Serf Nedir

Serf Nedir ? Serf Ne demek ?

1-)ŞERF



Lügatta yükseklik, şeref, necabet, asalet, izzet, mecd, yüksek olma, makam ve mertebesi yüce olmak, manevi yükseklik ve ululuk; yüksek yer anlamlarına gelen şeref ve şerafet kelimelerinden türemiş mübalağa ile ismi fail. Çoğulu; eşraf ve şürefa, müennesi ise şerifedir. Bunun da çoğulu; şerifat ve şeraifdir. Ulu ve şerefli, şanlı ve şöhretlilere, özellikle baba ve dedeleri ulu ve yüksek olanlara denilir. Bir memlekette, kendilerine kabile ve şehrin maslahatlarının idaresi verilmiş asil aile reislerine, makam ve mevkii yüksek, söz sahibi ve nüfuzlu kimselere denir. Bir yerde içtimai mevkii yüksek olanlara da bu kelimenin çoğuluyla eşraf denilir.

İslam'a göre şerif müttaki olandır; Allah'tan korkup haramlardan her zaman sakınan, Allah'ın emirlerini yerine getirendir:

"Şüphesiz ki sizin Allah katında en şerefliniz, Allah'tan en çok korkanınızdır” (el-Hucurat, 49/13). Zira, ruhlar en çok takva (Allah korkusu) ile ve manevi meziyetlerle şeref kazanır, şahıslar bununla yükselir.

İslam Tarihinde şerifin özel anlamda kullanışı:

Abbasiler zamanına kadar şerif ve çoğulu eşraf, Hz. Peygamberin ceddi Haşim'den gelenler Haşim oğulları (Beni Haşim'e) ve Ebu Talib oğulları için kullanıyordu; özellikle Hz. Hasan ve Hüseyin'e ve bunların çocuklarına deniliyordu. Çünkü Resulüllah'ın kızı ve Hz. Fatma'nın oğulları soy sop bakımından Resulüllah'a irca' olunması itibariyle öncelik hakkına sahiptir ve bunlara Resulüllah'ın (s.a.s) oğulları ve torunları denilmiştir. Resulüllah da takvaca olduğu gibi haseb ve nesebçe de insanların en üstünüdür.

Abbasiler zamanında şeriflik ünvanı Ali b. Ebi Talib (r.a) ile Peygamberimizin amcası Abbas'ın torunlarına (Âl-i Ali ve Âl-i Abbas'a) tahsis edildi.

Fatımiler devleti zamanında (910-1171 m) Mısır'da şerif unvanı Hz. Ali'nin Fatıma (radıyallahü anha)'dan doğan çocukları Hz. Hasan'la Hz. Hüseyin'in torunlarına tahsis edilmişti. Bu zatların torunlarına "şerif" denilirdi. Fatımilerden sonra İslam aleminde Hz. Hasan'ın torunlarına "şerif" Hz. Hüseyin'in torunlarına da "seyyid" denilmesi yaygınlaşmıştır. Bazı İslam memleketlerinde bu ünvan Haseni (Hz. Hasan'ın torunlarına) ve Hüseynilere alem olmuştur. Bazı yerlerde Zeyneb binti Ali'nin torunlarına da nadiren şerif denildiği olmuştur. Memlüklülerden itibaren Osmanlılar dahil İslam memleketlerinin pek çoğunda Hz. Hasan'ın neslinden gelenlere "şerif" denilmiştir. Şerif'in kız olan çocuklarına "şerife", seyyidin kız olan çocuklarına da "seyyide" denilirdi.

Bir şerif veya seyyid'in hanımı seyyi'de veya şerife olursa, bunlardan doğan çocuğa "es-seyyidü'ş-şerif" veya kısaca seyyid-şerif denilir.

Mısır'da şerif için yapılan vakıftan sadece Hz. Hasan ve Hüseyn'in torunları faydalanmaktaydı. Çünkü ta Fatımiler devrinden itibaren yerleşmiş örfe göre eşraf unvanı sadece Hz. Hasan ve Hüseyn'in ahfadına münhasır idi (Bkz. İbn Hacer el-Heytemi, el-Fetava'l-Hadisiyye, 124, Kahire, 1329).

Bazı tarihçilere göre, şerifenin şerif olmayan kocasından doğan çocuğu şerif veya şerife değildir. Bir kısım alimlere göre bunlara da şerif veya şerife (kız ise) denilir.

