Müflis Nedir ? Ne Demek ?

Müflis Kelime Anlamı Nedir ?

1-)MÜFLİS



Malı borcunu karşılamayan veya borcuna karşılık hiç malı bulunmayan kimse anlamında bir İslam hukuku terimi; dünyada kazandığı sevapların ahiretteki hesaplaşmada, haksızlık yaptığı kimselere dağıtılması sonucu, elinde sevap kalmayan ve cehennemlik durumuna düşen kimse; iflas mastarından ism-i fail bir sözcük. İflas, fels, feles ve tetlis aynı kökten sözcüklerdir.

Fels; altın veya gümüş dışında demir, bakır, nikel gibi başka madenlerden basılmış olan madeni para demektir. Bu sözcüğün Arap diline latince "follis"ten geçtiği öne sürülmüştür. İmparator I. Anastius (M. 491-518)'un meskukat nizamnamesinde 40 Nummialık Bizans sikkesinin adıdır. Çoğulu "fülus"tür. Bizans bakır sikkelerinin ayarı, M. 7. yüzyıldan sonra çok bozulduğu için, Araplar bunları sikke olarak kabul edip tedavülde kullanmamışlardır. İslam aleminin en eski, ilk bakır sikkesi Şam'da basılmış olan bir felstir. Emeviler devrindeki bu kullanımda da felsler mutlak kıymetli bir sikke gibi değil, ancak kesirleri tamamlamak için ufak para olarak kullanılmışlardır. Feles, malı tüketip paraya, pula, yani ufaklık paraya muhtaç duruma düşmek demektir. İflas ise, malı tükenmek anlamına gelir ki; malı tükenen kimseye de "müflis" denir.

Kur'an-ı Kerim'de fels kökünden herhangi bir terim yer almamıştır. İflas, teflis veya müflis kelimeleri daha çok hadislerde kullanılmıştır. Kişi mal varlığını dünyada kaybedebileceği gibi, ahiretteki en önemli değerleri olan iyi amellerini ve bunların bedeli durumundaki "ecir ve sevab"ını da kaybedebilir. Bu yüzden Rasulüllah (s.a.s), iflas'ı dünya ve ahiret yönüyle ifade etmişlerdir.

Ebu Hureyre (r.a)'den rivayete göre, Allah ın elçisi, Ashab-ı kirama; "Müflis'in kim olduğunu bilir misiniz?" diye sormuş, onlar da; "Ey Allah'ın elçisi! Bize göre, müflis, parası ve malı olmayan kimsedir". Rasul-i Ekrem şöyle buyurdu: "Benim ümmetimin müflisi o kimsedir ki, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat getirecek, fakat buna sövmüş, filancaya zina iftirası yapmış, falancanın malını yemiş, şunun kanını akıtmış, bunu dövmüş olarak gelecektir. Sonra (yaptıklarının hesabını vermek için) oturacak; kısas olarak, bu haksızlığa uğrayanlar onun sevaplarından (haklarını) alacaklar. Eğer sevapları yeterli olmazsa, haksızlık ettiği kişilerin günahlarından alınıp, ona yükletilecek ve sonra ateşe atılacaktır" (Müslim, Birr, 60; Tirmizi, Kıyame, 2; Ahmed b. Hanbel, II, 303, 334, 372). Bu hadisten, Sahabenin parası ve malı bulunmayan kimseyi müflis kabul ettiği anlaşılmaktadır. Rasulüllah (s.a.s), buna ahiretteki değerlerini kaybeden kişiyi de ilave etmiştir.

Ancak, "müflis"e, bir fıkıh terimi olarak, ayrıca borcunun bulunması unsuru da eklenmelidir. Nitekim Hanefi ve Hanbeli fıkıh kaynaklarında müflisin tarifi şöyle yapılmıştır: "Müflis; borcu malından, gideri gelirinden daha çok olan kimsedir" (İbn Kudame, el-Muğni, Beyrut 1968, IV, 455). Mecelle'nin tarifi şöyledir: "Medyun-i müflis yani düyunu malına müsavi yahut ezyed olup da gureması (alacaklıları) ticaretle malının zayi olmasından veyahut malını kaçırmasından veya aharın üzerine geçirmesinden havf ile hakime müracaat ederek malında tasarruftan yahut ahara borç ikrarından hacr olunmasını talep ettiklerinde hakim ol kimseyi hacr eder ve emvalini satıp esmanını beyne'l-gurema taksim eyler" (Mad. 999).

Yukarıdaki bilgilerin ışığında iflası şu şekilde tarif edebiliriz: İflas, hakimin, borçlunun ödemesi gereken borçlarını ödemekten acze düşmesi sebebiyle, yani borçlarını nakitle ödeyememesi ve malvarlığının da yetersiz olması yüzünden, onun haczi mümkün ve caiz olan bütün mallarını, alacaklıların yararlanmasına tahsis etmesidir. İşte bu şekilde, borçlarını ödemekten aciz duruma düşen kimseye de müflis denir.

