şehitlik mertebesinin Cennet nimetlerinden daha tatlı, daha zevkli olmasındandır. Şehitlerin, Cennet nimetlerine kavuştukları vakit; “Ey Rabbimiz, biz senin yolunda tekrar şehit olmak için dünyaya döndürülüp öldürülmeyi istiyoruz.” diyerek, Allahü tealaya yalvaracaklarını Peygamber efendimiz haber vermektedir.

Şehitlerin, kul borçlarından başka bütün günahları affolunur. Kul borçlarını da, Allahü teala kıyamette, hak sahibine Cennet nimetleri ihsan ederek helallaştıracaktır. Allah yolunda savaşırken, hudut boylarında nöbet tutarken ölenlere, kıyamete kadar bu ibadetlerinin sevabı verilir. Kabirlerinde diridirler. Her biri, kıyamette yetmiş kişiye şefaat eder. Suda boğularak şehit olana, karada şehit olanın iki misli sevap verilir. Havada şehit olanlar da böyledir.

Müslümanları, asırlarca harp meydanlarında zaferden zafere koşturan biricik arzu, ahirette şehitlere verilecek sonsuz nimetlere iman etmeleri ve bunlara kavuşmak için can atmalarıdır. Dünyanın faniliğine, ahiretteyse Cennetin ve nimetlerinin sonsuzluğuna yakin derecede iman edenler, şehit olmaktan büyük bir haz, zevk duymuşlardır. Harp meydanlarında kahramanca dövüşen ve düşmandan yılmayan Müslüman askerler, şehit olmak arzusuyla yanıp tutuşmuşlar ve asla düşmandan yüz çevirmemişlerdir. Halbuki dünya zevklerine aşırı derecede düşkün olanlar ve ahirete inanmayanlar, güçlü gördükleri düşmanları karşısında tutunamayıp harp meydanını terk etmişlerdir. Durum, bugün de böyledir.

Ancak mümin olanlar şehit olur. Allah’a ve dinine inanmayanlara ahirette şehitlik muamelesi yapılmaz. Şehitler dünyada ve ahirette, durumlarına göre muamele görürler. Tam şehit olan ve dünya şehidi olan, öldükleri vakit üzerinde bulunan kanlı elbiseleriyle gömülür ve yıkanmazlar. Allahü tealanın huzuruna, harpte yaralanıp şehit oldukları andaki durumlarıyla gelirler. Yaralarından akan kan misk ve amber gibi kokar.

Şehit olarak ölmeyi istemek imanın kamil olmasının alametidir. Onun için her Müslüman şehit olarak ölmek için dua eder. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, şehitliğin faziletlerini, üstünlüklerini Eshabına haber verince, bütün Eshab-ı kiram şehit olmak istemişler, namazlarından sonra şehit olarak ölmek için dua etmişlerdir. Bu hususta duası meşhur olan Eshab-ı kiram çoktur. Bunlardan, Abdullah bin Cahş’ın duası pek meşhurdur.

Hazret-i Abdullah bin Cahş, Resulullah’ın halasının oğlu ve kayın biraderidir. Bedir Savaşında olduğu gibi, Uhud Savaşında da büyük fedakarlıklar göstermiştir. O, bu savaşta şehit olmak istiyordu. Arkadaşlarından Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, bu arzusunu şöyle anlatmaktadır:

Uhud’da, savaşın çok şiddetli devam ettiği bir andı. Birdenbire yanıma sokuldu, elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti. Bana şunları söyledi:

“Şimdi burada, sen dua et, ben “amin” diyeyim. Ben de dua edeyim, sen “amin” de!” Bunun üzerine “peki” dedim ve şöyle dua ettim:

“Allah’ım, bana çok kuvvetli ve çetin kafirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gazi olarak geri döneyim!”

Benim yaptığım bu duaya, içten “amin” dedi. Sonra da dua etmeye başladı:

“Allah’ım, bana zorlu kafirler gönder. Kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihadın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. En sonunda bir tanesi de beni şehit etsin. Sonra, benim dudaklarımı, burnumu, kulaklarımı kessin. Ben kanlar içinde, senin huzuruna geleyim. Sen bana: “Abdullah, dudaklarını, burnunu, kulaklarını ne yaptın?” diye sorduğunda, Allahım, ben onlarla çok kusur işledim, yerinde kullanamadım. Senin huzuruna getirmeye utandım. Sevgili Peygamberimin de bulunduğu bir savaşta, toza toprağa bulandım da öyle geldim, diyeyim.”

Gönlüm böyle bir duaya “amin” demek arzu etmiyordu. Fakat o istediği ve önceden söz verdiğim için mecburen “amin” dedim. Daha sonra, kılıçlarımızı alıp, savaşa devam ettik. Hakikaten savaş, Abdullah’ın arzu ettiği şekilde cereyan etti. İkimiz de önümüze geleni öldürüyorduk. Bir ara Abdullah’ın elindeki kılıç kırıldı. Resul-i ekrem efendimiz, ona bir hurma dalı verdi. Bu dal, bir mucize olarak kılıç gibi önüne geleni kesmeye başladı. Birçok düşman öldürdü.

