ORDU kelime anlamı ORDU nedir ORDU ne demek ORDU sözlük anlamı ORDU

Kelime Anlamı Nedir ? Ne Demek ?

İlin Kimliği

Yüzölçümü: 6001 km2

Nüfsu: 830.105

İlçeleri: Merkez, Akkuş, Aybastı, Çamaş, Çatalpınar, Çaybaşı, Fatsa, Gölköy, Gülyalı, Gürgentepe, İkizce, Kabadüz, Kabataş, Korgan, Kumru, Mesudiye, Perşembe, Ulubey, Ünye.

Karadeniz bölgesinin Orta Karadeniz bölümünde, yer alan bir ilimiz. İl toprakları 4018 ve 4108 kuzey enlemleriyle 3652 ve 3812 doğu boylamları arasında yer alır. Batıdan Samsun, güneydenTokat ve Sivas, doğudan Giresun illeri ve kuzeyden Karadenizle çevrilidir. Dünyaca ünlü fındık diyarıdır. Trafik plaka numarası 52dir.

İsminin Menşei

1071den sonra Anadolu Ftihi Kutalmışoğlu Süleyman Şah emrindeki Selçuklu Türk Ordusu, fethettiği yerlerde, trih Türk geleneğine uyarak beğendikleri yerlere derhal bir şehir kurmayı det edinmişlerdi. Ordu civrını fetheden Selçuklu Türkleri, bu bölgenin güzelliği karşısında hayran kaldılar ve Ordunun temelini attılar. Kurulan şehre Ordu ili dendi. Zamanla bu isim Ordu olarak yerleşti.

Trihi

Ordu ilinin bulunduğu toprakların trihi çok eski devirlere dayanır. Anadoluya hkim olan Hititlerin sınırında fakat Hitit hkimiyetinin dışında kalan bu bölge, Hitit Devletinin yıkılışından sonra, mrsını paylaşan Frikya ve Lidya devletlerinin de, hakimiyetine geçmemiştir. Ancak Batı Anadolu (İyonyalı) tcirler, burada ticr koloniler kurdular. M.Ö. 6. asırda Persler, Anadolunun büyük kısmını ve bu bölgeyi ele geçirdiler.

Makedonya Kralı İskender, M.Ö. 4. asırda Pers Devletine son verince; İran asıllı fakat Rumca konuşan ve eski Yunan kültürünün potasında erimiş Pontus Devleti, bu bölgeyi ve Karadeniz shilleriyle Kırımı ele geçirdiler.

Roma İmparatorluğu M.Ö. 1. asırda Pontus Devletine son vererek kendisine ilhak etti. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, Anadolu gibi bu bölge de Bizansın payına düştü. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra bu bölge, bütün Anadolu gibi AnadoluFtihi ve Anadoluda Türk Devletinin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedildi. 1204te Dördüncü Haçlı Seferi sonrasında kurulan Trabzon Rum İmparatorluğu bu topraklara hkim oldu. Bağımsız olmasına rağmen Konya Selçuklularına tbi olan bu imparatorluğun toprakları gittikçe daraldı. Devamlı Türkmen göçleriyle Türkleşen bölge, 1346da Canik Beyliğini kuran Hacıeminoğullarının idresine geçti. 1391de Yıldırım Byezd Han, tarafından bölge toprakları Osmanlı Devletine katıldı.

1402 senesinde Sultan Byezdi yenen Tmr Han, bölgeyi tekrar Hacıeminoğullarına verdi.

Ftih Sultan Mehmed Han 1461de Trabzon Rum Pontus Devletini ortadan kaldırarak, bütün bu bölgeyi kesin olarak Osmanlı Devletine kattı.

Osmanlı devrinde Ordu, Trabzon eyletinin bir kazsı idi. 1883te büyük bir yangın geçiren Ordu, yeniden mr edildi ve Cumhriyet devrinde il merkezi oldu.

Fizik Yapı

Ordu il toprakları çok dağlıktır. Ovalarının miktarı sadece 0,5tir. 83,5 dağlık ve 16sı platolardan meydana gelir.

Dağlar: En önemlileri Canik ve Karagöl Dağlarıdır. Canik Dağları Karadenize ve güney sınırına paralel olarak uzanır. Karagöl Dağı ise OrduGiresun sınırında yer alır. Karagöl Dağı 3105 m, Göndeliç Tepesi 2789 m, Seyir Tepesi 2103 m yüksekliğe shiptir. CanikDağları üzerinde Gürgentepe Geçidiyle Haçbeli Geçidi bulunur. Bu geçitlerle Ordu Sivasa bağlanır. Canik Dağlarından çıkan ve Karadenize dökülen sular bzı plato ve yaylalar meydana getirmişlerdir. Bzı yerleri 2000 metreyi geçer. Yaylalar bitki örtüsü bakımından zengindir ve küçükbaş hayvancılığa müsittirler.

Çambaşı, Keyf Alanı, Perşembe, Düzdağ, Yedigöz ve Güllüyazı başlıca yaylalarıdır.

Ovalar: Ordu ilinde geniş ova yoktur. Kıyıda ve akarsu boylarında bzı düzlükler vardır. Bu düzlükler ise çok verimlidir.

Akarsular: Kıyı dağlardan çıkarak Karadenize dökülen pekçok akarsu vardır. Bunların çoğu kısa ve düzensiz akışlı, yağış mevsiminde taşan akarsulardır. Büyük akarsuları ise 160 km uzunlukta Melek Çayı, 60 km uzunlukta Bülbül Deresi ile bunların arasında akan Çivil Deresidir. Bulaman Çayı, Turna Suyu, Akçay ve Elekçi Deresi ve daha birçok irili ufaklı akarsu vardır.

Göller: İl topraklarında büyük göl yoktur. Sdece buzul göller vardır. Karagöl Dağının 3000 m yükseklikteki krater gölü, 15 km uzağındaki Ulugöl ve Fatsa yakınındaki Gaga Gölüdür.

İklim ve Bitki Örtüsü

İklim: Ordu ilinde tipik Karadeniz iklimi hüküm sürer. Kışlar ılık yazlar ise serin geçer. Shilden içeriye indikçe kara iklimi görülür. Canik Dağları kuzeyden gelen soğuk kuzey rüzgrlarına set olur. Bu rüzgarların getirdiği yağmur bulutlarının Ordu içinde yağmura dönmesinde rol oynar. Isı senede en fazla 10 gün OCnin altına düşer. Karın yerde kalma müddeti 10 günü geçmez. Senenin 150 günü yağışlı geçer.

Bitki örtüsü: Ordu il toprakları yaz ve kış yemyeşildir. Kıyılarının ılık ve bol yağışlı olması, bitki örtüsünün zengin olmasını temin etmektedir. Kıyı şeridi 1500 m yüksekliğe kadar meyve ağaçları, ormanlar ve fundalıklarla kaplıdır. Ordunun Karadeniz kıyısında Akdeniz bitkilerine rastlanır. Geniş fındık bahçeleri yanında incir, mandalina, portakal ve limon gibi meyvelerle mersin ve defne ağaçları oldukça çoktur.

Ekonomi: İlin ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayanır. Faal nüfsun 80i tarım sektöründe çalışır. Son senelerde sanyi de gelişmiştir.

Tarım: Ordu ilinde ekime müsit topraklar çok azdır. Fakat iklimi yumuşak ve yağış boldur. Ekilemeyen yamaçlara fındık ağacı dikilir. Orduda tarım fındık demektir. Fındık aslında bir orman ağacıdır. İl dhilinde fındık ağacı sayısı 100 milyona yaklaşmaktadır. Bunlardan ortalama 80.000 ton fındık elde edilir. Fındığın yetiştiği bölgeler; merkez ilçe (Ordu), Fatsa, Ünye, Ulubey ve Perşembe ilçeleridir. Fındıktan sonra yetişen diğer tarım ürünleri mısır, patates, fasulye, soya, buğday ve arpadır. Bunların dışında turunçgiller, çay, lahana ve barbunya da yetişir.

1970te sdece bir harman makinası bulunurken 1985te 7.000e yaklaşmıştır. Arzi engebeli olduğu için traktör sayısı azdır. Türkiyede en çok fındık Orduda yetişir. Türkiyedeki fındık ağaçlarının dörtte biri bu ildedir. Ordunun tombul fındık cinsi bütün dünyda meşhurdur. Dışarıya satılarak döviz temin edilir. Fındık, Ordu ilinin her şeyidir. Senelerce önce sdece shil bölgesinde fındık yetişirken bugün yüksek bölgelerde de yetişmeye başlamıştır.

Hayvancılık: Ordu ilindeki yaylalar hayvancılığa elverişlidir. Aybastı, Gölköy, Mesudiye ve Korgan ilçelerinde hayvancılık çok gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.

Balıkçılık oldukça ileri durumdadır. En çok avlanan balıklar hamsi, istavrit, kefal, mezgit, kalkan ve barbunyadır. Ayrıca kara sularında bol miktarda palamut, torik, zargana ve uskumru bulunur.

Ormancılık: Ordu ili orman bakımından çok zengindir. İl topraklarının 41i ormandır. Ormanlarda ldin, köknar, kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, kestane, kavak, sarıçam ve Akçaağaç bulunur. İl dhilinde 200 bin hektar orman ve 50 bin hektara yakın fundalık vardır. Senede ortalama 250 bin m3 sanyi odunu ve 125 bin ster yakacak odunu elde edilir. 122 köy orman içinde ve 145 köy orman bitişiğindedir.

