İstanbul Nedir ? Ne Demek ?

İstanbul Kelime Anlamı Nedir ?

1-)İlin Kimliği

Yüzölçümü : : 5712 km2

Nüfusu : :7.309.190

İlçeleri : : Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthane, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Sultanbeyli, Şişli, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile,Yalova.

Türkiye’nin birinci büyük şehri. Tabii güzelliği ile dünyanın incisi olan İstanbul, Marmara bölgesinde, doğusunda Kocaeli, güneyinde Marmara Denizi ve Bursa, batısında Tekirdağ ve Kırklareli, kuzeyinde Karadeniz ile çevrilidir. 28°01’ ve 29°55’ doğu boylamları ile 41°33’ ve 40°28’ kuzey enlemleri arasında yer alır. İstanbul, Asya ve Avrupa kıtasında toprakları olan ve iki kıtanın kucaklaştığı yegane şehirdir. Karadeniz’le Marmara Denizini birleştiren İstanbul Boğazı, Asya ile Avrupa’yı birbirinden ayırdığı gibi, şehri de ikiye böler. Trafik numarası 34’tür.

İsminin Menşei

İstanbul ismi, aslında “İslambol” “yani “Müslümanı bol” kelimesinden gelir. Türk ilim adamları, Osmanlı Devletinin son günlerine kadar mektup zarflarının üzerinde ve eserlerinde “İslambol” kelimesini kullanmışlardır. Sultan Üçüncü Ahmed zamanında basılan paralarda ve Sultan Üçüncü Selim devrine kadar sikkelerin bir kısmında ve paraların hepsinde “İslambol” diye yazılıdır. İstanbul’un “İslambol”dan başka çeşitli isimleri vardır. “Sultanşehir”, “Beldet-üt-Tayyibe” “Dergah-ı Selatin”, “Derseadet”, “Âsitane”, “Dar-ül-İslam”, “Dar-ül-Hilafe”, “Dar-üs-Seade”, “Âsitane-i Devlet”, “Pay-ı Taht-ı Saltanat”, “Aziz İstanbul” gibi isimlerle anılmış olup, bunlardan bir veya bir kaçı birlikte de kullanılmıştır. Osmanlılardan önce“Byzantion”, Deutra-Roma”, “Roma Nea”, “Konstantinopolis”, “Bulin”, “Astanbulin”, ve “İstimbuli” isimleri ile anılmıştır. Osmanlı fethi öncesinde, Müslümanlar arasındaki adı ise, “Kostantiniyye”dir. Evliya Çelebi, İstanbul’un Peygamber efendimizin dünyayı teşriflerinden 1600 sene önce, Davud aleyhisselamın oğlu hazret-i Süleyman tarafından kurulduğunu rivayet eder.

Batılı kaynaklarda ise; önceleri bir balıkçı köyü olan İstanbul’un M.Ö. 658’de Mageryalı “Byzans” tarafından genişletilerek şehir haline getirildiği ve bundan dolayı “Byzantion” ismi ile anıldığı ve Roma İmparatoru Constantinius’un şehri büyütürek “Constantinopolis” adıyla Roma İmparatorluğu’na başkent yaptığı yazılıdır. Aynı kaynaklar, İstanbul isminin de, “Eisten-Polis” kelimesinden geldiğini rivayet etmektedirler.

Tarihi

İstanbul’un tarihi çok eski çağlara dayanır. Nitekim Kadıköy’ün Fikirtepe semtinde yapılan kazılarda M.Ö. 3000 senelerine ait aletler ve iskeletler bulunmuştur. İstanbul’un ilk sakinleri, Traklardır. Bilahare Rumlardan bir kafile Megare şehrinden “Byzans” idaresinde bu bölgeye gelirken Sarayburnu-Ahırkapı arasında “Bizantion” (Bizans) şehrini M.Ö. 657-658’de kurmuşlardır. Balıkçılık ve çiftçilikle geçinen bu şehir sakinleri, kısa zamanda zenginleşmişler ve şehir Boğaz’dan geçen gemilerin uğradığı bir ticaret merkezi olmuştur. İlk surlar “Bizas” (Vizas) tarafından M.Ö. 7. asırda yapılmıştır.

Roma İmparatoru Constantinus bu şehri genişletip 7 tepe üzerine inşa ederek M.S. 324’te başkent yapmış ve şehre kendi ismini vermiştir. Haliç’ten Cerrahpaşa semtine kadar surlar yaptırmıştır. M.S. 395’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce bu şehir, Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) başkenti olmuştur. İstanbul’a “Deutera Rome” (İkinci Roma) da denmiştir. İstanbul’u 447 senesinde Türk Hun imparatoru Attila kuşattı. Yapılan anlaşma neticesinde Bizans’ı yıllık vergiye bağladı. Avar Türkleri 616’da İstanbul önlerine geldiler. 626’da İstanbul’u kuşattılar. Aynı tarihte Sasaniler de, Kadıköy-Üsküdar’da kuşatmaya katıldılar. Bizans ağır şartlarla sulh anlaşması imzalıyarak bu kuşatmadan kurtuldu.

Hazret-i Peygamberin İstanbul’un fethedileceğine dair müjdesi ve şehri fethedecek emir ve askerleri medh etmesi, asırlar boyunca bütün İslam ordularının gönlünü tutuşturarak, onların iman seli halinde dalga dalga bu şehre akmalarına sebeb oldu. Nitekim üçüncü halife hazret-i Osman’ın hilafeti zamanında, Suriye valisi olan hazret-i Muaviye, Bizans’a karşı ilk deniz seferini başlattı. Bizans donanmasını Finike’de 655 senesinde yendi. 668-669 senesinde İslam orduları İstanbul’u kuşattılar. Bu kuşatmaya Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) sancaktarı Halid bin Zeyd Ebu Eyyub-i Ensari (radıyallahü anh) ile pekçok Sahabe-i kiram (radıyallahü anhüm) ve hazret-i Muaviye’nin oğlu Yezid katıldılar. O esnada 80 yaşında bulunan Eyyub Sultan hazretleri (Ebu Eyyub-i Ensari radıyallahü anh) şehid oldu (Bkz: Ebu Eyyub-i Ensari). Yine hazret-i Muaviye devrinde İstanbul ikinci defa kuşatıldı (673-680) ise de “Gregeois” adı verilen Rum ateşinin verdirdiği zayiatlar sebebiyle kuşatma kaldırıldı.

Emevi’ler devrinde Halife Süleyman zamanında 713-717 arasında İslam orduları Mesleme emrinde, İstanbul’u kuşatmışlar ve şehir düşme haline gelmişken, netice alınamamıştır. 781 senesinde Harun-Reşid şehri muhasara etmişse de, senelik vergiye bağlayıp geri çekilmiştir. 813 senesinde Bulgar Türkleri lideri Kurum Han, Bizans ordusunu Edirne Meydan Muharebesinde imha etti, fakat surları aşamadı. 1090’da Peçenek Türkleri Küçükçekmece’ye kadar geldiler, şehri kuşattılar. Şehir düşmek üzereydi. Bizanslılar Kuman Türkleri ile anlaştılar. Kuman Türkleri, Peçenek Türklerini yenerek İstanbul’u kurtardılar. 1071 Malazgirt Zaferinden birkaç sene sonra Selçuklu Türkleri, Üsküdar önlerine geldiler. İznik’i başkent yaptılar. Bu sırada Haçlı Seferleri başladı. Böylece İstanbul’un fethi ve Türklerin Avrupa kıtasına çıkması, 3.5 asır engellenmiş oldu. Anadolu’da Türkiye Selçukluları Devletini kuran Anadolu Fatihi Süleyman Şah, 1080 senesinde bir bahar günü Üsküdar tepelerinden birinin üzerinde İstanbul’u seyrettikten sonra şehadet parmağı ile İstanbul’u göstererek, şu veciz ve manalı konuşmayı yaptı:

“Bu güzel belde neden bizim olmasın? Neden gaza meydanlarında zaferden zafere koşturduğumuz bayraklarımız bu muhteşem şehrin surları üzerinde dalgalanmasın? Neden ümmeti olmakla şereflendiğimiz, yolunda olmayı hayatımızın gayesi bildiğimiz, alemlere rahmet olarak gönderilen, hak ve son Peygamber, şan ve şerefi çok yüce olan sevgili Peygamber efendimizin sevgisine layık serdar ben, bu sevgiye layık askerler siz olmayasınız?”

Haçlı seferlerinin dördüncüsü, 16 Nisan 1204’te, Bizans’ı Türklerden kurtarmak gayesiyle tertip edildi. Haçlı ordusu şiddetli bir savaştan sonra İstanbul’a girdi. Bu orduda bulunan fakir Avrupalı askerlerin İstanbul’un zenginliği karşısında gözleri kamaştı. Üç gün üç gece şehri yağma edip 10 binlerce Bizanslıyı öldürdüler. Şehrin eserlerini yakıp yıktılar. Kıymetli eşyaları yağma ettiler. Kadınların ırzına tecavüz ettiler. Bu barbarlığa, askerlerle birlikte Katolik rahip ve papazları da katıldılar. 1204-1261 arasında Haçlı Ordusu İstanbul’u harabe haline getirmiştir. 1261’de Paleologoslar emrindeki Bizanslılar, Latinleri kovdular. Bizans İmparatorluğunun başkentini İznik’ten yeniden İstanbul’a taşıdılar. Haçlı seferleri bitince Bizans ile Osmanlılar karşı karşıya kaldılar.