Savaşın sonuna doğru, nihayet istediği gibi, şehit düştü. Akşam üstü cesedinin yanına vardığımda, dua ettiği gibi, dudakları, burnu ve kulakları kesilmiş halde kanlar içinde yatıyordu. Hazret-i Hamza ile beraber aynı kabre koyup defnettik.

Üç türlü şehit vardır:

1. Tam şehit: Cünüp, hayız olmayan, akıl ve baliğ bir Müslüman, zulümle haksız olarak, vurucu veya kesici vasıtalarla öldürülünce ve harpte din ve vatan düşmanlarıyla Allah için cihad ederken düşman tarafından; sulhta asiler, yol kesiciler, şehir eşkiyaları, gece hırsız tarafından, herhangi bir vasıta ile ödürülünce, hemen ölürlerse veya Müslümanların ve ehl-i zimmilerin canlarını, mallarını korumak için, bunlarla olan çarpışma yerinde bulunan ölü üzerinde yara, kan akması gibi öldürülme alametleri görülürse veya şehirde öldürülmüş bulunup, katili bilinir ve kısas yapılması lazım gelirse, bunlara “tam şehit” denir. Tam şehit, dünyada yıkanmaz. Kefene sarılmaz. Kefen mikdarından fazla olan elbisesi soyulup, çamaşırıyla defnolunur. Cenaze namazı, Hanefi’de kılınır. Şafii mezhebinde kılınmaz. Âhirette de şehit sevabına kavuşurlar.

2. Dünya şehidi: Allah rızası için cihad etmeye, savaşmaya niyet etmeyip, dünya kazancı için harp eden, yalnız “dünya şehidi” olur. Bunlara dünyada şehit muamelesi yapılır. Kanlı elbiseleri ile gömülür, yıkanmazlar. Fakat, ahirette hakiki şehitlere vaad edilen mükafatlara kavuşamazlar, çünkü niyetleri bozuktur. Cennetteki nimetler, Allah’ın razı olduğu kimseler için hazırlanmıştır.

3. Âhiret şehidi: Allah için olan cihadın hazırlığı esnasında talimlerde ölürse, zulümle öldürülünce veya cihadda ve eşkiya, asi, yol kesici, gece hırsızla vuruşmada yaralanınca, hemen ölmez, bir namaz vakti çıkıncaya kadar aklı başında kalır veya başka yere götürülüp, orada ölürse yalnız “ahiret şehidi” olurlar. Dünyada yıkanır ve kefenlenirler. Had, ta’zir, kısas cezalarıyla öldürülenler, kurşuna dizilenler, idam edilenler ve hayvan tarafından öldürülenler yıkanırlar.

Boğularak, yanarak, garib, kimsesiz olarak, duvar ve enkaz altında kalarak ölenler ishalden, taundan, sari (bulaşıcı) hastalıklardan, lohusalıkta, sara hastalığında, Cuma gecesinde ve gününde, din bilgileri öğrenmekte, öğretmekte ve yaymakta iken ölenler ve aşık olup, aşkını, iffetini, namusunu saklarken ölenler, zulümle hapsolunup ölenler. Allah rızası için müezzinlik yaparken, şeriate uygun ticaret yaparken, helal kazanıp çoluk çocuğuna din bilgisi öğretmek ve ibadet yapmaları için çalışanlar (ve fıkıh kitaplarında daha geniş olarak izah edilen şeyleri yapanlar) ölünce ahiret şehidi olurlar.

Şehitlik mertebesinin fazileti, yüceliği hakkında pekçok ayet-i kerime ve hadis-i şerif vardır.

Allahü teala, Kur’an-ı kerimde buyuruyor ki:

Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ölüler demeyiniz. Bilakis onlar diridirler. Fakat siz iyice anlayamazsınız. (Bakara suresi: 154)

And olsun, eğer siz Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bir bağışlama ve esirgemesi, Onların toplayacakları dünya menfaatlerinden elbette daha hayırlıdır. And olsun, eğer ölür veya Allah yolunda öldürülürseniz muhakkak ki, Allah’ın huzurunda toplanacak, hesaba çekileceksiniz. (Âl-i İmran suresi: 157-158)

Sakın Allah katında öldürülenleri ölüler sanma! Doğrusu Onlar Rableri katında diridirler, Cennet meyvelerinden rızıklanırlar. Onlar, Allah’ın kendilerine verdiği ihsandan (şehitlik rütbesinden) dolayı neşeli haldedirler ve arkalarından kendilerine şehitlik rütbesiyle katılamayan mücahitler hakkında şunu müjdelemek isterler: “Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar.” (Âl-i İmran suresi: 169-170)

Kim Allah ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar. (Nisa suresi: 69)

Allah yolunda hicret edip de sonra öldürülmüş veya ölmüş olanlar, Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Çünkü Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. (Hacc suresi: 58)

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki:

Şehidin, kul borcundan başka bütün günahlarını Allahü teala affeder.

Allah yolunda şehit olmayı gönülden isteyen kimse, şehit olmasa dahi şehitlik sevabına nail olur.