Mdenler: Ordu ili mden bakımından zengin sayılmaz. İl dhilinde kurşunla karışık çinko, bakır, kil ve Aybastı ile Gölköy arasında linyit yatakları vardır.

Sanyi: Ordu ilinde sanyi 1970ten sonra gelişmiştir. On ve daha fazla işçi çalıştıran sanyi işyeri sayısı 120yi aşmış olup, bunun 35i fındığı kabuğundan ayırarak iç fındık hline getiren fabrikalardır. Fındığı işleyerek, iç ve dış pazarlara süren en modern tesis, Sagra Tesisleridir. Diğer sanyi kuruluşları lastik ve ayakkabı fabrikası, yem fabrikası, un fabrikaları, balık yağı fabrikası, soya yağı fabrikası, çimento fabrikası, tuğla fabrikaları, kereste fabrikaları, tel çivi fabrikası ve gemi atölyeleridir.

Ulaşım: Ulaşım kara ve deniz yolu ile sağlanır. Ordu, Doğu Karadeniz illerini birbirine bağlayan ve kıyıya paralel olarak uzanan devlet kara yolları üzerindedir. İl dhilinde 325 km devlet yolu ve 400 km il yolu bulunur.

Orduda 78 m boyunda 9 m eninde bir balıkçı barınağı adı verilen çekek vardır. Buraya 30 balıkçı teknesi yanaşır. Vapur iskelesine aynı anda iki büyük gemi, 6 büyük ve 10 küçük motor yanaşır. Yük taşımaya müsit değildir. Ordu ihraç ettiği fındığını Giresun limanı ile sevk eder. Perşembe ve Fatsa ilçelerinde birer motor iskelesi ve birer balıkçı barınağı, Ünyede sdece iskele vardır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Nüfus: 1990 nüfus sayımına göre toplam nüfsu 830.105 olup, 336.820si il ve ilçe merkezlerinde 493.285i köylerde yaşamaktadır. Yüzölçümü 6001 km2 ve nüfus yoğunluğu 138dir.

Örf ve detleri: Ordu ve çevresinde eski çağlardan bu yana birçok millet ve kültür hkim olmuşsa da, 1071 Malazgirt Zaferinden sonra devamlı Türkmen boyları gelerek 12. asırda tammen Türkleşmiştir. Çepni Türkmenlerinin kurduğu Hacıemiroğlu Beyliği buraya hkim olduğunda bölgenin çoğunluğunu Türkmenler teşkil ediyordu. 18771878 TürkRus Harbinden sonra Kırım ve Kafkasyadan gelen kalabalık Türk topluluğu da bu bölgeye yerleşti. On ikinci asırdan bu yana Ordu ve çevresinde Türkİslm kültürü hkim olmuştur.

Mahall kıyfet: Kadınlar başa çember veya yaşmak örterler. Gövdeye içlik denilen bulz ve onun üstüne cepken, alta şalvar giyilir. Üzerinde peştemal bulunur. Erkekler başlarına Kabalak denilen bir başlık sararlar. Uzun kollu içlik ve üzerine avcı yeleği, bundan sonra da aba giyilir. Pantolonun yerini zıpka, ayakkabının yerini sapuk denilen yarım çizme alır. Abayı belden kemerle sararlar.

Halk oyunları: Halk müziği Karadeniz bölgesi ile İç Anadolunun kuzey kısmının özelliğini taşır. Mahall halk oyunlarının cinsleri; Samak, horon, halay ve Kafkasya oyunlarıdır. Başlıca oyunları ise, horon, dik horon, düz hava, karşılama, mendil oyunu, mill horon, düz hava, karşılama, mendil oyunu, mill horon, boztepe horonu, sarı kız, sürümek, zamak ve kol oyunudur.

Mahall yemekler: Hamsili pilav, karalahana çorbası, karalahana sarması ve Ünye pilvı, hamsi tava, hamsi buğulaması, içli hamsi, pancar sarması, mısır çorbası, çerkez tavuğu, tirmit (mantar), yumurtalı sakarca ve yağlıdır.

Eğitim: Okur yazar nisbeti 75 civarındadır. İlde 28 anaokulu, 1088 ilkokul, 108 ortaokul, 12 meslek ve teknik ortaokul, 19 lise, 23 meslek ve teknik lise vardır (1993). Yüksek okul olarak sdece Meslek Yüksek Okulu vardır.

Ordu ili karakucak güreşinde ve çeşitli spor dallarında şampiyonlar yetiştirmiştir.

İlçeleri

Ordunun biri merkez olmak üzere on dokuz ilçesi vardır.

Merkez: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 142.075 olup, 102.107si ilçe merkezinde, 39.968i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dar kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar kızılağaç, gürgen, meşe, kayın, ladin, köknar ve sarıçam ormanları ile kaplıdır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri; fındık, mısır, patates, fasulye ve sebzedir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık, iç kesimlerde ise hayvancılık yapılır. Sümerbank SoyaFabrikası, un, gıd, fındık ürünleri, fındık kırma, orman ürünleri fabrikaları başlıca sanyi kuruluşlarıdır.

İlçe merkezi. Boztepenin eteğinde ve Kirazlimanı kıyısında kurulmuştur. 1888 yangınından sonra plnlı bir şekilde kurulan Ordu, Karadenizin en genç şehridir. SamsunGiresun shil yolu ilçeden geçer. İlçe belediyesi Cumhriyetten önce kurulmuştur.

Akkuş: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 48.889 olup, 6236sı ilçe merkezinde, 42.653ü köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 43 köyü vardır. Yüzölçümü 666 km2 olup, nüfus yoğunluğu 73tür. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar akarsu vdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuları Karakuş ve Bolaman çaylarıdır. Dağlar zengin ormanlarla kaplıdır.

Ekonomisi ormancılığa dayanır. Tarım sınırlı alanda yapılır. Başlıca tarım ürünleri fındık, ceviz, patates ve mahleptir. Bzı orman köylerinde arıcılık ve tavukçuluk yapılır. Yaylacılık yöntemiyle hayvancılık da gelişmiştir. Kereste fabrikası başlıca sanyi kuruluşudur.

İlçe merkezi, ÜnyeNiksar karayolu üzerindedir. İl merkezine 145 km mesfededir. Eski ismi Karakuş idi. 1954te ilçe olan Akkuşun belediyesi aynı sene kurulmuştur.

Aybastı: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 32.452 olup, 17.143ü ilçe merkezinde, 15.309u köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık olup, Canik Dağları ile kaplıdır. Dağlarda yüksek yaylalar vardır. Küçük akarsular, vdilerle dağları parçalamıştır. Akarsu vdilerinde küçük düzlükler vardır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, buğday, mısır ve fındıktır. Yayla hayvancılığı ilçe ekonomisinde önemli yer tutar. En çok koyun ve sığır beslenir. İlçe topraklarında linyit yatakları vardır.

İlçe merkezi, Canik Dağlarının kuzey eteklerinde, Bolaman Çayının kollarından biri kenarında kurulmuştur. İl merkezine 137 km mesfededir. 1960ta ilçe merkezi olan Aybastının belediyesi 1954te kurulmuştur.

Çamaş: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 15.331 olup 10.430u ilçe merkezinde, 4901i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 6 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağlar akarsu vdileriyle derin bir şekilde parçalanmış olup, zengin bir ormanla kaplıdır. Başlıca akarsuyu Bolaman Çayı ve kollarıdır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve soya fasulyesidir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi Canik Dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Fatsaya bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990da 3644 sayılı knunla ilçe oldu. Belediyesi 1975te kurulmuştur.

Çatalpınar: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 17.165 olup 4630u ilçe merkezinde, 12.535i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akarsu vdilerinde küçük düzlükler vardır. Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve soya fasulyesidir. Yüksek kesimlerde hayvancılık yapılır. Fatsaya bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990da 3644 sayılı knunla ilçe oldu. İlçe belediyesi 1973te kurulmuştur.

Çaybaşı: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 21.721 olup, 6526sı ilçe merkezinde, 15.195i köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağları parçalayan akarsu vdilerinde küçük düzlükler vardır. Başlıca akarsuyu Cirit Deresidir. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık ve mısırdır. Yüksek kesimlerde yaylacılık metoduyla daha çok büyük baş hayvan besiciliği yapılır. İlçe merkezi, Canik Dağları eteklerinde, Cirit Deresi kenarında kurulmuştur. Ünyeye bağlı bir bucakken 9 Mayıs 1990da 3644 sayılı knunla ilçe oldu.

Fatsa: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 94.789 olup, 39.467si ilçe merkezinde, 55.322si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Dağlar orta yükseklikte olup, Canik Dağlarının uzantılarıdır. Başlıca akarsuyu Bolaman Çayıdır. Bu akarsuyun getirdiği alüvyonlu topraklar, eskiden çok girintili olan koyu doldurarak Fatsa Ovasını meydana getirmiştir.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, çay, mısır, elma ve armuttur. Hayvancılık ekonomik açıdan ikinci derecede gelir kaynağıdır. Yaylacılık metoduyla ençok sığır ve koyun beslenir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık yapılır. Et kombinası ve fındık kırma atölyeleri başlıca sanyi kuruluşlarıdır.

İlçe merkezi, deniz kıyısında kurulmuştur. SamsunOrdu shil yolu ilçeden geçer, İl merkezine 56 km mesfededir. İlçe kıyıya paralel olarak büyümektedir. Belediyesi 1876da kurulmuştur.