Çoğunluk İslam hukukçularına göre, malın borca batık olması, başka bir deyimle iflas hali bir hacr sebebidir. Hacr; bir kimseyi belli sebeplerden ötürü kavli tasarruflarından ve yaptığı akitlerin bağlayıcı olmasından alıkoymaktır. Hacr altında bulunan kimseye "mahcur (kısıtlı)" denir: Kişiyi hacr altına almanın iki sebebi olabilir. a) Ya kişi kendisi veya malı bakımından korunur; b) Ya da üçüncü kişilerin zarara girmesi önlenmek istenir. Akıl hastası, küçük sefih ve malını saçıp savuran kişinin kısıtlanması, kendi yararı içindir. İflas eden borçlunun kısıtlanması alacaklıların; ölüm hastasının kısıtlanması ise, terekenin üçte birinden fazlası da mirasçıların haklarını korumak amacına yöneliktir (bk. "Hacr" ve "İflas" maddeleri).

Ebu Hanife'ye göre, malı borca batık olsa bile borçlu hacr edilemez. Çünkü o, akıl bakımından tam ehliyetli olduğu için tasarruf ve insanlık hürriyetini korumak gerekir. Ancak borçlarını ödemesi için de gerekli tedbirler alınabilir. Mesela; borçlu, kendiliğinden borçlarını ödemezse hapsolunur ve malını satarak borcunu ödemeye zorlanır.

Ebu Yusuf, İmam Muhammed; İmam Şafii, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel'e göre, serveti, vadesi gelen borçlarını karşılayamayacak durumda bulunan borçlu, alacaklıların isteği üzerine hakim tarafından hacr olunur. İşte bu kimseye müflis denir. Bu; borcu malından daha çok olan kimsedir. Ancak Malikiler, müflis borçlunun, kazai bir hükme ihtiyaç olmaksızın da hacr edilebileceğini söylerler.

Müflis borçlu hacr edilince tasarruf ehliyeti kısıtlanır ve mümeyyiz küçük gibi olur. Artık onun, alacaklılara zarar veren mali tasarrufları, onların icazetine bağlı olarak sahih olur. Bu tasarruflar hibe ve vakıf gibi sırf teberru niteliğinde olsun veya bir malı değerinden daha az bir fiyatla satma yahut değerinden daha fazla bir fiyatla mal satın alma gibi müsamahalı bir ivazlı tasarruf kabilinden bulunsun sonuç değişmez. Eğer alacaklılar icazet verirse, tasarruf yürürlülük kazanır; aksi halde batıl olur.

Kısıtlının alım-satımı rayiç bedelle yapılmışsa, geçerli olur. Eğer gabn ölçüsünde piyasa fiyatı dışına çıkılmışsa, alıcı hastanın satım akdinde olduğu gibi ya gabn miktarını (eksikliği) tamamlar veya akdi feshedebilir. Ancak bu kimse, emsal mehirle evlenebilir; boşama; muhalea ve benzeri aile hukuku tasarruflarında bulunabilir. Diğer yandan, alacaklılar aleyhine bir durum söz konusu olmadığı için, lehine yapılan hibe ve teberruları kabul edebilir. Hanefilerde, Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'in görüşü ile fetva verilerek, borçluluk veya iflas bir hacir sebebi sayılmıştır (İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtar, Mısır, t.y., V,101,102,105 vd.; el-Meydani, el-Lübab, Kahire, t.y., II, 20; ez-Zeylai, Tebyinü'l-Hakaik, V,199; eş-Şirbini, a.g.e., Mısır, t.y., II,146; İbn Rüşd, Bidayetü'l-Müctehid, Mısır, t.y., II, 280; ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edilletüh, Dımaşk 1405/1985, IV, 132, 133).

Malın zorla satılarak bedelinin alacaklılara ödenmesi prensibi zamanla kötüye kullanılmış; borçlular mallarını alacaklılardan kaçırmak için muvazaalı olarak başkasına satış göstermiş, bir hayra veya çocuklarına vakfetmiş ya da hibede bulunmuştur. İşte bu durum karşısında müteahhirun (bk. "Müteahhirun" maddesi) hukukçuları borcu servetini aşmış kimselerin kısıtlı olmasalar bile, alacaklılar razı olmadıkça hibe ve vakıf gibi tasarruflarının, yürürlülük kazanamayacağına fetva vermişlerdir. Hanbeli ve Maliki fakihlerinden sonra Hanefiler de bu yolda fetva vermişlerdir. Nitekim Kanuni ve II. Selim devirlerinde Şeyhülislamlık yapan Ebussuud Efendi, sultana arzettiği maruzatında bu hükmü açıkça belirtmiştir (Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, İstanbul 1983, 144).

Müflis olarak vefat eden kimsenin hak, alacak ve borçları artık tereke üzerinde devam etmektedir. Onun mal, hak ve alacaklarının mülkiyeti mirasçılarına intikal eder. Borçları ise yalnız terekede kalır ve onu bağlar. Hanefi ve Şafiilere göre, borçlar tereke varsa veya kefille takviye edilmişse zimmet borcu olarak devam eder. Aksi halde terekenin karşılamadığı borç miktarı dünya hukuku bakımından düşer (Bilmen, İstilahat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1970, V, 221-223, 232; Senhuri, Masadiru'l-Hak, y.y., 1958, V, 84; Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslam Hukuku, İstanbul 1987, II, 321-322; Fahreddin Atar, İslam İcra ve İflas Hukuku, İstanbul 1990, s. 302, 303).