Osmanlı Devletinin ikinci sultanı Orhan Gazi Üsküdar’a geldi. Bizans İmparatoru ile görüştü. Bizans İmparatorunun İstanbul’a davetini kabul etmedi. 1390 ilkbaharında Yıldırım Bayezid İstanbul’u kuşattı ise de, vergi karşılığı kuşatmayı kaldırdı. Yıldırım Bayezid Anadolu Hisarını yaptırarak, 1397’de İstanbul’u tekrar ablukaya aldı. İstanbul’u feth için kararlıydı. Timur ile 1402’de yaptığı Ankara Savaşı, bu fethi, yarım asır geriye attı. Yıldırım Bayezid’in oğlu Musa Çelebi, 1411’de İstanbul’u muhasara etti, fakat alamadı. Yıldırım’ın torunu Sultan İkinci Murad, 1422 senesinde (15 Haziran 24 Ağustos arasında) İstanbul’u kuşattı. İstanbul’un düşmesi an meselesiydi. Bizans, Roma kilisesi ve İran’ın işbirliğiyle Anadolu’da büyük bir isyan çıkarıldı. Bunun üzerine İkinci Murad Osmanlı ordusunu kuşatmadan alıp, Anadolu’ya gönderdi. Son defa kuşatıp, şehri fetheden Fatih Sultan Mehmed Hanın ilk icraatı Anadolu Hisarı karşısına Rumeli Hisarı (Boğazkesen Hisarı)nı inşa ederek, İstanbul Boğazını kontrolu altına almak oldu. Boğaz’dan Türklerin izni olmadan geçmek imkansız hale getirildi. Anadolu Hisarını tamir ettirdi. Matematik, balistik ilminde bir deha olan Sultan İkinci Mehmed Han, planlarını kendisinin çizdiği büyük toplar döktürdü. Bizans ve Venedik donanması Haliç’te olup, Türk donanmasına nazaran çok güçlüydü. Fatih, Osmanlı donanmasını geceleyin karadan yürüterek Haliç’e indirdi.

Nihayet bu güzel şehir, 29 Mayıs 1453 Salı sabahı, Osmanlı ordusunun yaptığı son bir hücumla fethedildi. Böylece, hazret-i Peygamberin asırlardır, İslam ordularını arkası gelmez dalgalar halinde İstanbul’a sevkeden müjdesi gerçekleşmiş, Roma İmparatorluğu da tarihe gömülmüş oluyordu.

İstanbul fethini gören bir Hıristiyan tarihçi, Fatih Sultan Mehmed Han için: “Sonunda o kahraman Türk, 74 imparator tarafından savunulan muhteşem İstanbul’u aldı. Fatih, şan ve şeref bakımından, İskender’i ve Roma’yı geçmiş oldu.” demekten kendini alamadı. Trabzonlu Georgis ise: “İkinci Mehmed şüphesiz Kiros’tan, İskender’den ve Sezar’dan büyüktür...” Bizans tarihçisi Prens Dukas ise; “Böyle bir harikayı kim gördü ve kim işitti. İkinci Mehmed, karayı denize tahvil etti ve gemileri dalgalar yerine dağların tepelerinden geçirdi.” demektedirler.

İstanbul’un fethi, Türk tarihinin en mühim hadisesi ve Türklerin tarihte kazandığı zaferlerin en muhteşemidir. Bütün İslam dünyasını da büyük bir sevince boğan bu fetih dolayısıyla günlerce süren şenlikler yapılmış, camilerde şehidlerin ruhlarına hatimler okunmuştur. Tarih boyunca 26 defa kuşatılmış olan İstanbul’un fethinin Fatih Sultan Mehmed Hana nasip olması, şüphesiz bir “Kader-i İlahi” idi. (Bkz. İstanbul’un Fethi)

1453’ten sonra yaklaşık beş asır, hemen her sokağı yeni baştan imar edilen İstanbul, tarihinin en parlak günlerini yaşadı. Ufuklarını dantel gibi ören minareler ve kubbelerle, dünyanın hiçbir şehrine nasip olmayan bir güzelliğe büründü. Türk milletinin elinde, gönüllerdeki İslam imanı ve aşkı her karış toprağına nakşedilerek Türk-İslam medeniyet ve kültürünün merkezi oldu. Yirminci asır başlarında, İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin maceracı politikası neticesinde, Osmanlı Devleti emri vaki ile Birinci Dünya Savaşına katıldı. Îtilaf devletleri 5 savaş gemisi ile İstanbul’a gelerek, İstanbul 13 Kasım 1918’den 2 Ekim 1923’e kadar işgal kuvvetleri elinde acı günler yaşadı. İstiklal Harbinden sonra İstanbul’u işgal için gelen gemiler, şerefli Türk Bayrağını selamlayarak gittiler.

İstanbul ilk olarak yedi tepe üzerinde kurulmuştur. İstanbul ambleminde de yer alan bu tepe şunlardır: 1) Topkapı Sarayı: Ayasofya ve Sultanahmed Camiinin bulunduğu tepe. 2) Çemberlitaş ve Nuruosmaniye camilerinin bulunduğu tepe. 3) Bayezid Camii, Süleymaniye Camii ve Üniversitenin merkez binasının bulunduğu tepe. 4) Fatih Camiinin bulunduğu tepe. 5) Çarşamba’da Sultan Selim Camiinin bulunduğu tepe. 6) Edirnekapı’da Mihrimah Camiinin bulunduğu tepe. 7) Altınmermer (Samatya) Tepesidir.

İstanbul için pekçok şair asırlar boyunca nefis şiirler yazmış, bu muhteşem beldenin güzelliklerini, üstünlüklerini dile getirmeye çalışmıştır. Bunlar arasında Divan şairlerinden Nedim’in:

Bu şehr-i Stanbul ki bi-misl-ü bahadır

Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır

Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında

Hurşid-i cihan-tab ile tartılsa sezadır

Camilerinin her biri bir kuh-i tecelli

Ebru-yi melek, andaki mihrab-ı duadır

Mescidlerinin her biri, bir lücce-i envar

Kandilleri meh gibi lebriz-i ziyadır

beyitleri meşhur olmuştur. Son devir şairlerinden Yahya Kemal Beyatlı da.

Hüznün, ferahlığın, bizim olsun yazın kışın,

Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın.

mısralarıyla bütün Türk milletinin ortak duasını dile getirmiştir.

Fiziki Yapı

İstanbul oldukça engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Yüksek dağlar yoksa da, arazinin % 74’ü plato ve yaylalardan, % 16’sı dağlardan, % 10’a yakını da ovalardan ibarettir.

Dağları: İstanbul il sınırları içinde yüksek dağlar yoktur. Dağlar 1000 m’nin altındadır. En yüksek dağı Yalova-Gemlik arasında Samanlı Dağları üzerindeki Beşpınar Tepesi (926 m)dir. Asya kıt’asında kalan topraklar daha yüksektir.

Bu bölgedeki başlıca dağları şunlardır: Aydos Dağı (537 m), Kayışdağı (438 m), Alemdağı (442 m), Çatal Dağı, Dümen Tepe (257 m), Büyük Çamlıca (261 m), Küçük Çamlıca (229 m), Gürgencik Tepe (357 m), Yuşa Tepesi (201 m)dir. Trakya bölümünde ise İstranca (Yıldız) Dağları, Karadeniz’e paralel olarak İstanbul’a doğru uzanır. Terkos Gölüne yaklaştıkça yükseklik azalır. İstanbul ilinin dörtte üçüne yakını plato ve yaylalardan ibarettir. Birçok akarsularla parçalanmıştır.

Ovaları: İstanbul’da büyük ovalar yoktur. Ova denilebilecek yerler, Akarsu vadilerinin göl veya denize yaklaştıkça genişlemesinden meydana gelmiş düzlüklerden ibarettir. Alüvyonlu topraklarla zenginleşen bu yerlerde tarım yapılır. Bunlar Karasu Vadisi, Sarısu Vadisi, Çakıl Deresi Vadisi, Riva Deresi Vadisi, Göksu Vadisi, Hiciv Deresi Vadisi ve Yatak Vadileridir.

Akarsuları: İstanbul il sınırları içinde büyük nehir ve ırmaklar yoktur, fakat çok sayıda dereler vardır.

Trakya bölgesinde bulunan dereler: Istranca Deresi: Istranca Dağlarının batı yamaçlarından çıkar. Durusu’yu alarak Terkos Gölüne dökülür. Terkos’u besleyen en büyük su kaynağıdır. Karasu: Büyük Çekmece Gölüne dökülen suyu bol ve uzunluğu 70 km olan bir deredir. İnceğiz de, debisi çok olan bir deredir. Sarısu: 25 km uzunluğundadır. Büyük Çekmece Gölüne dökülür. Çakıl Deresi: Büyükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Sazlıdere: 40 km uzunluğundadır. Küçükçekmece Gölüne dökülür. Nakkaş Deresi: Küçükçekmece Gölüne dökülen küçük bir deredir. Alibeyköy Deresi: 50 km uzunluğundadır. Haliç’e dökülür. Bu dere üzerinde Kağıthane bölgesinde Alibeyköy Barajı vardır. Kağıthane Deresi: Haliç’e dökülen küçük bir deredir. Yazın kurur.

Anadolu bölgesinde bulunan dereler: Göksu: Hereke yakınlarından çıkar. Göksu bucağını geçerek Ağva yakınında denize dökülür. İstanbul il sınırları içinde kalan kısmı 25 km’dir. Riva Deresi: Samandra’dan çıkarak Ömerli Barajına dökülen bu derenin uzunluğu 100 km’dir. İstanbul’un en büyük akarsuyudur. Hiciv Deresi: Suyu çok boldur. Uzunluğu 50 km’dir. Şile yakınında denize dökülür. Sellimandra Deresi: Yalova batısında denize dökülür. Eyrek Deresi: Yalova Ovasını sular ve Marmara Denizine dökülür.

Gölleri: Terkos Gölü: İstanbul’un içme suyunun büyük kısmını karşılayan bu göl, il merkezine 50 km uzaklıkta ve Karaburun yakınlarındadır. Istranca Deresi buraya dökülür. Yüzölçümü 25 km2dir. Girinti ve çıkıntısı çoktur. Büyükçekmece Gölü: Yüzölçümü 10 km2dir. Derinliği az olup, bazı yerleri 1 m’den aşağıdır. Denizle bağlantısı kesilerek İstanbul’un içme suyu ihtiyacını karşılamak için baraj gölü haline getirildi. Küçükçekmece Gölü: Yüzölçümü 14 km2dir. İstanbul’un 15 km batısındadır. Nakkaş Deresi, Sazlı Dere ve Eşkinoz Deresi ile beslenir. Suyu hafif tuzludur. En derin yeri 20 m’dir. Göl bir dereyle denize birleşmiştir. Etrafı temizlendiğinde turizm bakımından İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olmaya namzettir. Ömerli Baraj Gölü: Riva Deresi üzerinde kurulmuş, 54 m yükseklikte ve 23 km2 yüzölçümünde bir barajdır. İstanbul’un içme suyunun bir kısmını temin eder. Alibeyköy Baraj Gölü: Alibeyköy Deresi üzerinde içme suyu için yapılmıştır. Yüksekliği 29.5 m, yüzölçümü ise 1.66 km2dir.