Gölköy: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 53.896 olup, 18.149u ilçe merkezinde, 35.747si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlık olup Canik Dağları tammını kaplar. Dağların akarsu vdileriyle parçalanmış kısımlarında yaylalar vardır. Başlıca akarsuları Bolaman ve Melet çaylarıdır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, armut ve elma olup, ayrıca az miktarda arpa, buğday ve fasulyedir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. Ormancılık gelişmiş olup, başta kereste olmak üzere orman ürünleri ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında bakır, kurşun, çinko ve demir yatakları vardır.

İlçe merkezi, Bolaman Çayının kollarından olan bir derenin kenarında kurulmuştur. OrduSivas karayolu 2 km doğusundan geçer. İl merkezine 60 km mesfededir. 1936da ilçe olan Gölköyün belediyesi aynı sene kurulmuştur.

Gülyalı: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 10.150 olup, 4536sı ilçe merkezinde, 5614ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları kıyı ovası ve hemen ardından yükselen dağlardan meydana gelir. Başlıca akarsuyu Turnasuyudur.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır, patates, fasulye ve sebzedir. Kıyı kesimlerinde balıkçılık, iç kesimlerde hayvancılık yapılır. İlçe merkezi deniz kıyısında kurulmuştur. OrduGiresun shil yolu ilçeden geçer. İl merkezine bağlı belediyelik bir köyken 19 Haziran 1987de 3922 sayılı knunla ilçe oldu.

Gürgentepe: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 38.405 olup, 17.076sı ilçe merkezinde, 21.329u köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Akarsu vdilerinde küçük düzlükler vardır. Başlıca akarsuyu Bolaman Çayıdır.

Ekonomisi, tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, armut ve elmadır. Hayvancılık ve ormancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve keçi beslenir. FatsaSivas karayolu ilçeden geçer. Gölköye bağlı belediyelik bir köyken 19 Haziran 1987de 3922 sayılı knunla ilçe oldu. Belediyesi 1955te kurulmuştur.

İkizce: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 28.165 olup 6078i ilçe merkezinde, 22.087si köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları dağlıktır. Başlıca akarsuyu Akçaydır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, mısır ve pirinçtir. Ünyeye bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990da 3644 sayılı knunla ilçe oldu.

Kabadüz: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 15.689 olup, 4866sı ilçe merkezinde, 10.823ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları genelde düzdür. Güneyi Canik Dağlarının uzantıları ile kaplıdır. Başlıca akarsuyu Melet Çayıdır. Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri fındık, patates, fasulye ve sebzedir. Yaylacılık metoduyla en çok sığır ve koyun beslenir. İlçe merkezi Melet Çayı kıyısında kurulmuştur. Merkez ilçeye bağlı bucakken 9 Mayıs 1990da 3644 sayılı knunla ilçe oldu.

Kabataş: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 21.335 olup, 8669u ilçe merkezinde, 12.666sı köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 4 köyü vardır. İlçe toprakları Canik Dağları ile kaplıdır. Akarsu vdilerinde küçük düzlükler vardır.

Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır ve fındıktır. Yayla hayvancılığı gelişmiştir. En çok koyun ve sığır beslenir. Aybastı ilçesine bağlı belediyelik bir köyken 9 Mayıs 1990da 3644 sayılı knunla ilçe oldu.

Korgan: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 36.699 olup, 13.171i ilçe merkezinde, 23.528i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 15 köyü vardır. Yüzölçümü 206 km2 olup, nüfus yoğunluğu 178dir. İlçe topraklarını Canik Dağları engebelendirir. Dağlar akarsu vdileriyle parçalanmıştır. Başlıca akarsuları Elekçi Deresi ve Bolaman Çayıdır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır ve fındık olup, ayrıca az miktarda elma, armut, buğday, arpa ve fasulye yetiştirilir. Hayvancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun ve sığır beslenir. Arıcılık gelişmiştir.

İlçe merkezi Elekçi Çayı vdisinde kurulmuştur. Küçük ve gelişmiş bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 91 km mesfededir. 1960ta ilçe olan Korganın belediyesi 1958de kurulmuştur.

Kumru: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 39.593 olup 10.774ü ilçe merkezinde, 28.819u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 344 km2 olup, nüfus yoğunluğu 115tir. İlçe toprakları dağlıktır. Dağlar Elekçi Deresi ve kolları tarafından derin şekilde parçalanmıştır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri patates, mısır ve fındık olup, az miktarda armut, elma, buğday, arpa, fasulye yetiştirilir. Hayvancılık ve arıcılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. En çok koyun beslenir. Ormancılık gelişmiştir.

İlçe gelişmemiş küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 91 km mesfededir. Eski adı Karacaali ve Karaçalı idi. 1960ta ilçe olan Kumrunun belediyesi aynı sene kurulmuştur.

Mesudiye: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 22.786 olup, 4047si ilçe merkezinde, 18.739u köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38, Topçam bucağına bağlı 13, Yeşilce bucağına bağlı 7 köyü vardır. Yüzölçümü 1180 km2 olup, nüfus yoğunluğu 19dur. İlçe toprakları dağlıktır. Doğusunda Giresun Dağları, batısında Canik Dağları yer alır. Başlıca akarsuyu Melet Çayıdır. Yüzölçümü bakımından en geniş ilçedir.

Ekonomisi tarım ve ormancılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri arpa, buğday ve patates olup, ayrıca az miktarda elma, fındık, armut ve mısır yetiştirilir. Köylerde tavukçuluk, arıcılık, sığır besiciliği, el sanatları konularında özendirici çalışmalar yapılmaktadır.

İlçe merkezi Melet Çayı Vdisinde kurulmuştur. OrduSivas karayolu 1 km batısından geçmektedir. İl merkezine 113 km mesafededir. Eski ismi Hamidiyedir. İlin en az nüfuslu ilçesidir. Belediyesi 1855te kurulmuştur.

Perşembe: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 44.128 olup, 9963ü ilçe merkezinde, 34.165i köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 38 köyü vardır. Yüzölçümü 226 km2 olup, nüfus yoğunluğu 195tir. Hafif engebeli düzlüklerden meydana gelen ilçe topraklarının büyük kısmı bir yarımada üzerindedir.

Ekonomisi tarım ve balıkçılığa dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, mısır, fındık patates, elma, armut olup, ayrıca az miktarda soya fasulyesi ve çay yetiştirilir. İç kesimlerdeki yaylalarda küçükbaş hayvan besiciliği yapılır. Balıkçılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır.

İlçe merkezi, Perşembe Koyunda kurulmuştur. Eski adı Vona idi. SamsunOrdu kıyı yolu ilçeden geçer. İl merkezine 18 km mesfededir. 1945te ilçe olan Perşembenin belediyesi 1922de kurulmuştur.

Ulubey: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 37.698 olup 10.116sı ilçe merkezinde 27.582si köylerde yaşamaktadır. Merkez bucağına bağlı 30 köyü vardır. İlçe topraklarını Canik Dağları engebelendirir. Dağlar kayın, köknar ve ladin ormanları ile kaplıdır. Başlıca akarsuyu Melet Çayıdır.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, patates ve fasulye olup, ayrıca az miktarda elma ve armut yetiştirilir. Hayvancılık ve ormancılık ekonomik açıdan önemli gelir kaynağıdır. İlçe merkezi, OrduSivas karayolu üzerinde yer alır. İl merkezine 22 km mesfededir. Fazla gelişmemiş bir yerleşim merkezidir. 1958de ilçe olan Ulubeyin belediyesi aynı sene kurulmuştur.

Ünye: 1990 sayımına göre toplam nüfsu 109.139 olup, 42.836sı ilçe merkezinde 66.303ü köylerde yaşamaktadır. İlçe toprakları, orta yükseklikte ve kıyıya doğru alçalan dağlardan meydana gelmiştir. Dağların yüksekliği 1.500 metreyi geçmez. Başlıca akarsuları Akçay, Cudi Deresi ve Ceviz Deresidir. Kıyıları genelde düzdür. Yüksek kesimleri kayın ormanları ile kaplıdır.

Ekonomisi tarım ve sanyiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, fındık, elma, patates ve armuttur. Hayvancılık ve balıkçılık gelişmiştir. Fındık kırma atölyeleri ve çimento fabrikası başlıca sanyi kuruluşlarıdır. İlçe topraklarında demir cevheri yatakları vardır.

İlçe merkezi, Taşhne Burnu üzerinde kurulmuştur. AmasyaErzincan karayolu Akkuş üzerinden gelerek, SamsunOrdu shil yolu ile ilçe merkezinde birleşir. İl merkezine 77 km mesfededir. Gelişmiş bir yerleşim merkezidir. Belediyesi 1877de kurulmuştur.

Trih Eserler ve Turistik Yerleri

Ordu tabi güzellikleri, trih eserleri, güzel kıyıları, içme ve kaplıcaları ile şirin bir ilimizdir.

İbrhim Paşa Cmii: 1800 senesinde İbrhim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Orta Cmi adıyla da bilinir. Düz çatılı olup mmr özelliği bulunmayan yapının orjinal mihrabı Selimiye Camiine taşınmıştır. Minresi çift şerefelidir.

Hamdiye Cmii: Kaymakam Cerdanzde Mir Mehmed Ali Bey tarafından 1891de yaptırılmıştır. Hükümet Cmii adıyla bilinir. Çifte minrelidir.