Malının yanında; kanını, dinini, ehlini korumak uğrunda öldürülürse şehittir.

Onları (şehitleri) yıkamayın! Çünkü kıyamet gününde her yere miskü amber gibi koku saçacak.

Şehitler beştir: Tauna (vebaya) tutularak ölenler, ishal (dizanteri) hastalığından ölenler, suda boğularak ölenler, yıkıntı altında kalarak ölenler ve Allah yolunda savaşırken öldürülen kimseler.

Bir Şehidimizin Son Sözleri

Şehidin Kimliği:

İsmi : Mehmed Tevfik

Rütbesi : Kolağası (Ön Yzb.)

Görevi : Bölük Komutanı

Baba Adı : Ali Rıza

Doğum Tarihi : 1296 (1881)

Doğum Yeri : İstanbul

2 Haziran 1916’da bir İngiliz mermisiyle yaralanmış ve Çanakkale Askeri Hastanesinde şehit olmuştur.

Ovacık Karibindeki Ordugahtan 18 Mayıs 1331, Pazartesi (1916)

Sebebi hayatım, feyz ü refikım,

Sevgili Babacığım, Valideciğim;

Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muharebede sağ yanımdan ve pantolonumdan hain bir İngiliz kurşunu geçti. Hamd olsun kurtuldum. Fakat, bundan sonra gireceğim muharebelerden kurtulacağıma ümidim olmadığından bir hatıra olmak üzere şu yazılarımı yazıyorum.

Hamdü senalar olsun Cenab-ı Hakk’a ki, beni bu rütbeye kadar isal etti (ulaştırdı). Yine mukadderat-ı ilahiye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla, beni vatan ve millete hizmet etmek için ne suretle yetiştirmek mümkün ise öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz ü refikım ve hayatım oldunuz. Cenab-ı Hakk’a ve sizlere çok teşekkürler ederim.

Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamanıdır. Vazife-i mukaddese-i vataniyeyi ifaya cehdediyorum. Rütbe-i şehadete suud edersem (kavuşursam) Cenab-ı Hakk’ın en sevimli kulu olduğuma kanaat edeceğim. Asker olduğum için, bu her zaman benim için pek yakındır.

Sevgili babacığım ve valideciğim! Göz bebeğim olan zevcem Münevver ve oğlum Nezih’ciğimi evvela Cenab-ı Hakk’ın saniyen sizin himayenize tevdi ediyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen sa’yediniz. Servetimizin olmadığı malumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem. İstesem de pek beyhudedir. Refikama hitaben yazdığım melfuf mektubu lütfen kendi eline veriniz!Fakat çok müteessir olacaktır. O teessürü izale edecek veçhile veriniz. Ağlayacak, üzülecek tabii, teselli ediniz. Mukadderat-ı ilahiye böyle imiş. Matlubat ve düyunatım hakkında refikam mektubunda leffettiğim deftere ehemmiyet veriniz! Münevver’in hafızasında veyahut kendi defterinde mukayyet düyunat da doğrudur. Münevver’e yazdığım mektubum daha mufassaldır. Kendisinden sorunuz.

Sevgili baba ve valideciğim! Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni affediniz! Hakkınızı helal ediniz! Ruhumu şad ediniz. İşlerimizin tesviyesinde refikama muavenat ediniz ve mu’in olunuz.

Sevgili hemşirem Lutfiye’ciğim.

Bilirsiniz ki sizi çok severdim. Sizin için ve sa’yimin yettiği nisbette ne yapmak lazımsa isterdim. Belki size karşı da kusur etmişimdir. Beni affet, mukadderat-ı ilahiye böyle imiş. Hakkını helal et, ruhumu şad et! Yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih’e sen de yardım et!

Hepiniz, hergün beş vakit namaz kılınız! Bir namazı kaçırmamaya çok dikkat ediniz. Ruhuma Fatiha okuyarak beni sevindiriniz! Sizi de Cenab-ı Hakk’ın lutuf ve himayesine tevdi ediyorum.

Ey akraba ve ehibba ve evidda (dostlar) cümlenize elveda! Cümleniz hakkınızı helal ediniz. Benim tarafımdan cümlenize hakkım helal olsun. Elveda, elveda. Cümlenizi Cenab-ı Hakk’a tevdi ve emanet ediyorum. Ebediyen Allah’a ısmarladık. Sevgili babacığım ve valideciğim.

right>Oğlunuz

right>Mehmed Tevfik


2-)Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse
Örnek:Ey mavi göklerin kızıl ve beyaz süsü. Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü. A. N. Asya


Bu bilgi faydalı oldu mu ?

 


Dil
Anlamı
İngilizcesi İngilizce
Martyr.
İngilizcesi İngilizce
Casualty.
İngilizcesi İngilizce
Muslim who had died for Islam or who has died while serving the Turkish sta.

  • babam savaşırken Şehit düştü

Sizde içinde Şehit kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

Şehit kelimesi anlamı 8559 defa okunmuştur. [241364] Şehit kelime anlamı, Şehit nedir, Şehit ne demek, Şehit sözlük anlamı

Paylaş