İklimi ve Bitki Örtüsü

İklimi: Akdeniz, Karadeniz, Balkan ve Anadolu kara ikliminin tesiri altında bulunur. Kışın Akdeniz’den gelen ılık lodosları, Balkanlar üzerinden gelen soğuk veya Karadeniz’den gelen yağışlı havalar takip eder. Yıllık ortalama sıcaklığı 13.5°C dir. Yıllık yağış miktarı ise 720-788 mm’dir. Yağışların % 40’ı kış, % 20’si ilkabahar aylarında olur. Yazın yağış, sonbaharın yarısı kadardır. Genel olarak yazlar sıcak ve kurak, kışlar yağışlı ve ılık geçer. Sıcaklık bir yıl boyunca -14°C ile +41,5°C arasında seyreder. Kar yağışlı gün sayısı normalde 10 günü geçmez.

Bitki örtüsü: İstanbul çevresinin bitki örtüsü Akdeniz bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki “maki”dir. İklimi sebebiyle her çeşit bitki yetişir. Yayla ve tepeler çıplak değildir. Orman bakımından zengin sayılır. 280 bin hektar (ilin % 60’ı) orman ve fundalıktır. Ormanlar içinde en meşhuru İstanbul’un 20 km kuzeyindeki Belgrat Ormanıdır.

Ekonomi

İstanbul, Türk ekonomisinin en mühim merkezidir. Bir nevi belkemiği, beyni ve kalbidir. Sanayinin üçte biri, ithalatın üçte biri, ihracatın beşte biri İstanbul’dan yapılmaktadır. Türkiye’nin en büyük sanayi, ticaret, ulaşım, reklam ve iktisadi kuruluşları İstanbul’dadır. İstanbul’da gayri safi hasılanın % 40’ı sanayi, % 30’u ticaret ve geri kalanı diğer sektörlerden sağlanır. Tarımın payı sadece % 1 dir. Türkiye Bütçesinin ana kaynağı İstanbul’dur. Toplam vergilerin yaklaşık % 37’si İstanbul’dan toplanmaktadır. İstanbul’u Ankara, İzmir, Adana, Bursa ve Kocaeli takip etmektedir. İstanbul’da her ailede ortalama 2 kişi çalışmaktadır.

Tarım: İstanbul ilinde nüfusa nazaran ekilen arazi az olmasına rağmen verimi yüksektir. İl dahilinde her bakımından modern bir tarım yapılmaktadır. Modern tarım araçları oldukça fazladır.

Buğday, arpa, yulaf, mısır, bakla, ayçiçeği ve soğan en çok ekilen bitkilerdir. Sebze ve meyve ihtiyacını kendi imkanlarıyla karşılayamaz, dışardan sebze gelir. En çok domates, lahana, patlıcan, taze soğan, taze fasulye, kabak, bezelye ve karnıbahar yetişir. İstanbul il dahilinde elma, armut, üzüm, şeftali, ayva ile az miktarda erik, kiraz, vişne, muşmula, incir, nar yetişir. İstanbul ilinde çiçek yetiştirme oldukça gelişmiştir. Esasen Türkiye’de en çok çiçek tüketen il de İstanbul’dur. Yalova ile Kanlıkavak-Emirgan arasında modern ve büyük çiçek seraları vardır.

Hayvancılık: Türkiye’de en çok et, süt ve süt ürünleri tüketen ilimiz İstanbul’dur. İstanbul’un hayvan varlığı, İstanbul halkının ihtiyacını karşılamaktan çok uzaktır. Fakat yine de hayvan potansiyeli küçümsenemez.

Balıkçılık: İstanbul balıkçılık bakımından Türkiye’nin ve Marmara bölgesinin merkezidir.

Marmara’da 200’den fazla balık cinsi vardır. Fakat deniz kirliliği bazı yerlerde balık cinsini çok azaltmıştır. İstanbul Boğazı çok önemli bir balık avlama sahasıdır. Karadeniz’den Ege Denizine ve Ege Denizinden Karadeniz’e göç eden “göçmen balıklar ile her mevsimde bulunan yerli balıklar çok lezzetlidirler. Başlıcaları lüfer, palamut, kılıç, orkinos, istavrit, izmarit, hamsi, mercan, kırlangıç, barbunya, tekir ve mezgittir.”

Ormancılık: İstanbul’un orman varlığı zengindir. Ormanlık, fundalık ve ağaçlık bölgelerin miktarı arazinin % 60’ını kaplar. Orman içi ve kenarlarında 160 bin m3 tomruk, maden ve telgraf direği ile bir milyon stere yakın yakacak odun elde edilir. İstanbul’un yakacak ihtiyacının çok büyük kısmı kendi imkanı ile karşılanmaktadır.

Madenler: İstanbul maden bakımından zengin sayılmaz. Cam, seramik, tuğla ve çimento sanayiinde ham madde olarak kullanılan kil, kaolin, kuvarsit ve kalker üretilir. Ayrıca mermer, linyit, perlit ve manganez de çıkarılır. Bunlardan linyit daha çok Şile ve Yalova bölgesinden, kuvars kumu Çatalca ve Şile’den, manganez Çatalca ve Silivri’den, kil ve kaolin de Şile, Ağaçlı ve Arnavutköy’den elde edilir.

Sanayii: İstanbul, aynı zamanda bir sanayi şehridir. Türkiye’nin en büyük 100 sanayi kuruluşunun 42’si ve en büyük 500 kuruluşun 250’si İstanbul’dadır. 1952’de kurulan İstanbul Sanayi Odası (İSO) Türkiye’nin en büyük sanayi odasıdır. 40 meslek grubundan yedi bine yakın üyesi vardır. Türkiye’nin en eski kuruluşlarından olan ve 1882’de kurulan İstanbul Ticaret Odası(İTO)’nın üye sayısı 100.000’e yakındır. Atmış binden fazla iş yeri bulunur. Sanayinin her dalında sanayi kuruluşları vardır. Îmalat sanayiinde metal eşya, makina ve techizat çoğunluktadır. İstanbul’un sanayi ve ticaret hacmi çok büyüktür.

Ulaşım:

İstanbul ulaşım bakımından Türkiye’nin en zengin ilidir. Yurt içi, yurt dışı ulaşımın merkezi durumundadır. Türkiye’ye gelen turistlerin üçte biri İstanbul’dan giriş yapmaktadır. İhracatın beşte biri ve ithalatın üçte biri İstanbul’dan sağlanır. Kara ve demiryolu ağının merkezi olduğu gibi, Türkiye’nin en büyük deniz limanı ve hava alanı İstanbul’dadır. İstanbul şehir içi ulaşım bakımından da çok faaldir.

Karayolu: Avrupa’yı Anadolu ve Ortadoğu’ya bağlayan milletlerarası E-5 karayolu Boğaziçi ve Fatih Köprüsünden geçer. İstanbul il sınırları içinde devlet yollarının uzunluğu 650 km, il yollarının uzunluğu 326 km’dir. 73 köy bu yollar üzerindedir. Geri kalan köyler ise tali yollarla ana yollara bağlıdırlar. Türkiye’de kayıtlı motorlu araçların dörtte biri İstanbul’dadır. Hergün Topkapı ve Harem otogarlarından yaklaşık 3000 otobüs ile 150.000’e yakın kişi gidip gelmektedir. Dünyanın en büyük otogarı olan İstanbul Otogarı 29 Ekim 1993 tarihinde faaliyete geçecektir. Bayrampaşa’nın Esenler Ferhatpaşa mevkiinde 281.000 m2 açık, 198.000 m2 kapalı alanda kurulan İstanbul Otogarında her gün ortalama 4000 şehirlerarası otobüs ve buna bağlı olarak şehirlerarası ulaşım için 150.000 kişi giriş çıkış yapacaktır. Metro bağlantısı da olan otogarda aynı zamanda alışveriş merkezleri de vardır. Şehir için trafiğini rahatlatmak için İstanbul’un çeşitli semtleri arasında hızlı tramvay sefere konmuştur. Sirkeci-Cevizlibağ ve Aksaray-Esenler arasında hızlı tramvay her gün binlerce kişiyi taşımaktadır. Atatürk Havalimanı ile Aksaray arasındaki bağlantıyı sağlayacak kısmının yapımı devam etmektedir. Ayrıca Taksim-4 Levent arasında çalışacak olan metronun tünel çalışmaları devam etmektedir. Bundan başka Kabataş-Gümüşsuyu arasında çalışan bir teleferik bulunmaktadır. Kavşak, meydan ve caddelerdeki üst geçitler, İstanbul’un tarihi güzelliğini gölgelemektedir. Alt geçitler masraflı fakat her bakımdan faydalıdır. Estetiğe de daha uygundur. İstanbul trafiğini rahatlatmak için kat otoparklarının sayısı arttırılmaktadır. Avrupa’nın en büyük kapalı otoparkı Tepebaşına yapılmıştır.

Demiryolu: İstanbul, demiryolu ağının mühim bir kavşak noktasıdır. Anadolu yakasında Haydarpaşa ve Trakya yakasında Sirkeci istasyon ve garları bulunmaktadır. Haydarpaşa-Sirkeci arasında feribot bağlantısı varsa da günlük kapasite 50-60 vagon olmaktadır. Denizaltından geçirilecek tüp geçit ile Avrupa veAsya kıtası birleştirilerek demiryolunun kesintisiz devamı programlanmaktadır. Haydarpaşa’dan Anadolu’ya Sirkeci’den Trakya’ya hergün tarifeli seferler yapılmaktadır. Ayrıca Avrupa’nın çeşitli şehirlerine tren seferleri muhtelif günlerde Sirkeci garından yapılmaktadır. 577 km, uzunluğundaki Haydarpaşa-Ankara hattı Türkiye’nin en yoğun demiryolu hattıdır.