Tarihte şerife ve seyyidelerin, küfüvvü (dengi) olmayanlarla evlenmeleri çok az olmuştur. Şerif veya seyyid olmayan bir kimse bir şerife ile ancak onu kırmamak ve hiç incitmemek ve onun arzularına göre hareket etmek şartıyla evlenebilirdi. İslam tarihinde Emeviler devri ve Abbaslerin Halife Mansur dönemi hariç Hz. Hasan ve Hüseyin ahfadına hürmetle muamele olunmuştur.

Şerif ve seyyidlere daima sevgi ve saygıyla muamele edilmelidir. Özellikle bunların dindar ve alim olanlarına son derece hürmetle riayet olunmalıdır. Çünkü Hz. Peygambere (s.a.s) ve onun akrabasına karşı duyulan saygı bunu gerektirir.

Hz. Peygamberin (soyu) nesli Hz. Hasan ve Hüseyin'in nesillerinden devam etmiştir. Kur'an'ı Kerim'de "De ki: Bu tebliğime karşı akrabalıkta sevgiden başka hiç bir mükafat istemiyorum" (eş-Şura, 23) buyurulur. Bu ayet-i kerimede zikredilen akrabalık (el-kurba) dan murad, bazı alimlere göre Resulüllah (s.a.s)'e olan akrabalıktır. Onun yakın akrabası da Fatıma, Ali, Hz. Hasan ve Hüseyin'dir. Bazılarına göre Beni Haşim (Haşim oğulları)'dir. Bazı alimler de bu akrabalığı Resul-i Ekrem'e akraba olan Kureyş batınlarına teşmil etmişlerdir (Beyzavi, Medarik).

Osmanlılar, şerif ve seyyidlere o kadar saygı göstermişler ve öyle güzel muamele etmişlerdir ki, Abdülmecid devrinde (1839-1861) Mekke şeriflerinden Abdülmuttalib isyan ederek müstakil bir devlet kurmak istemiş ve yüzlerce müslümanın kanının dökülmesine sebep olmuştu. Yakalanınca bu şerif afv edilmiş ve İstanbul'daki konağında oturmasına müsaade edilmişti. Fakat II. Abdülhamid (1876-1909), isteği ve arzusu üzerine kıramayarak bunu tekrar Mekke emirliğine ta'yin etmiştir (Bk. Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir, 1-12, Cüz 101-148. Yayınlayan Cavid Bavsun, Ank. 1986; İsmail Hakkı Uzunçarşıı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, 128-136, Ank. 1972).

Abbasiler devrinden itibaren nikabet-i eşraf (nakibu'l-eşraflık) müessesesi ihdas olunmuştur. Abbasi ve Taliblerden olan eşraf çok defa aralarından neseb ilmini iyi bilen birisini seçerlerdi. Buna nakib denilirdi. Mesela Al-i Ali'den 260/874'te vefat eden Ali b. Muhammed b. Ca'fer el-Himnani, Küfe'de nakib idi. Nakib'in vazifesi, Hz. Hasan ve Hüseyin'e aid nesebnamelerin sıhhatini ta'yin ve tesbit etmek ve bir asalet listesi tutarak eşraf'ın doğum ve ölüm tarihlerini kaydetmek idi. Nakibü'l-eşraflık Abbasilerde olduğu gibi Memlüklüler ve Osmanlılarda da devam etti. Osmanlı devletinde nakbu'l-eşraflık Yıldırım Bayazid (1389-1402) zamanında teşekkül eylemiştir. Emir Buhari'nin talebelerinden Seyyid Ali Nettac b. Muhammed, Osmanlı memleketlerindeki şerif ve seyyidlere nakb tayin edilmiş ve Bursa'da yaptırılan İshakıyye zaviyesinin tevliyeti, kendisinden sonra evladına geçmek üzere ona verilmiştir. Nakbliğe Ankara Muharebesinden (1402) sonra bir müddet ara verilmişse de bu makama Seyyid Ali Nettac'ın ölümünden sonra oğlu Seyyid Zeynelabidin ta'yin edilmişti. Önceleri bunlara nakibu'l-eşraf denilmeyip "nazır" denilmişti. Sonraları bu makama ta'yin edilen Seyyid Mahmud, Arabistan, Mısır ve Suriye'de eşraf'ın nesebini tesbit işiyle meşgul olanlara nakibu'l-eşraf denildiğini duymuş olduğundan, teklifi üzerine bu hizmet sahibine bu unvan verilmiştir.