Yalı Cmii: Şehrin ilk kuruluş zamnında yapılan cminin yanması üzerine 1894te Hacı Hasan Efendi tarafından yeniden yapılmıştır. Deniz kıyısında olup Azziye Cmii olarak da bilinir.

Selimiye Cmii: 1926da başlanan cmi ancak 1956da ibdete açılabilmiştir. Mihrabı Selçuklu bezeme sanatının bir örneğidir.

Eskipazar Harbeleri: Eskipazar köyünde bulunan bir cmi ve iki hamam harbeleri Hacı Emiroğulları Beyliğinden kalmıştır. Bölgedeki en eski Türk yapıları olan bu trih eserler çok yıkık vaziyettedir. Bu köyün eski ismi Bayramlı Kasabasıdır.

Eski Eserler: Hoynat Kalesi; Perşembe ilçesindedir. Eski çağlara ittir. BolamanKalesi: Fatsa yakınındadır. Ünye Kalesi: Ünyededir. Tepe üzerindedir. Tepenin altından geçen suyoluna 400 basamak ile inilir. Kurtuluş Kalesi: Perşembe ilçesinde olup, sdece temel taşları kalmıştır. Çıngırlı Kaya: Fatsaya 5 km mesfede, Görevi Deresindeki tepe üzerindeki kale kalıntısıdır. Kevgürk Kalesi: Akkuş ilçesine 30 km mesfededir. Ordu Eski Kapalı Cezevi: Eski bir kilisedir. Bozukkale Harbeleri: Türklerin fethinden önceki devirlere it eserlerdir. Yason Harbeleri: Yason burnundaki harbeler, büyük bir şehrin kalıntılarıdır. Kız Kulesi: Fatsadadır. Manastır ve Şato Harbeleri: Fatsanın Dumlupınar köyündedir. Süleyman Paşa sarayı Harbeleri: Ünyededir.

Mesre yerleri: Denizle ormanın birleştiği Ordu ilinin her tarafı mesire yeri özelliğindedir. Shilleri tabi plaj özelliğindedir. Başlıca mesre yerleri şunlardır:

Boztepe: İl merkezinin güneyinde yer alan Boztepe 450 m yüksekliktedir. Tepeden şehir tammen görülür. Manzarası çok güzel ve çam ağaçlarıyla kaplıdır.

İnönü Mağaraları: Fatsa ilçesinde yalçın ve dik kayaların eteğindedir.

Cambaşı Yaylası: İl merkezine 61 km uzaklıkta olup denizden 1850 m yükseklikte bir mesre yeridir. Turistik tesisler vardır. Yaz aylarında çok güzel dinlenme yeridir.

Kaplıca ve içmeler: Ordu, şiflı su kaynakları bakımından da hayli zengindir. Bir kısmında tesis yoktur. Başlıca kaplıcaları şunlardır.

Sarmaşık Kaplıcası: Fatsa ilçesine bağlı Bolaman köyündedir. Tesisleri vardır. Banyo ile romatizmal hastalıklar, içilmek sretiyle de mde, barsak ve böbrek hastalıklarına faydalıdır.

Şıhman İçmesi: Gölköy ilçesine bağlı Şıhman köyü yakınlarındadır. Tesisleri olmayan içme suyu mde rahatsızlıklarına, idrar yolları ve böbrek hastalıklarına iyi gelir.
Alm. Armee, Fr. Arme (f), İng. Army. En büyük asker birlik. Stratejik ve taktik harektı idre eden ve tahsis edilen ve emrine verilen birliklerin idri desteğini sağlayan, kara kuvvetlerinin manevra ve büyük sevk ve idre birliğidir. Ordu, bir kararghtan kuruluşa dhil bzı bağlı birliklerden, değişik sayıda kolordulardan meydana gelir. Türk Kara Kuvvetlerinde mevcut dört ordudan 1inci Ordu İstanbul, 2nci Ordu Malatya, 3üncü Ordu Erzincanda ve 4üncü ordu olarak bilinen Ege Ordusu da İzmirde konuşlanmıştır.

Konuşma lisanında kullanılan Ordu kelimesi silahlı kuvvetler mnsına kullanılmaktadır. (Bkz. Silahlı Kuvvetler)

Ordu ile ilgili deyimler şunlardır:

Ordu komutanı: Bir orduya kumanda eden, genel olarak orgeneral rütbesindeki subay.

Ordular grubu: Stratejik bir harektın yapılması maksadıyla iki veya daha fazla ordunun bir kumanda altında toplanmasıyla meydana getirilen kuruluş.

Ordu emir: Ordu komutanları tarafından silahlı kuvvetlerin taktik ve idr işlerinin yürütülmesi için yayınlanan emir,

Ordu hizmet birlikleri: Harekt alanının, muhabere ve idr harekt bakımından muhrebe ve menzil shalarına bölünmediği durumlarda menzil teşkiltı yerine geçebilecek, idr sorumluluğu olan Harekt Alanı Komutanı veya Kara Kuvvetleri Komutanı emrinde teşkil edilmiş Ordu Hizmet Teşkiltı.

Ordu haznesi: Osmanlı Devletinde sefere çıkılırken orduyla birlikte götürülen çeşitli mliye defterleriyle, asker ihtiyaçlara harcanacak paranın muhfaza edildiği özel hazne çadırı.

Ordu kdısı: Selçuklular ve Osmanlı Devletinde sefer ordunun her türlü hukk ve şer meselesini çözümleyen görevli.

Önceleri bu vazfeye Kazasker bakardı. Kazaskerlerin savaşa katılmağa başlaması üzerine bu vazfe ulemdan birine verildi. Yeniçeri ocağıyla birlikte ordu kdılığı da kaldırıldı.

Ordu mühimmesi: Osmanlı Devletinde, savaş zamnında seferin teferrtına it görüşmelerin yazıldığı protokol defteri.
ORDU



Bir toplumun devlet olabilmesini sağlayan, onu içi ve dış düşmanlara karşı koruyan, belirli bir disiplin içerisinde hareket eden silahlı güçlerin tamamı. Orduların varlığı, savaş gerçeğine dayanır. Bir fikri, bir ideali gerçekleştirmek için ona karşı duran kuvvetlerin yok edilmesi, tesirsiz hale getirilmesi zorunlu bir durumdur. Ayrıca kurulan düzenin ayakta kalabilmesi, kendini savunabilecek bir ordunun varlığıyla yakından ilgilidir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, ordu kavramının varlığı tarih öncesi devirlere kadar uzanır. Ordular değişik devirlerde, o devrin ihtiyaç ve teknik imknlarına göre birbirinden farklılıklar arzetmektedir.

İslmda ordu kavramı, diğer inanç ve ideolojilerin farklı bir konuma sahiptir. İslm ordusu, müslümanlara düşmanlık eden, onları yeryüzünden söküp atmak için savaşan müşrik güçlere karşı İslmı savunmak ve tebliğin önündeki engelleri kaldırmak için oluşturulmuş kuvvetlerdir. Ordu, Allah Telnın va'zetmiş olduğu cihat farizasını yerine getiren, İslm Devletinin kurumlarından birisidir. Allah Tel, Kuranı Kerimde iman edenlere şöyle hitab etmektedir:

Hoşunuza gitmese de, düşmanla savaşmak üzerinize farz kılındı (elBakara, 2/216); Ey Müminler! Müşrikler sizinle nasıl topluca savaşıyorlarsa, siz de onlarla topluca savaşın (etTevbe, 9/36); Fitne ortadan kalkıp, din yalnız Allahın oluncaya kadar onlarla savaşın (elBakara, 2/193) Resulullah (s.a.s) de; Cihad kıyamete kadar sürecek bir farzıdr (Eb Dvd), Cihd, 33) buyurmaktadır.

İslmda ordunun tesis edilmesi süreci, Hicretle birlikte başlamaktadır. Mekke dönemi, İslm akdesinin kalplere yerleştirilmesi dönemidir. Bunun içindir ki, Allah Tel, Mekke döneminde iman edenlerin geleceklerini gözeterek kıtali (savaşı) yasaklamıştı. Medineye hicretle birlikte, Allah Tel bu yasağı kaldırarak, İslma ve onun devletine karşı düşmanca davranışlarda bulunanlarla savaşmaya izin vermiştir. İlk önceleri Mekke müşriklerine ait kervanların yolunu kesmek için küçük birlikler (seriyyeler) halinde başlatılan asker harektlar, peşinden Bedir, Uhud ve Hendek savaşında bir ordu mahiyetini almaya başlamıştır. Ancak Resulullah (s.a.s)in zamanında devamlı ve düzenli bir ordunun varlığından söz etmek mümkün değildir. Bir savaş durumu ortaya çıktığında her gücü yeten müslüman kimsenin, savaşmak için yapılan çağrıya karşılık vermesi imni bir sorumluluktur. Resulullah (s.a.s), her sefere çıkmaya veya başka bir komutanın sorumluluğunda düşman üzerine asker göndermeye karar verdiği zaman bunu iln eder ve zaten silah kullanma konusunda deneyimli olan müslümanlar, gönüllü olarak teşkil edilen orduya katılırlardı. Adları kötülüklere kaydedilen gönüllüler, belirlenen günde şehir dışında bir yerde toplanır, ordu Resulullah (s.a.s) tarafından teftiş edilir, durumu savaşa elverişli olmayanlar geri bırakılırdı. (M. Hamidullah, İslm Peygamberi, Çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, II, 1053)

Asker sefere çıkan orduya Resulullah (s.a.s) katılırsa doğal olarak ordu komutanı o idi. Ve orduyu sevk ve idare edecek diğer komutanları bizzat tayin ederdi.