Elektrikli banliyö trenleri, şehiriçi ulaşımında çok önemli bir yer işgal etmekte ve Anadolu yakasında Adapazarı’na kadar uzanmaktadır. 140 km’lik Haydarpaşa-Adapazarı ve 30 km’lik Sirkeci-Halkalı banliyö hatlarında senede 100 milyona yakın yolcu taşınmaktadır.

Türkiye’nin en büyük tren istasyonu, Söğütlüçeşme’de “Ananadolu Yakası Demiryolu-Karayolu Yolcu Transfer Kompleksi” dir. Bu istasyonda saatte 9.000 kişinin inip çıkabileceği yürüyen merdiven veya 2 asansör vardır.

Denizyolu: Her tarafı denizlerle çevrili olan, Ege ve Marmara denizi ile Karadeniz’i birbirine bağlayan İstanbul Boğazının etrafında yer alan İstanbul, binlerce senedir dünyanın sayılı liman şehri olmuştur. Türkiye’nin ithalatının büyük kısmı, ihracatının ise İzmir’den sonra ikinci limanı İstanbul’dur. Deniz yoluyla gelen ve giden yolcuların çoğu iseİstanbul limanından girer ve çıkar. İstanbul Boğazı çok işlek bir geçit ve su yoludur. Şehir içi ulaşımında denizyollarının çok büyük hizmeti vardır. 4.5 milyon ton/sene kapasiteli Haydarpaşa limanının ancak üçte bir kapasitesi kullanılmaktadır. Salıpazarı limanı ise 600 bin ton/sene kapasitelidir. Denizcilik Bankasının 66 yolcu gemisi ve 25 araba vapuru ile senede 150 milyon kişi taşınmaktadır. İstinye’de yat limanı bulunmaktadır. Kumkapı-Bakırköy arasında hergün 30-60 gemi demirlemektedir. Karaköy-Yalova ve Ataköy-Bostancı arasında belediyeye ait deniz otobüsleri karşılıklı sefer yapmaktadır.

Havayolu: Türkiye’nin en büyük ve en yoğun havaalanı Atatürk (Yeşilköy) Havaalanıdır. Atatürk Havaalanı yurtiçi hava ulaşımında başlangıç ve bitim noktası olduğu gibi, milletlerarası hava ulaşımında da mühim bir transit merkezidir. Yeşilköy Havalimanı 7,5 milyon yolcu kapasitelidir. Yolcu kapasitesini arttırma çalışmaları yapılmaktadır. Türk Havacılığının tohumu 1911’de Yeşilköy’de atılmıştır. Avrupa ile Uzakdoğuyu birbirine bağlayan hava yolu üzerinde çok önemli bir yere sahip olan İstanbul Havalimanı, ulaşım bakımından Boğaziçi Köprüsünden sonra ikinci sırayı almaktadır.

İstanbul Boğazı: Tarihi ve turistik bakımdan dünyanın en güzel köşesi olan Boğaziçi, deniz yolu ulaşımı bakımından da dünyanın sayılı ve en işlek bir boğazıdır. Jeoloji uzmanlarına göre eskiden bir akarsu vadisi olan Boğaziçi, jeolojik bir hadise ile sular altında kalarak, Marmara ile Karadeniz’i birleştiren bir su yolu olmuştur. Üsküdar önlerinde bulunan Kızkulesi’nden Anadolu Fenerine kadar orta çizgi (talvek hattı) boyunca uzunluğu 34 km’dir. Sarayburnundan Rumeli Fenerine kadar uzunluğu 56 km’dir. En dar yer Rumeli Hisarı-Anadolu Hisarı arası olup 698 m’dir. En geniş yeri ağız kısımları olup 3600 m’dir.

Boğazın tabanında, bazı yerlerde genişleyip bazı yerlerde daralan bir çukur vardır. Her yerde kıyıya paralel olmayan bu oluk, 50 m ve bazı yerlerde 100 m derinliktedir. Dar olan yerler en derindir. Arnavutköy-Vaniköy arasında derinlik 106 m’dir. Bebek ve Kandilli arası 120 m’dir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Nüfus: 1990 sayımına göre İstanbul’un toplam nüfusu 7.309.190 olup; 6.753.929’u ilçe merkezlerinde, 555.261’i köylerde yaşamaktadır. Her geçen yıl şehir süratle kalabalıklaşmaktadır. Bu miktarın mühim bir kısmını diğer şehirlerden göç edenler teşkil etmektedir. Yüzölçümü 5712 km2 olup, nüfus yoğunluğu km2’ye 1280 kişidir.

İstanbul, dünyadaki 77 ülkeden daha kalabalıktır. 1990 nüfus sayımına göre Türkiye nüfusunun yaklaşık % 8’i İstanbul ilinde bulunmaktadır. Türkiye’de köyden şehire göç edenlerin % 40’ı İstanbul’a göç etmektedir. Dünya Bankası raporlarına göre 2000 yılında İstanbul nüfusu 12 milyona yaklaşacaktır. Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre ise, İstanbul iki bin yılında dünyanın en kalabalık on yedinci şehri olacaktır.

Örf ve adetler: Fetihten sonra kısa zamanda her cephesiyle Türkleşen ve Osmanlı Devletine 470 sene başşehirlik ve İslam Dünyasına 406 sene Hilafet Merkezliği yapan İstanbul’da, Türk-İslam kültürü hakimdir. İstanbul 1453’ten bu yana Türkiye’nin ve İslam Dünyasının en büyük kültür merkezi olmuştur. Türk-İslam eserleri bakımından dünyanın en zengin şehridir. İstanbul, asırlardır Osmanlı Devletinin örf ve adet, kıyafet, yemek ve diğer hususlarda örnek ve öncü şehri olmuştur.

Kıyafet: Osmanlı devrinde saray mensupları, esnaf, her çeşit meslek sahiplerinin ve azınlıkların kendisine mahsus hususi kıyafetleri vardı. Bu kıyafetler şimdi müze ve albümlerde kalmıştır. Osmanlı devrinde olduğu gibi, bugün de İstanbul Türkiye’nin moda merkezidir. Bu şehrin giyim ve kuşamı bütün Türkiye’ye tesir eder.

Yemekleri: İstanbul mutfağı ve Osmanlı saray mutfağı asırlar boyu ün yapmıştır. İstanbul yemekleri yalnız Türkiye içinde değil, bütün dünyaya yayılmıştır.

Folklor: İstanbul folkloru, halk oyunları, “ortaoyunu”, “karagöz” ve “meddahlar” bakımından da çok zengindir. Halk şairleri, klasik edebiyat, divan edebiyatı, halk müziği, halk hikayeleri, maniler, destanlar ve türk sanat müziği ve diğer mevzularda İstanbul, başlı başına bir deryadır. Verilen eserler ciltlere sığmayacak kadar çoktur.

En çok cami, türbe, müze, saray, kule, kütüphane, okul, üniversite, medrese, çeşme, gazete, dernek, mesleki kuruluş, fabrika, spor kulübü ve diğer kulüpler, hekim, stadyum, hastane, park, meydan velhasıl hemen hemen herşeyin en çoğuİstanbul’dadır. İstanbul, Türk sporunun da beşiğidir.

Eğitim: İstanbul, binlerce senedir dünyanın en büyük kültür merkezlerinin başında yer almıştır. Bizanslılar zamanında Hıristiyan dünyasının kültür merkezi olan İstanbul, 1453’ten sonra da İslam dünyasının kültür merkezi olmuştur. İstanbul, Türklerin elinde güzelleşmiş, tamir edilmiş, şaheserlerle süslenerek zirveye çıkarılmıştır. Güzel sanatların bütün dallarında en güzel eserler İstanbul’da bulunmaktadır. İstanbul, Cumhuriyet devrinde kültür merkezi vasfını devam ettirmiştir. İstanbul sayılamayacak kadar kültür eserleri ve müesseselerine sahiptir. Yeryüzünde İstanbul gibi tarihi ve sanat eserleri bol ikinci bir şehir henüz yoktur. İstanbul’un her köşesi bir tarihtir. Okur-yazar, okul ve öğrenci, öğretmen sayısı en çok ilimiz de İstanbul’dur. 216 anaokulu, 967 ilkokul, 75 özel ilkokul, 360 ortaokul, 72 özel ortaokul, 25 mesleki ve teknik ortaokul, 123 lise, 73 özel lise, 109 mesleki ve teknik lise, 6 özel mesleki ve teknik lise vardır (1992). Okur yazar nisbeti yüzde 90’dır. Okulsuz, yolsuz, elektriksiz ve susuz köyü yoktur. Türkiye’deki üniversitelerden 6’sı İstanbul’dadır. Bunlar; İstanbul, İstanbul Teknik, Boğaziçi, Marmara, Yıldız ve Mimar Sinan Üniversiteleridir. Bunlara bağlı çok sayıda akademi, enstitü ve yüksek okullar ile İstanbul okullar şehridir. Ayrıca özel Koç Üniversitesi 1993-1994 öğretim yılında açılarak talebe yetiştirmeye başladı. Çok sayıda askeri okullar da İstanbul’dadır. Kuleli Askeri Lisesi, Deniz Harp Okulu ve Lisesi, Hava Harp Okulu, Tuzla Piyade Okulu, Levazım veMaliye Okulu ve diğer bazı askeri okullardır. Ayrıca Gülhane Askeri Tıp Akademisi de Haydarpaşa’da eğitim vermektedir.

Yetişen meşhurlar: Türkiye’de asırlardır ilim adamı, asker, politikacı, şair vb. olarak isim bırakmış meşhurların büyük çoğunluğu İstanbul’dan yetişmiştir.

İlçeleri

İstanbul; Adalar, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kadıköy, Kağıthane, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sarıyer, Şişli, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Sultanbeyli, Şile, Yalova olmak üzere 32 ilçeden ibarettir. Silivri, Çatalca, Şile, Yalova ve Adalar ilçeleri hariç diğer ilçeler iç içe olup, il merkezini meydana getirirler.

