Ukubat Nedir

Ukubat Nedir ? Ukubat Ne demek ?

1-)UKÛBÂT



Arapça ukubet ceza demektir. Çoğulu "ukubat"tır. İslam'ın getirdiği emir ve yasaklara veya İslam'ın verdiği yetki sınırları içinde yöneticilerin belirlediği kurallara uymayanlara uygulanacak müeyyide ve yaptırımlar.

İslami hükümler inanç ve amelle ilgili olmak üzere ikiye ayrılır. Amelle ilgili olan hükümler de temel fıkıh kaynaklarında "ibadetler, muameleler ve ukubat yani ceza hukuku" olmak üzere üçe ayrılır.

Ceza hukuku gerek inançla, gerek ibadet ve muamelelerle ilgili hükümlere uymama veya İslam'ın koyduğu yasakları çiğneme halinde uygulanacak hükümleri ifade eder. Bu cezalardan ayet ve hadislerde belirlenmiş olanlara "had" cezası denir. Çoğulu "hudud"tur. İslam devletinin koyacağı cezalara "ta'zir" cezası adı verilir.

Had cezalan beş tane olup; zina, hırsızlık, içki içmek, namuslu kadına zina iftirası atmak ve yol kesmek suçları için belirlenen cezalardan ibarettir. Bunlar kısaca şöyle açıklanabilir:

l. Zina Cezası

Evli erkek ve kadın için recm, bekar erkek ve kadın için yüz değnek vurmakla yerine getirilir. Bekarların zina cezası ayetle, evlilerinki ise hadisle sabittir.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Zina eden kadın ve zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, Allah'ın dinini uygulama konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir topluluk da onların cezalarına şahit olsun" (en-Nur 24/2). Bu ayette kastedilen bekarların zinasıdır.

Zina sözlükte ve şeriatte şöyle tarif edilir: Erkeğin kadınla mülk ve mülk şüphesi bulunmaksızın önden cinsel ilişkide bulunmasıdır. Hanefiler haddi gerektiren zinayı şöyle tarif ederler: İslami hükümlerin uygulandığı bir ülkede kendisine cinsel istek duyulacak yaştaki diri bir kadına, isteyerek mülk (cariyelik gibi) ve mülk şüphesi, nikah ve nikah şüphesi olmaksızın önden haram cinsel ilişkide bulunmaktır. Bu tarife göre, ilişkinin zina sayılması ve had cezasını gerektirmesi için, erkeğin cinsel organının sünnet kısmının kadının cinsel organına girmiş olması yanında akıllı ve ergin bulunmak da gerekir. Çünkü küçük çocuk ve akıl hastası zina hükmüne muhatap olmaz. Hadiste şöyle buyurulur: "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Çocuktan erginlik çağına kadar; uyuyandan uyanıncaya kadar; akıl hastasından şifa buluncaya kadar" (bk. Buhari, Hudud, 22, Talak, 11; Ebu Davud, Hudud, 17; Tirmizi, Hudud,1; İbn Mace, Talak, 15). Diğer yandan üç mezhebin ve Ebu Yusuf la İmam Muhammed'in aksine, Ebu Hanife'ye göre arkadan cinsel temas zina hükmünde değildir. Zorla ırza geçmelerde de istek olmadığı için zorlanana had cezası uygulanmaz. Hadiste şöyle buyurulmuştur: "Ümmetimden yanılma, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmü kaldırılmıştır" (Buhari, Talak, 11, İlim, 44, Şurut, 12, Enbiya, 27; İbn Mace, Talak,16-20). Ayrıca, zina edilen yerin daru'l-İslam olması da gerekir. Çünkü daru'l-harp veya daru'l bağy'de İslam'ın devletle ilgili hükümlerini uygulama imkanı bulunmaz (bk."Daru'l-İslam", "Daru'l-Harb" ve "Bağy'.' maddeleri). Yine bir kimse şahitsiz veya velisiz yahut geçici nikahla yahut da mut'a nikahı ile evlendiği bir kadınla cinsel ilişkide bulunsa had cezası uygulanmaz. Çünkü burada nikah şüphesi söz konusudur. Hadiste; "Gücünüzün yettiği kadar şüpheler ile hadleri düşürünüz" (Ebu Davud, Salat, 14; Tirmizi, Hudud, 2).