Hicz bölgesindeki Araplar, İslm öncesinde bir devlete sahip olmadıkları ve bölgeyi istilcı kuvvetlere karşı savunma zorunluluğu ile yüz yüze gelmedikleri için, ne bir düzenli ordu ve ne de böyle bir orduyu meydana getirmek için gerekli olan bilgi birikimine sahip değillerdi. İslm öncesi, kabileler arasında meydana gelen savaşlar genellikle hücum ve geri çekilme şeklinde basit bir taktik çerçevesinde cereyan ediyordu. Öte taraftan, Mekkelilerin, tek yaşam kaynakları olan ticaret kervanlarını korumak için silahlı müfrezeler meydana getirdikleri bilinmektedir. Ancak bu müfrezeler, sadece kervanların güvenliğini sağlamak gayesine yönelikti. Bununla birlikte Araplar, silah kullanma konusunda beceri kazanmak için kişisel olarak eğitim yaparlardı. Bilhassa ok atmak hususunda mhirdiler.

Yapılan savaşlarda Resulullah (s.a.s), savaşçıları namazdaki gibi saf şekline sokuyor, Müslümanlar, savaşmak için düşman üzerine safları bozmadan yürüyordu. Uhud savaşında ise savaş meydanının stratejik konumuna göre Resulullah (s.a.s)'in okçuları farklı bir şekilde meydana hakim bir yamaca yerleştirdiği bilinmektedir. Ordu, bir emir komuta zincirine tbi olarak savaşı sürdürürdü. Baş komutanla diğer komuta kademeleri arasında irtibat sağlayan ve yeni taktikleri komutanlara ileten "vzi" adında görevliler bulunmaktaydı. Ancak düzenli bir ordunun sürekli silah altında bulunması söz konusu olmadığı için savaş bitiminde görevler de sona ererdi.

İslm orduları bir ordu geleneğine sahip tecrübeli Bizans ve İran güçleriyle karşılaştıkları zaman, bu muntazam ordularla savaşabilmek için yeni taktikler geliştirdiler. Ancak belirtmek gerekir ki, Bizans ve İran'a karşı yapılan savaşlarda başarıya ulaşmanın sebebi, titizlikle uygulanan savaş planının yanında müslüman askerlerin şehadeti arzulayarak göstermiş oldukları eşsiz kahramanlıklardır.

İslam Devleti'nin kurumlaşması yolunda büyük bir gayret içerisinde olan Hz. Ömer (r.a), orduyu da şartların gerektirdiği şekilde bir düzenlemeye tbi tutmak için çalışmalar başlattı. İslm ordusu, kurulan "Divan elCund" (ordu divanı) bünyesinde teşkilatlandırıldı. Sürekli cephelerde bulunan ordu mensuplarının, isimleri, vasıfları ve görevleri tespit edilerek kayda geçirildi. Ayrıca, askerlik görevi yapan kimselerin geçimlerini temin edecek şekilde maaş almaları sağlandı. Hz. Ömer (r.a), Suriye, İran ve Mısır bölgelerinde fethedilen yerlerin düşmanlardan korunabilmesi ve yeni fetih hareketleri için orduların merkeze dönmeyip, bu bölgelerde kalmalarını sağlayacak ordugah şehirler tesis etmişti. Ancak, buralara yerleşen askerler ziraatla uğraşmaya ve bir zaman sonra zenginleşerek askerlikten ayrılmaya başladılar. Hz. Ömer (r.a), cihat ruhunun canlı tutulmasını sağlayabilmek için orduya yeni bir şekil vermek durumunda kalmıştı.

Hz. Ömer (r.a)'in başlatmış olduğu orduyu teşkilatlandırma hareketi Emeviler döneminde tamamlanmaya çalışıldı. Hayber'in fethinden beri varolan tabya usulü (SiretülHalebiye, Beyrut (t.y), III, 33) Hz. Ömer zamanında daha da geliştirildi. Buna göre ordu, Mukaddime (öncü) Sakatü'lCeyş (Ardcı), Meymene (sağ kanat), Meysere (sol kanat) şeklinde taksim edildi. Baş komutan KalbulCeyş'de yer alır ve orduya bu merkez cepheden komuta ederdi.

Emeviler döneminde hızlı fetih hareketleri yaşandı. Ancak, Emevilerin kötü uygulamaları ve müslümanlar arasındaki kanlı savaşlar, İslm'ın asker gücünün zayıflamasına ve insanların savaşma isteklerinin yok olma noktasına gelmesine sebep oldu. Bu durum, Emevilerden Abdülmelik b. Mervan'ın mecbur askerlik sistemini getirmesine yol açtı. Emevilerde ordu, devletin genel siyaseti olan Araplık düşüncesi çerçevesinde sadece Arap asıllılardan meydana getirilmişti. Daha sonra "mevli" de orduya alınmaya başlandı. Ancak Arap askerlerle birlikte aynı saflarda savaştıkları halde almış oldukları maaşlar onlardan çok düşüktü. Emeviler'in Arap olmayan müslüman unsura göstermiş olduğu olumsuz muameleler, Abbas ihtilalinin (132/750) başarıya ulaşmasına büyük katkı sağlamıştır. Bilindiği gibi bu ihtill Horasanlıların oluşturduğu ordunun başarılı mücadelesi sonucu gerçekleşebilmişti. Abbasler döneminde en fazla itibar gören, Halifenin özel muhafız birlikleriydi. Araplardan oluşan bu birlikler, Mu'tasım zamanında, önce müslüman İranlılar, sonra da Türklerden teşekkül ettirildi. Mu'tasım, Bizans cephesinde savaşmak için, ata binme ve ok atmada maharetli olan Türklerden dört bin kişilik bir özel ordu meydana getirdi. Ancak Mu'tasım'dan sonra Türklerden oluşan bu silahlı güçler Abbas halifelerine itaat etmemeye ve bağımsız davranışlar göstermeye başladılar (İsmet Kayaoğlu, İslm Kurumları, Ankara 1985, 4950).

Abbas ordusu, "DivanülCeyş" adındaki asker daireden idare edilmekteydi. Bu dairenin merkezi başkent Bağdad'ta idi ve eyaletlerde şubeleri bulunmaktaydı. Ordunun en yüksek derecede sorumlusu vezirdi. Abbas ordusunun, çağın bütün teknik donanımlarına sahip olduğu bilinmektedir (Mustafa Terzi, "Abbas Ordusunun Merkez İdaresi ve Sınıfları" Belleten, CLII, s. 205, s. 15371538).

Donanma

Araplar çöl hayatı yaşıyorlardı ve denizlerle ticar veya asker anlamda bir irtibatları bulunmamaktaydı. Dolayısıyla, İslm'ın ortaya çıktığı dönemde Araplar, gemicilik ve deniz seferleri hakkında bilgi sahibi değillerdi. Hz. Osman'ın hilfetine kadar, düşmanla, bilhassa Bizanslılarla denizlerde de savaşabilmek için bir donanma tesis edilmesi düşünülmemiştir. Hz. Ömer (r.a)'in halifeliği sırasında Suriye valisi Muaviye ona müracaat etmiş ve Suriye sahillerinde tersaneler kurarak savaş gemileri yapmak için izin istemişti. Muhtemelen böyle bir teşebbüs için vaktin henüz erken olduğu ve deniz savaşları için gereken şartların oluşmadığı düşüncesiyle bu teklif Hz. Ömer tarafından kabul edilmemişti. O, deniz hakkında hiç bir tecrübesi bulunmayan müslümanların hayatlarının tehlikeye atılmasına razı olamayacağını bildirmişti (Hasan İbrahim Hasan, İslm Tarihi, Terc. İsmail Yiğit, İstanbul 1985, II, 191192). Nitekim İslm tarihinde ilk deniz seferine çıkan kimse kabul edilen Al b. Hadrem, Faris bölgesinde savaşmak için orduyu buraya deniz yoluyla naklettiği için Hz. Ömer tarafından görevinden azledilmişti (bk. aynı yer).

Hz. Osman (r.a) halife olunca, Muaviye ona müracaat etmiş, Hz. Osman da, kimsenin deniz savaşlarına katılmak için zorlanmaması şartıyla buna izin vermişti. Muaviye bir filo oluşturdu ve bu filoyu Abdullah b. Kays'ın emrine verdi. .Suriye bölgesinde bulunan gayrı müslimlerden istifade eden müslümanlar kısa zamanda, Bizans'la denizlerde de savaşabilecek ve zaferler kazanabilecek duruma geldiler. Muaviye'nin yönetimi devralmasıyla birlikte bu konudaki faaliyetler hızlandırıldı. O, Bizanslıların İslm topraklarına giriştikleri saldırıları önlemek ve onların denizlerdeki gücünü kırmak için, gemi sayısı binyediyüze ulaşan bir donanma hazırladı ve yazkış sürekli olarak Bizans sahillerine saldırılar düzenledi. İslm donanması, Muaviye zamanında ve Emeviler'in daha sonraki dönemlerinde İstanbul'a ciddi şekilde muhasaralarda bulunmuşlardır. Deniz harbi konusunda malumat kazanan müslümanlar, bu sahadaki bilgilerini ilk önce Bizanslılardan öğrenmişlerse de, daha sonraları Avrupa, denizcilik sanatı hakkında müslümanlardan çok şey öğrendi. Bugün dahi kullanılan denizcilikle alakalı bazı teknik kavramların Arapça asıllarını korumuş olmaları bu durumu açıkça ortaya koymaktadır (H.İ. Hasan, a.g.e., II, 193).