Adalar: 1990 sayımına göre nüfusu 19.413’tür. Köyü yoktur. Yüzölçümü 10 km2 olup, nüfus yoğunluğu 1935’tir. Yaz aylarında nüfusu büyük ölçüde artar. Kuzey-güney doğrultusunda uzanan Kınalıada, Burgazada, Kaşıkadası, Heybeliada, Büyükada, Tavşanadası ve Sedefadası ile daha açıkta yer alan Sivriada ve Yassıada olmak üzere 9 adadan meydana gelir. Sadece Heybeliada, Büyükada, Kınalıada, Burgazada ve Sedefadası’nda oturulmaktadır. Yassıada askeri amaçla kullanılmaktadır.

Zengin tabii güzellikleri sebebiyle Adalar, İstanbulluların sayfiye ve dinlenme yeri olmuştur. Büyükada eski İstanbul’dan kalmış son köşedir. Eski köşkleri ve çam ormanları ile 19. asrın en karakteristik özelliğini taşımaktadır.

Adalar, tarih boyunca Halk Adaları, Papaz Adaları, Prens Adaları ve Kızıl Adalar olarak anılmıştır. Heybeliada’da 700 yataklı senatoryum bulunmaktadır. Adaların ulaşımı düzenli vapur seferleriyle sağlanmaktadır. Kınalıada’da yetiştirilen üzüm, “kınalı üzüm” adıyla meşhur olmuştur.

Avcılar: 1990 sayımına göre nüfusu 128.555’tir. Küçükçekmece ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kanunla ilçe oldu. Ambarlı Termik Santralı ve İstanbul Üniversitesi Kampüsü bu ilçededir. E-5 karayolu ilçeden geçer.

Bağcılar: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 303.175’tir. Bakırköy ilçesine bağlıyken Haziran 1992’de çıkarılan kanunla ilçe oldu. İlçe yoğun konut alanları ile kaplıdır.

Bahçelievler: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 296.211’dir. Bakırköy, Güngören, Bağcılar ve Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Bakırköy’e bağlıyken 1992’de çıkarılan kanunla ilçe oldu. İlçe genelde konut alanlarıyla kaplıdır.

Bakırköy: 1990 sayımına göre nüfusu 282.890’dır. İlçeye bağlı köy yoktur. Batıda Küçükçekmece, kuzeyde Bayrampaşa, Bahçelievler, Güngören, doğuda Zeytinburnu ilçeleri ve güneyde Marmara Denizi ile çevrilidir. İstanbul’un milletlerarası havaalanı olan Atatürk Havalimanı bu ilçededir. Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Hava Harp Okulu, Florya Atatürk Ormanı, süper marketler, modern çarşı ve mağazalar bu ilçe sınırlarının içindedir.

Bayrampaşa: 1990 sayımına göre nüfusu 212.570’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. 1990 senesinde ilçe merkezi oldu. Gaziosmanpaşa, Bakırköy, Fatih, Zeytinburnu ilçeleri ile çevrilidir. Sanayi gelişmiş olup, çok sayıda fabrika vardır.

Beşiktaş: 1990 sayımına göre nüfusu 192.210’dur. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Boğaziçi’nin Rumeli yakasının başlangıç noktasını teşkil eden sahil şeridinin en müstesna köşelerinden olup, tarihi eserler bakımından çok zengindir. Boğaziçi, Beyoğlu, Şişli ve Sarıyer arasında yer alır. Dolmabahçe, Yıldız ve Çırağan sarayları; Deniz, Âşıyan, Tanzimat ve Resim-Heykel müzeleri bu ilçededir. Kabataş’tan Bebek’e kadar 8375 metrelik kıyısı vardır. Dolmabahçe, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek ve Yıldız başlıca semtleridir. Beşiktaş iskelesinden çeşitli semtlere düzenli seferler yapılmaktadır.

Beykoz: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 163.786 olup, 142.075’i ilçe merkezinde, 21.711’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 10, Mahmudşevketpaşa bucağına bağlı 10 köyü vardır. Doğuda Şile, güneyde Ümraniye ve Üsküdar ilçeleri, batıda İstanbul Boğazı, kuzeyde Karadeniz’le çevrilidir. Topraklarının büyük bölümü ormanlarla kaplıdır. Sümerbank Deri ve Kundura, Paşabahçe Cam ve Şişe, Paşabahçe İspirto ve Anadolu Hisarı, halat fabrikaları vardır. Anadolu Hisarı bu ilçededir. Ortaçeşme, Yalıköy, Gümüşsuyu, Kavacık, Rüzgarlıbahçe, Anadolu Hisarı, Göksu,Kanlıca, Paşabahçe, Soğuksu başlıca semtleridir.

Beyoğlu: 1990 sayımına göre nüfusu 229.000’dir. İlçe merkezine bağlı köy yoktur. Kuzeyde Şişli ilçesi batı ve güneyde Haliç, kuzeybatıda Kağıthane, doğuda İstanbul Boğazı ve Beşiktaş ile çevrilidir. Yarım asır önceİstanbul’un alış-veriş ve eğlence merkezi olan Beyoğlu, eski şöhretini ve hareketini kaybetmiştir. Beyoğlu, büyükelçilik, konsolosluk ve dış ticaret merkezidir.

Bizans devrinde bağ ve bahçelik olan bu bölgede, Cenevizliler, Galata Kulesi ve Galata surlarını yapmışlardı. Osmanlı Devleti zamanında surlar yıkılmıştır. Kule ise zamanımıza kadar gelmiştir. Fatih ve Eminönü ilçeleri ile arasındaki ulaşımı Unkapanı ve Galata köprüleri sağlamaktadır. Galata, Tophane, Fındıklı, Kabataş, Cihangir, Kasımpaşa, Karaköy ve Taksim başlıca semtleridir.

Her türlü eğlence merkezinin yer aldığı Beyoğlu, İkinci Dünya Harbinden sonra batakhanelerin merkezi haline gelmiştir.

1962 senesinde kaldırılan tramvay 1991’de Taksim-Tünel arasındaki İstiklal Caddesinde tekrar çalıştırılmaya başlandı.

Eminönü: 1990 sayımına göre nüfusu 83.444’tür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul’un ticaret, turizm merkezidir. Fatih, İstanbul Boğazı, Haliç ve Marmara Denizi arasında surlar içinde kalan İstanbul Yarımadasının doğu bölümünü teşkil eder. İstanbul’u meydana getiren Yeditepe, Çemberlitaş ve Nuruosmaniye Camiinin bulunduğu tepe, Bayezid Camii, Bayezid Kulesi ve Süleymaniye Camiinin bulunduğu tepe bu ilçe dahilindedir.

Eminönü, İstanbul’un en eski yerleşim merkezidir. Osmanlılar zamanında çarşıdaki esnafı denetleyenlere “Emin” denirdi. Yeni Cami önüne “Gümrük Emini Önü” denildiği için zamanla bu isim Eminönü olarak kullanıldı. Tarihi eser bakımından çok zengin olan Eminönü ilçesinin Süleymaniye, Bayezid, Şehzadebaşı, Sultanahmed, Nuruosmaniye, Mahmudpaşa, Alemdar, Cağaloğlu, Gedikpaşa, Aksaray, Babıali, Kadırga, Laleli, Mercan, Sirkeci, Sultanhamam, Tahtakale, Kapalıçarşı başlıca semtleridir.

Eminönü toptan ticaret merkezidir. İstanbul’un ve Türkiye’nin toptan eşya yönünden kalbi durumundadır. Hertürlü sanayi mamüllerinin % 45’i Eminönü’nden sevk edilir. Tarihi Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı ilçe merkezinde olup, turizm açısından önemleri büyüktür.

Türkiye’yi Avrupa’ya bağlayan demiryolu bağının başlangıç noktası olan Sirkeci Garı bu ilçededir. Eminönü’nde meskenler plansız bir şekilde iş yerine dönüşmüş ve tarihi eserler taş yığını binalar arasında sıkışıp kalmıştır. Topkapı Sarayının yanındaki Gülhane Parkı ilçeye bir güzellik katarken, aynı zamanda bir mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Eyüp: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 211.986 olup, 200.045’i ilçe merkezinde, 11.941’i köylerde yaşamaktadır. Kemerburgaz bucağına bağlı 8 köyü vardır. Doğuda Sarıyer ve Kağıthane ilçeleri, Haliç, Güneydoğuda Fatih, güneybatıda Bayrampaşa, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.

İlçede kabri bulunan Peygamber efendimizin mihmandarı Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensari hazretlerine hürmeten bu semte “Eyyub Sultan” denilmiştir. Eyüp, türbelerinin çokluğu ile meşhurdur. Sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en çok ziyaret edilen bir merkezidir. Son zamanlara kadar İstanbul’un en güzel semti Eyüp idi. Haliç’in kirlenmesi ile bu temiz, bakımlı, yeşil ve güzel semt, eski güzelliğini kaybetmiştir.

Kemerburgaz bucağı orman varlığı bakımından zengindir. Alibeyköy, Silahtar, Güzeltepe, Esentepe başlıca semtleridir.

Fatih: 1990 sayımına göre nüfusu 462.464’dür. Yüzölçümü 13 km2 olup, nüfus yoğunluğu 35.374’dür. Eminönü, Zeytinburnu, Bayrampaşa, Eyüp, Haliç ve Marmara Denizi ile çevrilidir. Haliç’teki kıyıları Unkapanı, Ayvansaray; Marmara Denizindeki kıyıları ise, Yenikapı ile Yedikule arasındadır. Yeşil alan ve bitki örtüsü bakımından çok fakir sayılır. İlçe ismini, Fatih Sultan Mehmed Hanın türbesi ve camiinden alır.