Memlüklüler devleti ve Osmanlılar'da nakibu'l-eşraf devlet merkezinde oturur, şerif ve seyyidlere nezaret eder, onların şecerelerini öğrenerek zabt ve kaydederdi. Şehir ve kasabalarda nakibu'l-eşraf kaymakamlıkları vardı. Nakibü'l-eşraf kaymakamları da şerif ve seyyidlerin doğum ve ölüm tarihlerini kaydederler ve onların diğer bütün işleriyle meşgul olurlardı. Seyyid ve şeriflerin ahlaka aykırı hareket edenlerini cezalandırırlardı. Nakibü'l-eşraf kaymakamlarının, ta'yin, azil ve tebdilini merkezde oturan nakbü'l-eşraf yapardı. Osmanlılarda nakbü'l-eşraftan sonra şerif ve seyyidlerin en büyük amirine "alemdar" denirdi. Şerif olan alemdar bir muharebe esnasında ordu ile beraber götürülecek sancağı şerifi taşımakla görevliydi. Sancağı şerifin gidiş ve gelişinde nakibu'l-eşraf ile şerif ve seyyidler de sancak merasimine iştirak ederlerdi .

Osmanlıların ilk devirlerinde "şecere-i tayyibe" denilen nakibü'l-eşraf defterinde şerif ve seyyid sayısı çok değildi. Fakat sonraları şerif ve seyyidlerin imtiyaz muafiyetlerinden istifade etmek maksadıyle ve uydurma şecere ve şahidlerle bir çok kişi nakibü'l-eşraf defterine kayd olmuşlardır. el-Heytemi ve en-Nabhani gibi zatların fetvalarına güvenerek sonraları pek çok kimse kendilerinin şerif olduklarını iddia etmişler ve buna da itiraz edilmeyerek deftere kaydolunmuşlardır. Bu fetvalar şöyledir: "Bir kimsenin şerifliğinde şüphe olunduğunda, onun şerif olmadığını isbat edecek ve şeceresine itiraz olunacak bir delil ve vesika yoksa ve nesebini iyice bilmeden onu yalancılıkla itham etmemek lazımdır" (İbn Hacer el-Heytemi, el-Fetava'l-Hadisiyye, 27 vd. 122, Kahire, 1329; en-Nebhani, eş-Şerefü'lMüebbed li-Âl-i Muhammed, 46, Kahire, 1318).

Şerif ve seyyidlerin sadaka almaları haram sayılmış ve yasaklanmıştır. Çünkü sadaka malın kiridir; nesl-i pak-i nebevi'nin alması yakışık almaz.

Harun Reşid ve Me'mun devirlerinde şerif ve seyyidler yeşil cübbe giyerler ve yeşil sarık sararlardı. Bu usul Abbasi devletinin sonlarına doğru terk olunmuştu. Sonraları Memluklü hükümdarı Melik Eşref'in emriyle 773/1371'de şeriflerin halk tarafından tanınıp hürmet edilmeleri için başlarına yeşil sarık sarmaları veya yeşil bir alamet koymaları emr edilmişti. Bu adet, Osmanlı memleketlerinde de aynen kabul edilmişti.

Bir kısım şeriflere ve bunların evlad ve torunlarına devlet iktidarı da nasib olmuştur:

Hz. Hasan'ın torunu İdris b. Abdullah, Fas'ta 789-974 m. yılları arasında devam eden İdrisiler devletini kurmuştur. İdris b. Abdullah'ın soyundan gelen şeriflere İdrisiler denilir. İdrisiler önce Abbasi devletine sonra Endülüs Emevi devletine tabi olmuşlar, 40 yıl da Fatımlere bağlı kalarak İdrisler devletinin hükümdarlığını yapmışlardır. Son melikleri el-Hasan b. Künun m. 974'e kadar hükümdarlık yapmıştır. Fas şehrini İdrisler kurmuştur. Endülüs Emevleri Fas'ı İdrisiler'den alarak devletlerini ortadan kaldırmıştır.