Savaş gemileri, "kid" veya "mukaddem" adlarındaki komutanların idaresinde bulunur ve donanmanın tamamına emiru'lma (amiral) veya emiru'lbahr komuta ederdi (İ.Kayaoğlu, a.g.e., 61).

Silhlar

Resulullah (s.a.s)'in zamanındaki savaşlarda kullanılan silahlar, kılıç, kalkan, ok ve yay, mızrak ve kargı, mancınık, zırh, miğfer, debbabe, dabür ve arrade'den ibaretti.

Savaşlarda piydeler kalkan, kılıç ve mızrak; süvariler ise, kılıç, kalkan, yay ve oklarla savaşırlardı. Bu silhtarın büyük bir yeknu bizzat Araplar tarafından imal ediliyordu. Bu bir zorunluluktu. Çünkü, Bizans Devleti Araplar'a silah satışını yasaklamıştı. Medine'de üretilen oklar meşhurdu.

Kılıç imaltı yapılmakla birlikte Suriye menşeli "Meşrefi" ve Hind menşeli "Muhammed" markalı kılıçlar tercih edilmekteydi

Mancınık, Tif kuşatması sırasında Resulullah (s.a.s) tarafından kullanılan silhlar arasındadır. Bu aletle düşman üzerine taş atılmaktaydı. Debbabe, aynı kuşatmada kullanılan silhlardan olup, tahtadan kapalı bir şekilde yapılır ve savaşçılar onun içine girerek, düşmanın attığı ok vb. şeylerden korunarak kale duvarları dibine kadar ilerlerler ve kaleye tırmanırlardı. Dabür ise, debbabeye benzeyen, üzeri deri ile kaplanmış bir silahtı. Bunun içine giren muharipler, surlara yaklaşarak onun içinde oldukları halde savaşırlardı. Arrade ise, mancınıkla aynı işi yapmakla birlikte, hareket kabiliyetine sahip, zırhlı bir aletti (M. Hamidullah, Hz. Peygamber'in Savaşları, Çev. Salih Tuğ, İstanbul 1972, 202203 ; H. İ. Hasan, a. g. e. , I I, 187).

Sonraki devirlerde, bunlara ek olarak başka silahlar da kullanılmıştır: Bir kaç kişi tarafından kullanılabilen büyük oklar atan "Kavsu'sZiyar" denilen silah, kale kapılarını kırmak için kullanılan kebş (koç başı), yine kuşatmada kullanılan ve düşman üzerine neft (tutuşturulmuş petrol) atan silah ki bunları kullanan özel askeri kıtalar (nefft) bulunmaktaydı (İ.Kayaoğlu, a.g.e., 54).

Barutun müslümanlar tarafından kullanılmaya başlanması, mlad 1118 yıllarına rastlar. Müslümanların bu tarihte Sicilya'nın Sırakuza şehrini kuşattıkları zaman ateşli silahlar kullandıkları rivayet edilmektedir (Kayaoğlu, a.g.e., 55). Ateşli silahlar, gelişen savaş teknolojisi içerisinde gittikçe ehemmiyet kazanmış, taş atan mancınıkların yerine top, ok ve yayın yerine de tüfek kullanılmaya başlanmıştır.

At, modern asra kadar orduların temel unsurlarından biri olmaya devam etmiştir. Ayrıca, savaş malzemesi taşımak için develer elverişli hayvanlardı. Fil ise, bir savaş aracı olarak kullanılmaktaydı. İranlılar'ın ordularında fillerin önemli bir yeri vardı. Sonraki dönemlerde bu hayvan, müslümanlar tarafından savaşlarda kullanılmıştır. Örneğin Gazneli Mahmud (9981030)'un ordusunda fillerin de bulunduğu bilinmektedir (Erdoğan Merçil, Gazneliler Devleti Tarihi, Ankara 1989, 15).

İstihbarat (Casusluk):

Hicretle birlikte kurulan İslm Devletinin kendisini yok etmeye uğraşan müşrik güçlere karşı başarılı bir mücadele vererek kısa zamanda Arap Yarımadasının nerdeyse tamamını hakimiyeti altına almasını sağlayan etkenlerden birisi de hiç şüphesiz haber alma ve karşı casusluk işinin göz ardı edilmeyerek düşmana ait gerekli bilgilerin zamanında elde edilmesidir. Resulullah (s.a.s)ı suikast düzenleyerek ortadan kaldırmak isteyen Mekkelilerin, planlarında başarısız oluşu ve Resulullah (s.a.s)in bir zarar görmeden Medineye ulaşması olayında, onun gizlilik içerisinde yürüttüğü haber almanın payı büyüktür (M. Hamidullah, age, 173176)

Hicretten sonra Mekke kervanlarına karşı düzenlenen seriyyeler, Mekkeden bu kervanların hareketlerine dair ulaşan bilgiler çerçevesinde yola çıkarılıyorlardı. Yine Bedir Savaşı, kesintisiz sürdürülen istihbarat çalışmalarının sonucunda meydana gelmişti. Resulullah, Mekkeden hareket eden büyük bir kervanın Suriyeye doğru yöneldiğini öğrendiği zaman, ordusunun başında ZulUşeyreye kadar gitmiş, ancak kervanı yakalayamamıştı. Resulullah (s.a.s), bu kervanı dönüşte vurmak için iki casustan (Talha b. Ubeydullah ve Said b. Zeyd) Suriyeye kadar kervanı takip ederek, gerekli bilgileri kendisine ulaştırmalarını istemişti. Diğer taraftan, Resulullah (s.a.s) başka kaynaklardan aldığı bilgilerle kervanın dönüşünü bu iki kişinin Medineye bilgi ulaştırmalarından önce öğrenmişti. O, bu kervana karşı hareket geçtiği zaman yine iki casusunu kervanın nerede olduğunu araştırmak için göndermiştir. Resulullah (s.a.s) Bedire varıncaya kadar, istihbarat konusunda gereken titizliği göstermeye devam etmiştir (M. Hamidullah, age, 176. vd) onun giriştiği bütün asker seferlerde başarıyla yürüttüğü casusluk faaliyetleri, kaynaklarda teferruatlı bir şekilde olayların anlatımı esnasında zikredilmektedir. O, bazen asker önemi olan haberlerin sızmasını önlemek için bütün yolları kapatırdı. Aynı şekilde düşmanı yanıltmak ve bölmek için de karşı casusluk faaliyetlerine giriştiği görülmektedir. Hendek Savaşı esnasında başvurduğu bu yöntem Mekkeli müşriklerin, Yahudiler ve Gatafalılarla olan ittifaklarının bozulması ve böylece savaşı kaybetmeleri neticesini doğurmuştur. Bu iş için görevlendirdiği kimse henüz müslüman olmuş fakat bu durumu kimse tarafından bilinmeyen Eşca kabilesinin başkanı Nuaym b. Mesuddu (bk. Hamidullah, İslm Peygamberi, I, 269270).

Bayrak ve sancaklar

Cahiliye döneminde Mekke Şehir devletinde bulunan görevlerden birisi de bayraktarlık (liva)dır. Bunun yanında bir de sancaktarlık (Rye) görevi bulunmaktaydı. Bu vazifeler İslmdan sonra da devam etmiştir. Rye görevi Umeyyeoğullarının elindeydi ki bunun diğer bir adı da "elUkabbdır. Liv, görevi ise, abdudDareoğullarının elinde bulunmaktaydı.

Resulullah (s.a.s) bu görevlerin varlığına dokunmamıştır. Gayrı meşru ilan ettiği Mekke yönetimine karşı yapılan savaşlarda bayraktar olarak Abduddara mensup olan Musab b. Umeyri görevlendirdiği bilinmektedir. Bu kimse Bedir ve Uhud savaşlarında müslümanların livasını taşımıştır. Müşrikler tarafından ise livyı yine AbdudDara mensup kişiler taşıyordu.