Fatih, 1928’de Eminönü’nden ayrılarak ilçe merkezi haline gelmiştir. Sağlık ve eğitim veren kuruluşların sayısı çok fazladır. İstanbul Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahpaşa ve Çapa Tıp Fakülteleri, Vakıf Gureba, SSK Samatya Hastanesi, Haseki Hastanesi bu ilçededir. 1873’te öğretime başlayan Darüşşafaka Lisesi, Fatih’tedir. İstanbul’un en büyük ve en meşhur pazarı olan Çarşamba Pazarı, Fatih’te kurulur. Ayvansaray, Çarşamba, Balat, Cerrahpaşa, Cibali, Çapa, Draman, Edirnekapı, Fener, Fındıkzade, Haseki, Karagümrük, Samatya, Saraçhane, Yedikule, Yenikapı, Yavuzselim başlıca semtleridir.

Gaziosmanpaşa: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 393.667 olup, 354.186’sı ilçe merkezinde 39.481’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Güneyde Eyüp, güneybatıda Bayrampaşa, doğuda Kağıthane ve Şişli, batıda Bakırköy ilçeleri ile çevrilidir.

İstanbul ilinin en yeni yerleşim alanlarından biridir. 1950’ye kadar genelde gezinti ve av alanı olan Gaziosmanpaşa’nın merkezi olan Taşlıtarla’ya yerleştirilen Bulgaristan göçmenleri ile gittikçe büyümüş 1963’te ilçe merkezi olmuştur.

İlçe merkezine bağlı köylerde tarım ve hayvancılık yapılır. Cebeci köyünden siyah yapıtaşı ocakları, Arnavutköy ve Boğazköy’de kaolen yatakları vardır. Karadeniz, Fevzi Çakmak, Şemsipaşa, Yenimahalle, Gazi Mahallesi, Hürriyet, Yıldıztabya, Karlıtepe bazı semtleridir.

Güngören: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 446.000’dir. 1966’da belediyesi kurulan Güngören, 1983’te şube olarak Bakırköy’e bağlandı. Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kanunla 27 mahalleyi içine alan ilçe oldu. Çeşitli sanayi kuruluşları bulunan ilçede yoğun konut alanları vardır.

Kadıköy: 1990 sayımına göre nüfusu 648.282’dir. İlçe merkezine bağlı köyü yoktur. Yüzölçümü 33 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19.645’tir. Kuzeyde Üsküdar, doğu ve güneydoğuda Kartal ilçeleri, güney, güneybatı ve batıda da Marmara Deniziyle çevrilidir.

Kadıköy’ün tarihi M.Ö. 3000 senelerine dayanır. Eski ismi Kalkoden’dir. Kadıköy ismi, Osmanlılar zamanında verilmiştir. Tarihi eserleri, yalı ve köşkleri çoktur. Osmanlı Devleti zamanında Belde-i Şahane Semt-i Kadıköy ismiyle anılan yalı, köşk ve göz alabildiğine bahçelerin yer aldığı Kadıköy, beton yığını haline gelmiştir. Yeşil saha her geçen gün azalmıştır.

İlçede ticaret oldukça ileridir. İldeki önemli ticari kuruluşların Kadıköy’de birer şubesi vardır. İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan demiryolların başlangıç noktası olan Haydarpaşa Garı bu ilçededir. Haydarpaşa, Kadıköy ve Bostancı iskeleleri, diğer ilçelerle olan deniz ulaşımını sağlar. Erenköy, Kızıltoprak, Acıbadem, Koşuyolu, Bostancı, Caddebostan, İçerenköy, Kozyatağı, Suadiye, Çamlıca, Fenerbahçe, Göztepe, Moda, Söğütlüçeşme ve Merdivenköy başlıca semtleridir.

Kağıthane: 1990 sayımına göre nüfusu 269.042’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Şişli’ye bağlı iken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi haline getirilmiştir. Sanayi gelişmiş olup, çeşitli fabrikalar vardır. Osmanlılar devrinde güzel bir mesire yeri idi. Sadabat bahçeleri buradaydı. İlçede düzensiz yerleşme ve fabrikalar Haliç’in kirlenmesine sebeb olmuştur. Yoğun gecekondu bölgesidir.

İlçenin batısında Gaziosmanpaşa, doğusunda Beyoğlu ve Şişli, güneyinde Eyüp, kuzeyinde Sarıyer ilçeleri vardır.

Kartal: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 279.468 olup, 257.211’i ilçe merkezinde, 22.257’si köylerde yaşamaktadır. Doğusunda Pendik, güney ve güneybatısında Marmara Denizi, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Ümraniye ve Sultanbeyli, kuzeyinde Şile yer alır.

Kartal’ın tarihi eskilere dayanır. 1400 senesinde Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1908’de İstanbul’a bağlı ilçe oldu. Haydarpaşa-Ankara demiryolu ile İstanbul-Ankara asfaltı, ilçenin içinden geçer. Yeşil sahası, ormanlık alanı oldukça zengindir.

Kartal, Türkiye’nin ekonomisinde büyük yeri olan önemli bir sanayi merkezidir. İlçede, sanayinin çeşitli dallarında bir çok fabrika vardır. İlçeye bağlı köylerde az da olsa tarım yapılır. Yulaf, buğday, mısır, elma, armut ve üzüm başlıca tarım ürünleridir.

Kartal ilçesinin sahil şeridi dışında kalan bölümü gecekondu bölgesidir.

Küçükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 350.864 olup, 340.876’sı ilçe merkezinde, 9988’i köylerde yaşamaktadır. Bakırköy ilçesine bağlıyken, 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi haline geldi. Doğusunda Bakırköy, batısında Avcılar, kuzeybatısında Çatalca, kuzeyinde Gaziosmanpaşa, güneyinde Marmara Denizi yer alır. İstanbul-Edirne karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi sanayiye dayanır. İkitelli civarında birçok sanayi kuruluşu vardır. İkitelli, Sefaköy başlıca semtleridir.

Maltepe: 1990 sayımına göre nüfusu 249.766’dır. Kartal’a bağlı bir semtken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kanunla ilçe oldu. Yoğun konut bölgesidir.

Pendik: 1990 sayımına göre nüfusu 201.527’dir. Kartal ilçesine bağlıyken 19 Haziran 1987’de ilçe merkezi haline geldi. 1989’da İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi durumuna getirildi. Doğusunda Tuzla, güneybatısında Marmara Denizi, batısında Kartal, kuzeybatısında Beykoz, kuzeyinde Şile yer alır. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçe merkezinden geçer. Ekonomisi sanayiye dayalıdır.

Sarıyer: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 171.872 olup, 160.075’i ilçe merkezinde, 11.797’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 9 köyü vardır. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda İstanbul Boğazı, güneyinde Beşiktaş, Kağıthane ve Şişli, batısında Eyüp yer alır.

İstanbul Boğazı kıyısında kurulmuştur. Orman yönünden zengin bir ilçedir. Ekonomisi turizm ve balıkçılığa dayalıdır. İstinye’de bir tersane vardı, 1991’de kaldırıldı. Ayrıca ilçe sınırları içinde bir çok küçük sanayi kuruluşları mevcuttur.

Kıyı boyu hariç ilçenin büyük bölümü gecekondudur. Kavak, Yenimahalle, Büyükdere, Tarabya, Yeniköy, İstinye, Emirgan, Reşitpaşa, Hisar, Pınar, Doğanevler başlıca semtleridir. Sarıyer belediyesi, 1984’te yapılan düzenleme ile İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı bir ilçe belediyesi haline gelmiştir.

Sultanbeyli: 1990 sayımına göre nüfusu 82.298’dir.Kartal’a bağlı belediyelik bir köyken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kanunla ilçe oldu. Yoğun gecekondu bölgesidir. Küçük sanayi gelişmiştir. Ömerli Baraj Gölünün bir kısmı ilçe sınırları içinde kalır. Arazisinin büyük kısmı ormanlıktır.

Şişli: 1990 sayımına göre nüfusu 250.478’dir. İlçeye bağlı köy yoktur. Kuzeyde Sarıyer, doğuda Sarıyer ve Beşiktaş, güneydoğuda Beşiktaş, güneyde Beyoğlu, batıda Kağıthane ilçeleriyle çevrilidir. Hızlı ve plansız şehirleşme yüzünden yeşil sahası olmayan bir ilçedir. Harbiye, Pangaltı, Kurtuluş, Feriköy, Nişantaşı, Teşvikiye, Maçka, Osmanbey, Mecidiyeköy, Okmeydanı ve Çağlayan başlıca semtleridir. Bakırköy’den sonra en çok iş yeri Şişli ilçesindedir. Türkiye’nin en önemli banka ve sigorta şirketleri ile ticari kuruluşların merkezleri buradadır.

Tuzla: 1990 sayımına göre nüfusu 94.124’tür. Pendik ilçesine bağlı bir semt iken Haziran 1992’de çıkarılan 3806 sayılı kanunla ilçe oldu. Ankara-İstanbul karayolu ve demiryolu ilçeden geçer. İlçede bir tersane vardır.

Ümraniye: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 301.257 olup, 242.091’i ilçe merkezinde, 59.166’sı köylerde yaşamaktadır. Üsküdar ilçesine bağlı iken 4 Temmuz 1987 tarihli yasa ile ilçe haline geldi. Kuzeyinde Şile, doğusunda Kartal, batısında Üsküdar, kuzeybatısında Beykoz, güneyinde Kadıköy ilçeleri yardır.

1966’da sanayi bölgesi ilan edilince, bölgede büyük bir nüfus patlaması olmuştur. Buna paralel olarak da hızlı bir konut yapımı olmuştur. Toplu konut inşaası yanında, gecekondu bölgeleri de çoğunluktadır. Metal-iş Küçük Sanayi Sitesi, Mobilya Üreticileri Sitesi bu ilçededir. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı bir ilçedir.

Üsküdar: 1990 sayımına göre nüfusu 395.623’dür. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul boğazı, Beykoz, Ümraniye, Kadıköy ilçeleri ile çevrilidir.

İstanbul’un Anadolu yakasındaki en eski ilçesidir. Tarihi eski devirlere dayalıdır. Eski ismi Hrisopolis veya Damalis’tir. Üsküdar ismi eski ve dar sokakları sebebiyle “Eskidar”dan gelir. İstanbul’un fethinden dört asır önce Türk beldesi olmuştur. Osmanlı Devleti zamanında doğuya yapılacak seferlerin ilk hareket noktası olmuştur.