Diğer yandan mirasçılar borca batık terekeyi, bütün borçları ödemek suretiyle satılmaktan kurtarabilirler. Ancak yalnız terekenin kıymetini ödemekle satışa engel olamazlar. Bu duruma göre, borca batık terekenin iflas hükümlerine göre işleme tabi tutulması için iki şartın gerçekleşmesi gerekir. a) Terekenin borca batık olduğunun sabit bulunması, b) Mirasçıların, borcun tamamını ödeyerek terekeyi kurtarmak istememeleri. Burada, mirasçıların bütün borçları ödemeyi kabul etmemeleri mirasın reddi niteliğindedir. Bu durumda, ölenin mal varlığı nakit paraya çevrilerek alacaklılara, alacakları oranında paylaştırılır. Mesela; tereke, borçların yarısını karşılayacak durumda ise, bütün borçların yarısını ödemekle yetinilir. Kefil bulunmaz ve mirasçılar da kendi rızalarıyla murislerinin bıraktığı bu borcu özel servetleriyle ödemeyi kabul etmezlerse, terekeyi aşan borç kısmı dünya hukuku bakımından düşer. Onun hesabı artık ahirete kalmış bulunur. Günümüz beşeri hukuklarında da, borca batık terekeyi, mirasçıların belirli süre içinde reddetme hakları genellikle kabul edilmektedir (İbn Âbidin, a.g.e., V, 416; İbn Kudame, a.g.e., IV, 483; Ali Efendi, Fetava, II, 355, 356, 358; Ali Haydar, Düreru'l-Hukkam, İstanbul 1919, 1330, III, 327).

Hamdi DÖNDÜREN


2-)Bir vasi (bir yetimin veya akılca zayıf ve hasta olan bir kimsenin malını idare eden kimse), yetimin (babası veya anası-babası ölmüş çocuğun) ekim arazisini bir müflise satsa; satış gözden geçirilir. Eğer bu uygun satış ise, kadı (hakim), müşteriye üç gün mühlet tanır. İmkanı olursa, bu müddet içinde malın bedelini öder, değilse, satış bozulur. (Ebü'l-Leys Semerkandi)

2. Dünyada iken insanların haklarını yemiş, onları dövmüş, sıkıntı ve eziyet vermiş; bu sebeblerle ahirette hesablar görülürken, hakkı olanlara bütün günahları verilip, hiç sevabı kalmayan ve hak sahiplerinin günahlarını yüklenerek, Cehennemlik olan kimse.

Resulullah efendimiz bir hadis-i şeriflerinde; "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" buyurdu. Eshab-ı kiram (Peygamber efendimizin arkadaşları); "Bizim bildiğimiz müflis; parası, malı olmayan kimsedir" dediler. Bunun üzerine; "Ümmetimden müflis şu kimsedir ki, kıyamet günü namazları ile oruçları ile ve zekatları ile gelir. Fakat; kimisine sövmüştür, kiminin malını almıştır, kiminin kanını akıtmıştır, kimini dövmüştür. Hepsine bunun sevablarından verilir. Haklarını ödemeden önce sevabları biterse, hak sahiblerinin günahları alınarak buna yüklenir. Sonra Cehennem'e atılır" buyurdu. (Hadis-i şerif-Mektubat-ı Rabbani)

Âhirette müflis olmaktan çok korkmalıdır. Onun için kimsenin hakkını yememeli, herkese güler yüzle muamele etmelidir. (Seyyid Abdülhakim)

Huzuruna müflis olarak geldim,

Yüzünün güzelliğinden bir şey isterim.

Şu boş zembilime elini uzat,

O mübarek eline güvenirim.

(Şah-ı Nakşibend)


3-)Bir işte bütün parasını batırmış, batkın, iflas etmiş.


4-)Batkın.


Bu bilgi faydalı oldu mu ?

 

Kelime Türü Nedir ?

Bu kelime Dini bir Terimidir.

Dil
Anlamı
İngilizcesi İngilizce
Bankrupt.
İngilizcesi İngilizce
İnsolvent.
İngilizcesi İngilizce
İnsolvent batkın.
İngilizcesi İngilizce
İflas etmiş.
İngilizcesi İngilizce
Bair man.
İngilizcesi İngilizce
Nonsolvent.

  • Müflis aracı kurumdan alacaklı görünen ortaklar, yönetim kurulu ve denetleme kurulu üyeleri, personeli ile bunların eşlerine ve üçüncü derece dahil kan ve sihri hısımlarına ödeme yapılmayacak.
  • Müfrisliğin sonu Müflis olmaktır"dedi.

Sizde içinde Müflis kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

Müflis kelimesi anlamı 828 defa okunmuştur. [243287] Müflis kelime anlamı, Müflis nedir, Müflis ne demek, Müflis sözlük anlamı

Paylaş