Hicret'ten sonra müslümanların giriştikleri askeri seferlerde livalar orduya ait almetler olarak sürekli kullanılmıştır. Livalar genellikle beyaz renkteydi. Bazan da siyah renk kullanılmıştır. Resulullah (s.a.s) zamanında Hayber seferine kadar sadece livalar kullanılmıştı. İlk defa bu savaş esnasında, ryelerin (sancak) kullanıldığına şahit olunmaktadır. Bu savaş esnasında birden fazla rye söz konusudur. Resulullah (s.a.s)'in kendi livası (Sancağı) bu savaş sırasında siyah renkteydi. İbn Abbas (r.a)'dan yapılan bir rivayete göre Resulullah (s.a.s)'in liva'sı, üzerinde Kelimei Şehdet yazılıydı. Beyaz renkteki, liva (bayrak) ise Hz. Ali (r.a)'a verilmişti. Mute savaşı sırasında Resulullah (s.a.s), beyaz renkteki liva'yı ordu komutanı Zeyd b. Harise'ye vermiş, savaş esnasında onun şehid oluşuyla livayı ikinci komutan Cafer almış; onun şahadetiyle de Abdullah b. Revaha komutan olarak liva'yı taşımıştı. Onun da şehit olmasıyla düşen bayrağı Sa'id b. Akram almış ve seçilen yeni komutan Halid b. Velid'e tevdi etmişti. Bu olaydan liva'nın savaşın seyri açısından ne kadar önemli bir unsur olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Ancak şu var ki; bazı tarihçiler liva ile rye arasında belli bir ayırım olduğunu ileri sürmüşler, diğer bazıları ise her ikisinin de aynı anlamı taşıdığını kabul etmişlerdir. (Konu hak. Fazla bilgi için bk. M. Hamidullah, hz. Peygamberin Savaşları, 204217). Bayraklar sonraki devirlerde de kullanılmaya devam etmiştir. İslm veya İslm dışı bütün devletler, bayrak ve sancakları ordularında ve devletin istiklalini ifade etmek üzere devlet merkezlerinde kullanmışlardır. Günümüzde mevcut bütün devletlerin bir mill bayrağı vardır ve bu devletlerin ideolojileri, bayraklarına saygıyı öngörmektedir. Hrıstiyanlığa mensup milletler daha çok inaçlarının bir sembolü olan haçı bayrak motifleri için esas kabul etmişlerdir. Osmanlı devletinde ise, motif olarak hilal kullanılmıştır. Bunun Bizans tesirinde kalınarak benimsenen bir şekil olduğu iddiası (Whitney Smith, Encylopedia Americana, "Flag, XI, s. 360)'nın dayanağı yoktur. Hilalin benimsenmesinin sebebi müslümanların kullandığı takvimin ayın hareketleri esas alınarak oluşturulmuş olmasıdır. Ayrıca, Medineye gelip müslüman olduğunu bildiren Sad b. Malik elEzdi adındaki bir kimseyi Resulullah (s.a.s)in kabilesine başkan atadığı ve ona üzerinde beyaz bir hilalin bulunduğu siyah renkte bir raye verdiği bilinmektedir (İbn Hacer ve elKettaniden naklen M. Hamidullah, age., 215)

Selçuklularda ordu

Büyük Selçuklular (10401157) devletinde ordu, devletin temelini oluşturmaktaydı. Selçuklu sultanlarının maiyetinde büyük bir ordu bulunurdu. Ayrıca şehzade ve emirlerin de sürekli silah altında tuttukları düzenli orduları vardı. İlk önceleri aşiret kuvvetleri şeklinde olan ordunun yapısı Gaznelilerdeki (9631186) yapı esas alınarak şekillendirilmişti. Ancak daha sonra devletin toprakları genişleyip büyük bir kudrete ulaştıktan sonra asker bir teşkilatlanma yoluna gidildi. Büyük Selçuklu Devletinin vezirlerinden NizamülMülk (10181092) o zamana kadar, emirlere eyletler şeklinde taksim edilmiş olan arazileri küçük parçalara ayırarak ikta sistemini getirmiştir. Buna göre hükümdar, şehzade, vali ve emirlerin derecelerine göre iktaları (muayyen gelir olan arazi parçaları) vardı. Göstermiş oldukları yararlılıklar karşılığında bu topraklara (dirlik) sahip olan atlı askerlere sipahi denilmekte idi. Ayrıca piyade birlikleri de bulunmaktaydı. Selçuklu ordusu çeşitli unsurlardan oluşturulmuştu. Önemli bölgelerin ordu komutanları, "isfehslar veya "sipehslar olarak isimlendirilmekte olup, bu ünvan Samaniler (8951005) zamanında, merkezi Nişabur olan Horasan orduları komutanının ünvanı olarak kullanılmaktaydı. (Sipehsaları Horosan) İyi bir şekilde teşkilatlandırılan Selçuklu ordusunun asker sayısı dört yüz bin kişi gibi muazzam bir rakama ulaşmıştır. Selçuklularda ordu komutanları aynı zamanda bulundukları bölgenin de valisi idiler.

Selçuklu ordusunun savaş meydanında konuşlandırılması, daha önceki İslm devletlerinde olduğu gibi, merkez (kalp), sağ kanat (meymene), sol kanat (meysere), öncü (mukaddeme pişdar), ardcı (sakadümdar) şeklindedir. Selçuklu ordusunda kılıç, ok, yay, kargı, kalkan, zırh, topuz vb. silahlar kullanılmakta, ayrıca mancınık, neftçiler ve barutçulardan oluşan ayrı birimler bulunmaktaydı. Selçuklular, askeri haberleşmenin süratli bir şekilde yapılabilmesi için mükemmel şekilde işleyen bir menzil teşkilatı da kurmuşlardı. Ordunun temelini tımarlı sipahiler teşkil etmekteydi. Sipahiler, ellibaşı, subaşı, emir, serasker, emiri sipahsalar ve melikül ümera gibi komutanlar tarafından idare edilmekteydi. Bu komutanlar kendilerine verilmiş olan ikta ölçüsünde asker beslemek ve bunları savaşa hazır halde bulundurmakla yükümlüydüler. Savaştan sonra elde edilen ganimetin beşte biri "humusı has adı altında hazineye konurdu.

Anadolu Selçuklularında da ordunun en önemli silahlı gücü tımarlı sipahilerdi. Kapıkulu, piyade ve süvarilerden başka, devlet hizmetine girmiş bulunan aşiretlerin kuvvetleri de ordunun yardımcı kuvvetleriydi. Kapıkulu askerleri gulamlardan teşekkül ettirilmişti. Anadolu Selçuklu ordusu savaş düzeni açısından diğer İslam orduları gibi konuşlandırılmaktaydı. Savaş esnasında esas ordunun yanında, anlaşma gereği savaşa katılan başka gruplar da vardı. Mesela, Moğollarla yapılan Kösedağ savaşında (1243), Selçuklu ordusunda Rum, Frenk, Gürcü, Ermeni askerleri de bulunmaktaydı.

Ordunun mevcudu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Kösedağ savaşında yardımcı kuvvetlerle birlikte ordu, yetmiş bin kişilik bir rakama ulaşıyordu. Selçuklu askerlerinin sayısı elli bin kişi kadardı.

Anadolu Selçukluları Antalya, Alaiye (Alanya) ile Karadeniz kıyısında Sinop'u ele geçirdikten sonra, buralarda tersaneler kurup donanma inşa ettiler. Ancak bu donanmanın durumu hakkında fazlaca bilgi yoktur. Donanma komutanı "reisu'l bahr ünvanıyla anılmaktaydı.

Osmanlı ordusu

Osmanlı ordu teşkilatı Anadolu Selçukluları, İlhanlılar ve Memluklular devletlerinin askeri teşkilat yapılarından belirli ölçülerde yararlanılarak kurulmuştur. Osmanlı devleti henüz bir uç beyliği durumundayken, yapılan fetihler tamamen aşiret kuvvetlerine dayanılarak gerçekleştirilmişti. Bu kuvvetlerin tamamı süvariydi ve muhasaralarda yetersiz kalıyordu. Bunun için, ihtiyaca cevap verecek ve sürekli savaşa hazır halde bulunacak bir ordu kurulması zorunluluğu hissedildi. Yaya ve atlılardan oluşturulan ordunun atsız kısmı "yaya, süvarileri ise "müsellem şeklinde isimlendirilmişti. Bu ilk düzenli ordu biner kişilik birlikler halinde tertiplenmiştir. Osmanlı Kapıkulu ocaklarının kuruluşuna kadar savaşlarda fiili olarak hizmet gördüler.

Osmanlı Devleti, Rumeli tarafındaki fetihlerle genişleyince daha fazla askere ihtiyaç duyuldu. Bu ihtiyaç, esir alınan hristiyan çocuklarının İslam terbiyesi üzere eğitilerek bir asker sınıf oluşturulması yolunu açtı. Kapıkulu Ocağının çekirdeğini meydana getiren bu teşkilat, 1.Murad zamanında Kazasker Çandarlı Halil ve Konyalı Molla Rüstemin teşvik ve gayretleriyle kurulan Acemi Ocağı ve Yeniçeri ocağı teşkilatlarıyla merkezi teşkilat içendeki yerini aldı.

Kapıkulu Ocağı, altı kısımdan meydana gelmekteydi:

1 Acemi Ocağı

Yeniçeri Ocağına asker yetiştirmek için kurulmuştur. Bu ocağa alınan çocuklara "acemi oğlanı" denilmekteydi. Acemi oğlanları, savaşta alınan esirlerden beşte bir (pencik) ve Osmanlı tebaasından olan diğer gayri müslim çocuklarından olmak üzere iki yoldan temin edilmekteydi. 10 ile 17 yaşları arasından vücutça sağlam olanlar seçilmekteydi. Bu çocuklar Anadolu'daki müslüman çiftçilerin yanına verilir, daha sonra Yeniçeri Ocağı'na nakledilirlerdi. Genellikle sekiz sene olan eğitimden sonra Yeniçeri Ocağı'na kabul edilirlerdi.