İlçede bitki örtüsü zengindir. Boğaz sırtları ağaçlarla kaplıdır. Son senelerde hızla gelişmiştir. Ticaret ve sanayi oldukça ileridir. Ayazma, Doğanalar, Zeynepkamil, Bağlarbaşı, Altunizade, Çengelköy, Kısıklı, Kuzguncuk, Haydarpaşa, Göksu başlıca semtleridir. Sahili Küçüksu-Haydarpaşa arasındadır.

Zeytinburnu: 1990 sayımına göre nüfusu 165.679’dur. Fatih, Bakırköy, Bayrampaşa ilçeleri ile Marmara Denizi arasında yer alır. İlçeye bağlı köy yoktur. İstanbul Merkezini meydana getiren, ilçelerdendir. 1957’de ilçe oldu.

İstanbul’da ilk ve büyük gecekondu topluluğu burada meydana gelmiştir. İlçede sanayi gelişmiştir. Yeşil saha çok azalmıştır. Kazlıçeşme, Sümer, Nuripaşa, Yenidoğan, Gökalp, Yeşiltepe, Veliefendi, Çırpıcı, Telsiz, Merkezefendi ve Maltepe bazı semtleridir. İstanbul’da at koşularının yapıldığı Veliefendi Hipodromu bu ilçededir.

Büyükçekmece: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 142.910 olup, 22.394’ü ilçe merkezinde, 120.516’sı köylerde yaşamaktadır. Çatalca ilçesine bağlı iken, 1987’de ilçe merkezi olmuştur. Merkezbucağa bağlı 14 köyü vardır. Kuzey ve batısında Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Küçükçekmece ilçesi yer alır.

İlçenin sahil kesiminde kalan köyleri, İstanbul’un sayfiye yeridir. İlçenin en büyük sanayi kuruluşu Çimento Fabrikasıdır. Büyükçekmece Gölünün denizle irtibatı kesilerek, yerine içme suyu tesisleri kurulmuştur. Buradan İstanbul’un büyük kısmının su ihtiyacı karşılanmaktadır. Köylerinde tarım yapılır. Ayçiçeği, soğan ve buğday başlıca tarım ürünüdür.

Çatalca: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 64.241 olup, 11.550’si ilçe merkezinde, 52.691’i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 27, Hadımköy bucağına bağlı 12, Karacaköy bucağına bağlı 8 köyü vardır. Güneydoğusunda Büyükçekmece, doğusunda Küçükçekmece, kuzeydoğusunda Gaziosmanpaşa, Kuzeyinde Karadeniz, batısında Silivri, kuzeybatısında Kırklareli ve Tekirdağ yer almaktadır.

İlçenin kuzeyinde Istranca Dağları, güneyinde verimli Çatalca Ovası bulunur. Çatalca çok eski bir yerleşim merkezidir. Eski ismi Matrai’dir. Ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayalıdır. Buğday, arpa, yulaf, mısır, şekerpancarı, ayçiçeği, soğan, domates, elma ve armut en fazla yetiştirilen tarım ürünleridir. İstanbul’un et, süt ve yumurta deposudur. Ormanlık arazisi tarla açma yüzünden azalmıştır. İğneada’dan Yalıköy’e kadar uzanan bölge Milli Park ilan edilmiştir. Kuarsit, döküm ve kuvars kumu üretimi Türkiye çapında önemli yer tutar. Edirne-İstanbul karayoluna 20 km mesafededir.

Silivri: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 77.599 olup, 26.049’u ilçe merkezinde, 51.550’si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 16, Sinekli bucağına bağlı 9 köyü vardır. İl merkezine 66 km uzaklıktadır. İstanbul’un sayfiye yerlerindendir. Yüzölçümü 778 km2 olup, nüfus yoğunluğu 97’dir. Kuzeyinde ve doğusunda Çatalca ilçesi, güneyinde Marmara Denizi, batısında Tekirdağ ilçesi yer alır.

İlçe topraklarının kuzey doğusunda Istranca Dağlarının uzantıları vardır. Topraklarının büyük kısmı akarsu vadileriyle parçalanmıştır. Edirne-İstanbul kara ve demiryolu ilçeden geçer. Ekonomisi tarım, hayvancılığa ve turizme dayanır. Yaz aylarında ilçenin nüfusu 400.000’e ulaşır. Buğday, soğan, yulaf, şekerpancarı, üzüm, bakla, ayçiçeği, mısır, elma ve patates başlıca tarım ürünleridir. Hayvancılık gelişmiş olup, ilçenin yoğurdu meşhurdur. Marmara Denizindeki kirlilik sebebiyle balıkçılık eski önemini kaybetmiştir. Sanayinin fazla gelişmediği ilçede, un, bitkisel yağ, yem, süt ürünleri, teneke kutu, tuğla ve ambalaj malzemeleri fabrikaları vardır.

Şile: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 25.372 olup, 7872’si ilçe merkezinde, 17.500’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağa bağlı 17, Ağva bucağına bağlı 13, Teke bucağına bağlı 7, Yeşilvadi bucağına bağlı 13 köyü vardır. Yüzölçümü 736 km2 olup, nüfus yoğunluğu 34’tür. İl merkezine 72 km uzaklıktadır.

Balıkçı köyü olarak kurulan Şile’nin tarihi çok eskilere dayanır. Karadeniz kıyısında kurulmuştur. Doğusunda ve güneyinde Kocaeli, güneybatısında Pendik ilçesi, batısında Beykoz ilçesi, kuzeyinde ise Karadeniz yer almaktadır. Topraklarının % 70’e yakın kısmı ormanlık ve fundalıktır. İstanbul içme suyunu karşılayan Darlık Barajının bütünü, Ömerli Barajının doğu kısmı ilçe topraklarındadır.

Ekonomisi ormancılık, turizm, balıkçılık, meyvecilik ve şile bezi dokumacılığına dayınır. Tarım arazisi azdır. Elma, mısır, buğday ve armut başlıca tarım ürünleridir. Kıyılarındaki koylar, kilometrelerce uzanan ince taneli kumsalları, deniz sporlarına çok müsaittir. Şile’nin nüfusu yazın 70.000’i aşar. İlçeye bağlı köylerde yüzlerce şile bezi dokuma tezgahları vardır.

Yalova: 1990 sayımına göre toplam nüfusu 113.417 olup, 65.823’ü ilçe merkezinde, 47.594’ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 19, Çınarcık bucağına bağlı 7, kılıç bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 492 km2 olup, nüfus yoğunluğu 231’dir. İstanbul’un en uzak ilçesidir. İstanbul ile kara bağlantısı yoktur. Güneyinde ve batısında Bursa, doğusunda Kocaeli, kuzeyinde Marmara Denizi yer almaktadır.

İlçe merkezi, İzmit Körfezinin kıyısında, Armutlu Yarımadasının kuzeydoğusunda kurulmuştur. Ekonomisi tarım, turizm ve balıkçılığa dayanır. Elma ve şeftalisi meşhurdur. Seracılık gelişmiştir. Seralarda turfanda sebze ve çiçek yetiştirilir. İstanbul’un sayfiye yerlerinden biridir. Yaz aylarında nüfusu dört misli artar. Kaplıcaları meşhurdur. İlçenin, il merkezi ile olan bağlantısı hergün Kabataş ve Sirkeci’den yapılan düzenli vapur seferleri ile sağlanmaktadır. Karayolu ile il merkezine uzaklığı 155 kilometredir. Kartal-Yalova arasında arabavapuru seferleri de düzenlenmektedir.

Yalova’nın tarihi M.Ö. 3000 yıllarına dayanır. Eski ismi “Pitiya (Helenapolis)”dır. Yalova’yı, Osman Beyin komutanlarından Yalvaçoğlu fethetmiştir. Bu yüzden Yalakabad ismini aldı. Bu isim zamanla değişerek Yalova olmuştur.

Tarihi Eserler ve Turistik Yerler

İstanbul’un hemen her köşesi tarihi ve turistik özelliklere sahiptir. Hepsini saymak, adeta mümkün değil gibidir. En önemlilerinden bazıları şunlardır:

Surlar: İstanbul’un meşhur surları tarihte dört defa yapılmıştır. Surlar üzerinde 400 kule, 500 kapı bulunuyordu. Kara surları 6800 m, Marmara surları 8000 m ve Haliç surları 5000 m idi. Langa, Davutpaşa, Samatya, Narlıkapı, Yaldızlı, Yedikule, Belgrat, Silivrikapı, Sıgma, Mevlevihane, Topkapı, Sulukule, Edirnekapı, Kostantin, Eğrikapı, Ayvansaray, Balat, Fener, Yenikapı, Aiya, Yeni Aya, Cibali, Ayazma, Zindan, Balıkpazarı ve Yeni Cami kapıları surların meşhur kapılarıdır. Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası yıkık vaziyettedir. Bir bölümü aslına uygun şekilde tamir ettirilmiştir.

Anadolu Hisarı: Boğaz’ın Anadolu yakasında Sultan Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Akça Hisar, Yeni Kale ve Güzelce Hisar isimleriyle anılmıştır. Boğazın bekçisi durumunda olup, üç ana kuleden ibarettir.

Rumeli Hisarı: Boğazın Rumeli yakasında Fatih Sultan Mehmed Han yaptırmıştır. Kendisi ve paşalar taş taşıyarak inşaatta çalıştılar. Hisarın planı Muhammed isminin yazılışı şeklindedir. 17 kulesi vardır. Yüksekliği 22 metredir. Sanat ve mimari bakımında şaheserdir.

Tekfur Sarayı: Edirnekapı, Kariye Camii yakınında olup, harabe halindedir. Bizans dönemine aittir.