Fas'ta, Hz. Hasan'ın torunu Muhammed en-Nefs ez-Zekiyye neslinden olanlara İdrisiler'den ayırd etmek için Haseni denilmiştir. m. 16.asırda Fas'a gelen şerif Mülay Zidan b. Ahmed'in oğullarından Sa'd b. Ebi Bekir oğulları olan Sa'dler, burada berberi hanedanını devirerek idareyi ele geçirmişler (1555) ve 1664 m. yılına kadar Fas'ın hükümdarları olmuşlar ve Osmanlı İmparatorluğuna da bağlılık göstermişlerdir.

Mekke emirliği hicri 4. asrın ortalarında (346/952)'de şeriflerin eline geçmiştir. Mekke'de ilk defa emir olan şerif Musa b. Abdullah'tır. Musa b. Abdullah'ın neslinden gelen şeriflerin sonuncusu Şükr'ün çocuk bırakmadan vefatı üzerine (453/1061), Yemen hükümdarı, şeriflerden Ebu Haşim Muhammed'i 455/1063'de Mekke emirliğine ta'yin etti. Ben Fuleyta denilen Ebu Haşim ailesinden sonra Mekke emirliği 598/1200'de yine şeriflerden Yenbu emiri Ebu Aziz Katade b. İdris'in eline geçti. Eyyubler, Memluklüler ve Osmanlılar devrinde de Mekke emirliği Katade'nin torunları elinde kalmıştır. Eyyubiler ve Memluklüler'den sonra Osmanlılar da kendi hakimiyetleri altında kalmak şartıyla aynı ailenin Mekke emirliklerini tanımışlardır. Katade'nin neslinden gelen şerifler Vehhabilerin 1343/1924'te Hicaz'ı işgal etmelerine kadar Mekke emirliklerinde kalmışlardır. Birinci Dünya Harbi esnasında Şerif Hüseyin İngilizlerle anlaşarak isyan edince, emirlik bundan alınarak yerine Şerif Ali Haydar Paşa vezirlik rütbesiyle Mekke emirliğine ta'yin edilip gönderilmiştir. Ali Haydar Paşa isyan sebebiyle Mekke'ye girememiş, bir müddet Medine-i Münevvere'de kalmış ve nihayet 1917'de İstanbul'a dönmüştür. Bu tarihte de Hicaz Osmanlı idaresinden tamamen çıkmıştır. 8 Mayıs 1919'da hey'et-i vükela kararı ve irade-i seniyye ile Ali Haydar Paşa'nın emirlik unvanı kaldırılmak suretiyle Osmanlı tarihinin dört asırdan fazla süren Mekke emirliği dönemi kapanmıştır.

Muhterem bir zat olan Şerif Ali Haydar Paşa'nın hayatı Türkler arasında geçmiştir. 1935'te Beyrut'ta vefat etmiştir (Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mekke-i Mükerreme Emirleri, Ankara 1972, 4, 16, 141-145).

Muhiddin BAĞÇECI


2-)Derebeylik toplum düzeninde toprakla birlikte alınıp satılan köle.


3-)Toprağa bağlı köle, serf


4-)Köle, derebeylik kölesi, ortaçağ köylüsü, serf


5-)i. serf.


Bu bilgi faydalı oldu mu ?

 

Kelime Türü Nedir ?

Bu kelime Dini bir Terimidir.

Dil
Anlamı
İngilizcesi İngilizce
Serf.
İngilizcesi İngilizce
Serf Semi-free peasant who worked his lord's demesne and paid him certain dues in return for the use of land, the possession of which was heritable These dues, usually called corvee, were usually in the form of labour on the lord's land Generally this averaged three days a week Serfs were generally classified as: 'Cottagers', 'small-holders', or 'villeins' although the later originally meant free peasants who were burdened with additional rents and services.
İngilizcesi İngilizce
Someone who is affiliated with, but not a member of, any House.
İngilizcesi İngilizce
Servant or slave employed in husbandry, and in some countries attached to the soil and transferred with it, as formerly in Russia.
İngilizcesi İngilizce
Person who is bound to the land and owned by the feudal lord.
İngilizcesi İngilizce
Helot.
İngilizcesi İngilizce
Villein.
İngilizcesi İngilizce
İn the feudal system, a person who was bound to the land of his lord and who was transferred with the land when ownership changed.
İngilizcesi İngilizce
Peasant Essentially a slave in medieval times.
İngilizcesi İngilizce
-a slave.

Sizde içinde Serf kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

Serf kelimesi anlamı 71 defa okunmuştur. [242604] Serf kelime anlamı, Serf nedir, Serf ne demek, Serf sözlük anlamı

Paylaş