2 Yeniçeri Ocağı: Balkanlardaki asker gelişmeler, sürekli bir yaya kuvvetinin bulunmasını gerektirmiştir. 1363 yılında I. Murad tarafından kurulan Ocak, Selçuklu ve Memluklular örnek alınarak tesis edildi. Yeniçeri Ocağı'nın kurulmasında Çandarlı Kara Halil ve Kara Rüstem'in büyük katkıları olmuştur. İlk kuruluşunda Ocağa bin kişi alınmış ve bu sayı zamanla artmıştır. Yeniçeri askerleri, savaşlarda padişahın bulunduğu, ordunun merkez kolunda yer alır; padişah bunların arkasında veya ortalarında dururdu. İlk önceleri yeniçeriler sadece yaya bölüklerinden oluşmaktaydı. Fatih Sultan Mehmed zamanında 1451 yılında Sekban bölüğünün de kurulmasıyla iki sınıf haline gelmiş; sonraki tarihlerde "ağa bölükleri" denilen üçüncü bir sınıf daha tesis edilmişti. Yeniçeri Ocağının en büyük komutanı "yeniçeri ağası"ydı ve ondan sonra sekbanbaşı gelirdi.

Yeniçeri askerleri ok, yay, kılıç, kalkan, kargı, bıçak gibi savaş araçlarını kullanmaktaydılar. Bu silahları kullanabilmek için Ocağın talimhanesi vardı ve buradaki subaylar askerlerin eğitimleri ile ilgilenmekteydiler (İ. Hakkı Uzunçarşılı, a.g.e., I, 510, 511).

Yeniçeri Ocağının mevcudu XV. yüzyıl ortalarına kadar onbin kişiydi. Bu sayı XVI. yüzyıl sonlarında yirmi yedibin; XVII. yüzyıl başlarında otuz yedibine ulaşmıştır. Bu sayı sürekli yükselerek Karlofça anlaşması sırasında yetmişbine çıkmıştır.

Yeniçeriler, Osmanlı Devleti'nin başarılı savaşlar yapmasını sağlayan en önemli yaya gücü idi. Ancak Ocak, III. Murad zamanında bozulmaya başlamış, devşirme kanununa aykırı olarak Ocağa asker alınmış; bu da sayının kalitesiz şekilde artmasına ve Ocağa giren bu başıboş, eğitimsiz kimselerin devlet içinde asayişin bozulmasına sebep olmuştur. Savaş yapamaz derecede bir bozulmaya uğrayan Ocak, devletin siyas işleriyle ilgilenen, isyanlar çıkararak devlet adamlarını azlettiren ve istedikleri kimseleri idar makamlara getiren hatta padişahları değiştiren bir güç halini almıştı. Aslında Yeniçeri Ocağı çöküş noktasına gelen tek kuruluş değildi. Çürüme ve bozulma, devleti bütün müesseseleriyle kuşatmış bulunmaktaydı.

Yeniçeri Ocağı, Osmanlı Devleti'nin batılılaştırılması çalışmalarına şiddetle karşı çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nde batılılaşma çalışmalarını ciddi şekilde uygulamaya koyan ve bu yüzden halk tarafından "gvur padişah" olarak nitelendirilen II. Mahmud, kendisine başkaldıran yeniçerileri 15 Haziran 1826'da Sultanahmed Meydanında Peygamber'in Livai Şerifi altında toplanan kuvvetlerle Aksaray (At meydanın) da topa tutarak imha etmiştir. Birkaç yüz yıl Osmanlı Devletinin bir anlamda varlığının garantisi olan ocak, islah edilip, düzene koyulamamış ve ortadan kaldırılarak devletin en önemli silahlı gücü yok edilmişti.

3 Cebeci Ocağı: Yaya askeri olan Yeniçerilerin silahlarından olan ok, yay, kalkan, kılıç, tüfek, balta, kazma, kürek, kurşun, barut vb. silah ve malzemeyi tedarik veya imal eden ocak. Cebeciler, savaş zamanında gerekli olan silah ve malzemeyi Yeniçerilere dağıtır, savaş sonrasında bu silahları toplayarak bakım ve tamirlerini yapardı. Ocağın en üst rütbeli subayı "Cebecibaşı" olup ondan sonra Ocak Kethüdası gelirdi. Özellikle kale kuşatmalarında faal rol alan humbaracı ve lağımcı bölükleri bu ocağın içerisinde yer almaktaydı. Ocağın personel ihtiyacı Acemi Ocağı'ndan karşılanırdı.

4 Topçu Ocağı: Kapıkulu ocaklarının yaya kısmından olan Topçu ocağı, top dökmek, top mermisi yapmak ve top atmak gibi görevlerden sorumluydu. Osmanlı ordusunda top, ilk olarak I. Murad zamanında 1389'da meydana gelen I. Kosova savaşında kullanılmıştı. Toplar çoğu zaman muhasara edilen kalenin önünde dökülürdü. Ocağın başındaki subaya "topçu başı" denilmekteydi.

5 Kapıkulu Süvarileri: Bu ocağın askerleri, sarayın Enderun kısmı ile dış saraylardaki iç oğlanlarından alınan kimselerin terfi edenlerinden oluşmaktaydı. Kapıkulu süvarilerinin, tımarlı süvarilerden ayırd edilmesi için bu ocağın süvarilerine kapıkulu süvarisi veya "bölük halkı" denilirdi.

Tımarlı Sipahiler

Osmanlı devletinin toprağa bağlı atlı asker kuvvetleridir. Tımarlı süvariler, görmüş oldukları hizmet karşılığında kendilerine ikta edilen yerlerin vergilerini alırlardı. Tımarlı süvariler, Kanun devrinin en önemli asker gücünü oluşturmaktaydı.

Akıncılar

Akıncılar mükemmel bir teşkilata sahiptiler ve sınır boylarında bulunurlardı. Bunlar hafif süvari birlikleri olup, asıl ordunun öncü kuvvetleri durumundaydılar. Çok hızlı hareket kabiliyetine sahip olan akıncı birlikleri, düşman topraklarına, ana ordudan önce girer, ve yaptıkları gerilla tarzı saldırılarla halkın kalbine korku salarak direnme güçlerini kırarlardı. Akıncılar sadece bir sefer esnasında görev yapmayıp, sürekli olarak düşman toprakları içinde faaliyet gösterir, hatta canları pahasına düşman hatlarının gerilerine sarkarlardı. İlk fetih dönemlerinde Evrenos Bey akıncıları vardı. Sonraları Mıhaloğulları, Tunahan Bey ve Malkoç Bey akıncıları ortaya çıkmıştır (İ. Nakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara 1982, l, 518).

Fatih zamanında, her şeyiyle teşekkül ettirilen Osmanlı ordusu, gerek teknik donanım ve gerekse teşkilat yapısı olarak son şeklini almıştı. Kanun zamanında Osmanlı ordusu çağın en güçlü ordusu durumundaydı. Bu dönem de Osmanlı ordusu, Hindistan'dan Viyana kapılarına kadar çok geniş bir coğrafi sahada başarılı bir şekilde harekatlarda bulunuyordu. Ve bir çok cephede aynı anda savaş yapabilecek kuvvete sahipti. 1610'larda kapıkulu askerlerinin maaş yeknu 80 milyon akçaya ulaşmıştı. Kanun, ateşli silah kullanan hristiyan piyadelerine karşılık tüfekli Yeniçerilerin sayısının arttırılması ihtiyacını duydu. Bu durum giderlerin yükselmesine ve mali açıdan problemlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Tımarlı sisteminin gerilemesi ve eyalet askerlerinin dağılması sonucunu doğuran bu olay, devleti asker yönden bir bunalımın içine sürükledi. 1683 yılında Viyana önlerinde bozguna uğramasından sonra yapılan savaşlar, Osmanlı ordusunu oldukça yıpratmıştı. Rus ve Avusturya cephelerinde aynı anda savaşmak zorunda kalan ordunun yeniden yapılanması zorunluluğu ortaya çıktı. XVII. yy. birtakım yenilikler yapılarak, Yeniçerilerden ayrı bir kuvvet oluşturulması düşünüldü. Ancak bu gerçekleştirilemedi. Sadece Yeniçeri Ocağında bazı düzenlemelerle yetinildi.



gt;gt;gt;gt;gt;
  • Bir devletin silahlı kuvvetlerinin tümü
    Örnek:Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi / Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi. Y. K. Beyatlı
  • Bu topluluğun başlıca bölümlerinden her biri
    Örnek:Dördüncü Ordu Kararghına gidiş, artık bir mabede çıkılıyor gibi, baş döndürür. F. R. Atay
  • Amaç, nitelik vb. yönlerden benzeyen insanların bütünü.
  • Çok sayıda insan, kalabalık.
  • İngilizcesi :Army.
  • İngilizcesi :The military.
  • İngilizcesi :Host.
  • İngilizcesi :Military.
  • İngilizcesi :Ordu city.
  • İngilizcesi :Armed force.
  • İngilizcesi :Array.
  • İngilizcesi :Legion.
  • İngilizcesi :Ranks.

Kelime Dili

ORDU kelimesi Türkçe bir kelimedir.

Ata Sözleri

  • Bir korkak bir orduyu bozar.
  • Cahile söz (laf) anlatmak, deveye hendek atlatmaktan güçtür (zordur).

Örnek Cümleler ve Ek Bilgiler

ORDU kelimesi ile ilgili örnek cümle veya ek bilgi bulunamadı. Sözlüğü geliştirmek için lütfen ORDU kelimesi ile ilgili bildiklerinizi yazınız.

Sizde içinde ORDU kelimesi geçen bir şeyler yazar mısınız ?

Sizde içinde ORDU kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

Bu sayfa üzerinde ORDU kelime anlamı gösterilmektedir. ORDU nedir ? ORDU ne demek ? gibi soruların cevaplarına bu sayfa üzerinden ulaşabilirsiniz. ORDU kelimesi sözlük anlamı sayfa üzerinde görüntülenemez ise lütfen bize bildiriniz.