Topkapı Sarayı: İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yaptırılmaya başlandı. 1466’da başlanan sarayın inşaası, 1478’de bitirilmiştir. 699 dekar yer kaplayan sarayın çeşitli bölümleri vardır. Sarayın sahildeki saltanat kapısındaki kule ve önlerindeki toplar sebebiyle “Topkapı” denmiştir. (Bkz. Topkapı Sarayı)

Dolmabahçe Sarayı: On dokuzuncu asırda dünyada yapılan sarayların en meşhurudur. Sarayın bulunduğu yer bir koy idi. Sultan Birinci Ahmed Han ile Sultan İkinciOsman Han devirlerinde bu koy doldurularak burada Çinili Köşk ismiyle bir kasr yaptırıldı. Daha sonra aynı yerde Sultan Üçüncü Selim tarafından Beşiktaş Sarayı yaptırıldı. Sultan Abdülmecid Han bu sarayı yıktırarak 1851’de Dolmabahçe Sarayını yaptırmaya başladı. Yapımı beş sene süren bu sarayda 200 oda ve 8 büyük salon vardır. Mermerleri, Marmara Adasından getirilmiştir. Osmanlı sultanlarının Bayezid ve Topkapı saraylarından sonra oturdukları üçüncü yerdir. (Bkz. Dolmabahçe Sarayı)

Çırağan Sarayı: Beşiktaş’ta deniz kıyısında Yıldız Parkının karşısındadır. Sultan Abdülaziz Han 1871’de yaptırmıştır. Mermer işçiliğiyle meşhur olan saray, 1910’da yanmıştır. Günümüzde restore edilmiş ve turistik otel olarak kullanılmaktadır.

Yıldız Sarayı: Beşiktaş’ta Yıldız Camiinin karşısındadır. Sultan Abdülaziz Han 1866’da yaptırmıştır. Çok geniş bir koruluğun içinde yer alan saray, çeşitli köşklerden meydana gelmiştir. Bayezid, Topkapı ve Dolmabahçe saraylarından sonra Osmanlı sultanlarının oturduğu dördüncü saraydır. Sekiz sultana mesken olan bu saray, bir sanat abidesidir. (Bkz. Yıldız Sarayı)

Beylerbeyi Sarayı: Boğaziçi’nin pırlantası olan bu saray Sultan Abdülaziz Han tarafından yaptırılmıştır. Sarayın doğu duvarları ve iç yapısı çok süslemelidir. Havuzlu salonu set biçiminde düzenlenmiş bahçesi ve değerli eşyaları ile meşhurdur. (Bkz. Beylerbeyi Sarayı)

İbrahim Paşa Sarayı: Kanuni Sultan Süleyman’ın eniştesi İbrahim Paşanın düğün hediyesi olarak verdiği bu saray, daha sonraları kışla ve okul olarak kullanılmıştır. Sultanahmed semtinde bulunan saray, son senelerde tamir edilip, Türk-İslam Eserleri Müzesi olmuştur.

Eyüp Sultan Camii ve külliyesi: Fatih Sultan Mehmed Hanın emriyle 1453-1459 yılları arasında Eshab-ı kiramdan Ebu Eyyub el-Ensari’nin İstanbul’u şereflendiren kabr-i şerifinin yanında yaptırılmıştır. Külliye, cami, türbe, medrese, imaret ve çifte hamamdan meydana gelmektedir. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Senenin her gününde, bilhassa Ramazan ayında ziyaretçilerle dolup taşan, Türk milletince mukaddes tanınan bu türbe ve cami, yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin hatta İslam dünyasının dini ziyaret merkezlerinden biridir.

Fatih Camii ve külliyesi: Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 1463-1471 seneleri arasında yaptırılmıştır. Külliye; cami, medreseler, darüşşifa, tabhane, imaret, sıbyan mektebi, kitaplık, hamam, saraçlar çarşısı ve çeşitli türbelerden meydana gelmiştir. Fatih külliyesi, İstanbul Üniversitesinin ilk çekirdeğidir. Buradaki tetimme medreselerinde hazırlık dersleri görüldükten sonra, medresede yüksek tahsil yapılırdı. Klasik Osmanlı külliyelerinin öncüsüdür. Çeşitli zamanlarda tamir görmüştür. Kütüphanesinde Osmanlı devrine ait el yazma ve basma 10.000 eser vardır. Bu eserler bugün Süleymaniye Kütüphanesinde okuyucuya açıktır.

Mahmud Paşa Camii ve külliyesi: Mahmudpaşa semtinde sadrazam Mahmud Paşa tarafından yaptırılmıştır. Cami, türbe, hamam, medrese, sıbyan mektebi, mahkeme, çarşı ve imaretten meydana gelmiştir. Çeşitli zamanlarda tamir gören külliyenin günümüze sadece cami, türbe, han, medresenin dersanesi ve hamamının bir bölümü ulaşmıştır.

Mihrimah Sultan Camii ve külliyesi: Edirnekapı’da Kanuni Sultan Süleyman Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami medrese, sıbyan mektebi, hamam, türbeden ve dükkanlardan meydana gelmiştir. 1894 zelzelesinde zarar görmüş ve tamir edilmiştir.

Sultan Selim Camii ve külliyesi: Haliç’e bakan bir tepe üzerinde 1522’de yapılmıştır. Cami inşaatını Yavuz Sultan Selim Han başlatmış, oğlu Kanuni Sultan Süleyman tamamlatmıştır. Külliye; cami, tabhane, imaret, sıbyan mektebi, hamam, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese, imaret ve Ayşe Hatun türbesi yıkılmıştır. Diğer kısımları günümüze kadar gelmiştir. Caminin kıble istikametinde Yavuz Sultan Selim Hanın türbesi vardır.

Haseki Camii ve külliyesi: Aksaray’dan Silivrikapı’ya giden cadde üzerindedir. 1551’de Haseki Hurrem Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, darüşşifa ve çeşmeden meydana gelmiştir. Darüşşifa, dispanser olarak kullanılmaktadır. Sultan Birinci Ahmed 1612’de camiyi genişletmiştir.

Davutpaşa Camii ve külliyesi: Davutpaşa semtindedir. 1485’te Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan İkinci Bayezid devri vezirlerinden Davud Paşa yaptırmıştır. Külliye, cami, medrese, türbe, imaret, sıbyan mektebi, mahkeme, çeşme ve hamamdan meydana gelmiştir. Medrese yıkık vaziyettedir. Zaviyeli camiler planındadır. 1984 zelzelesinde imaret, mahkeme ve mektep kısmı yıkılmıştır.

Kara Ahmed Paşa Camii ve külliyesi: Topkapı’da, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Kara Ahmed Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, cami, medrese ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Medrese odaları U biçiminde caminin avlusunda dizilmiştir. Sıbyan mektebi caminin biraz uzağındadır.

İbrahim Paşa Camii ve külliyesi: Silivrikapı’da Sadrazam İbrahim Paşa tarafından 1551’de Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Geniş bir avlu içinde cami, türbe, sıbyan mektebi, hamam, şadırvan ve çeşmeden meydana gelmektedir. Kapılardaki ahşap geometrik geçme ve fildişi kakma işçiliği çok güzeldir. Şadırvan, cami, türbe, çeşme dışındaki kısım yıkılmıştır.

Hekimoğlu Ali Paşa Camii ve külliyesi: Davutpaşa semtinde, Hekimbaşı Nuh Efendinin oğlu ve Sultan Birinci Mahmud Hanın sadrazamlarından Ali Paşa tarafından 1734’te yaptırılmıştır. Külliye, kütüphane, zaviye, türbe, sebil ve çeşmeden meydana gelmiştir. Devrinin güzel çinileri ile süslüdür. 1830’da tamir görmüştür.

Cerrahpaşa Camii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtinde saray cerrahı iken sadrazam olan Mehmed Paşa tarafından 1593’te yaptırılmıştır. Mimarı Davud Ağa’dır. Cami, medrese, türbe, hamam, çeşmeden meydana gelen külliyeden sadece hamam günümüze ulaşmamıştır. 1958-1960 arasında tamir görmüştür.

Amcazade Hüseyin Paşa Camii ve külliyesi: Fatih’te Saraçhane başında Amcazade Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliye cami, medrese, kütüphane, çeşme, dükkanlardan meydana gelmiştir. Medresenin önem kazandığı külliyelerin örneklerindendir. Bütün yapılar bir avlu duvarı içine alınmıştır.

Zal Mahmud Paşa Camii ve külliyesi: Eyüp’te vezirlerden Zal Mahmud Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından 16. asır ortalarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Cami, iki medrese, türbe ve çeşmeden meydana gelen küçük bir külliyedir. Planı değişik ve ilgi çekicidir.

Koca Mustafa Paşa Camii ve külliyesi: Cerrahpaşa semtindedir. Sultan İkinci Bayezid’in sadrazamı Koca Mustafa Paşa tarafından Haghios Andreas Kilisesi camiye çevrilerek kurulmuştur. Ekmekçizade Ahmed Paşa bazı ilaveler yaptırmıştır. Külliye, cami, tekke, şadırvan, medrese ve imaretten meydana gelmiştir.

Mihrimah Sultan Camii ve külliyesi: Üsküdar iskele meydanındadır. İskele Camii de denir. Kanuni Sultan Süleyman Hanın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, sıbyan mektebi, imaret, hamam, kervansaray, ambar, muvakkithane, çeşme ve türbeden meydana gelmektedir. Bunlardan cami, türbe, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ve hamam sağlamdır. Medrese, sağlık merkezi; sıbyan mektebi ise çocuk kitaplığı olarak kullanılmaktadır.

Eski Valide Sultan Camii ve külliyesi: Üsküdar Toptaşı’ndadır. Sultan İkinci Selim Hanın eşi ve Sultan Üçüncü Murad Hanın annesi Nurbanu Valide Sultan tarafından 1577-1583 arasında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Külliye, cami, medrese, darüşşifa, kervansaray, tabhane, imaret ve darulkurradan meydana gelmiştir. Caminin içi çini ve tahta oymalarla süslüdür.

Şemsi Paşa Camii ve külliyesi: Şemsipaşa semtinde, deniz kıyısındadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Şemsi Paşa, Mimar Sinan’a yaptırmıştır. Külliye, cami, türbe ve medreseden meydana gelmiştir. Medrese 1953’ten beri kütüphane olarak kullanılmaktadır.

Sizde içinde İstanbul kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

İstanbul kelimesi anlamı 2198 defa okunmuştur. [241123] İstanbul kelime anlamı, İstanbul nedir, İstanbul ne demek, İstanbul sözlük anlamı

Paylaş