Şafii ve Hanbelilere göre, değnek cezası yanında bir yıl süreyle, sefer mesafesindeki bir yere sürgün cezası da verilir. Delil şu hadistir. "Bekarın bekarla zinasında yüz değnek ve bir yıl sürgün, dulun dulla zinasında yüz değnek ve recm cezası vardır" (Zeylai, Nasbu'r-Raye, III, 330; eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, VII, 87).

Hanefilere göre, zinada sürgün bir had cezası olmayıp, İslam devletinin ihtiyaç duymasına havale edilen hapis cezası gibi ta'zir kabilinden bir cezadır (bk. es-Serahsi, el-Mebsut, IX, 44 vd.; el-Kasani, Bedayiu's-Sanayi ; VII, 22 vd.; İbnu'l-Hümam, Fethu'l Kadir, I V, 134 vd.; İbn Kusame, elMuğni, VIII,166; Vehbe ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-İslami ve Edi!letüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 26 vd., 31 ).

Evlilerin Zinası

İslam bilginleri evlilerin zinasına recm cezasının gerektiği konusunda görüş birliği içindedir. Recm cezası tevatüre ulaşan hadislerle, ve icma ile sabittir. Hz. Peygamber döneminde birkaç evli kişiye zina cezası uygulanmıştır.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

"Müslüman bir kimsenin kanı üç şeyden birisi dışında helal olmaz: Zina eden dul, can karşılığı can ve cemaatten ayrılarak dinini terkeden kimse" (Buhari, Diyat, 6; Müslim, Kasame, 25, 26; Ebu Davud, Hudud,1 ). Bir işçi, patronunun eşiyle zina etmiş, kendisi bekar olduğu için Hz. Peygamber'in emriyle yüz degnek vurulmuştur. Allah elçisi Üneys (r.a)'ı görevlendirerek şöyle buyurmuştur: "Ey Üneys, o kadına git, zinasını itiraf ederse, onu recmet" (Buhari, Sulh, 5, Ahkam, 39, Âhad, 1, Şurut, 9, Eyman, 3, Hudud 30, 34, 38, 46; Müslim, Hudud 25, Kudat, 22; Ebu Davud, Hudud, 25).

Yine sahabilerden Maiz zinasını itiraf ettiği için kendisine recm uygulanmıştır (Zeylai, Nasbu'r-Raye, III, 314; Şevkani, Neylül Evtar, VII, 95,109). Diğer yandan zinadan gebe olan bir kadının dört defa ikrarı üzerine doğumdan sonra recmedilmesi emredilmiştir. Ancak kendi rızası ile Allah'ın ve Resulunun hükmüne razı olan bu kadın hakkında Allah elçisi cenaze namazını kıldırdıktan sonra şöyle buyurmuştur: "O, öyle bir tövbe etti ki, Medine'lilerden yetmiş kişiye taksim edilse hepsine yeterli olurdu. Allah için canını vermesinden daha faziletli bir amel biliyor musunuz?" (Müslim, Hudud, 28; İbn Mace, Diyet, 36).

Recm cezasının uygulanması için zina edenin "muhsan" olması gerekir. Çünkü çeşitli hadislerde bu şarta yer verilmiştir. Muhsan'm mastarı olan "ihsan" sözlükte menetmek demektir. Recm konusunda ise bir kimsenin muhsan sayılması için Hanefilere göre yedi şartın bulunması gerekir. Zina eden kişinin;1) Akıllı olması, 2) Ergin olması, 3) Hür olması, 4) Müslüman olması, 5) Sahih nikahla evli olması, 6) Sahih nikah içinde eşiyle guslü gerektirecek şekilde cinsel ilişkide bulunması, burada boşalma şartı aranmaz. 7) Yukarıdaki niteliklerin cinsel birleşme sırasında her iki eşte de bulunması. Bu şartlardan herhangi birisi bulunmazsa değnek cezası uygulanır (bk. es-Serahsi, a.g.e, IX, 39; el-Kasani, a.g.e, IV, 37; İbn Âbidin, a.g.e, III,163; İbnü'l-Hümam, a.g.e, IV,130). Bu sonuncu maddeye göre, diğer şartlar bulunup kadın küçük olur veya akıl hastası ya da cariye statüsünde bulunursa, bu eksiklik giderilip yeni bir cinsel ilişki olmadıkça taraflar muhsan hale gelmiş bulunmaz.

Ebu Yusuf ve Şafiiler bu sonuncu şartı gerekli görmezler. Onlara göre, diğer şartlar bulununca, kadın kafir olsa veya taraflardan birisi akıl hastası veya küçük bulunsa da muhsan şartı gerçekleşir (ez-Zühayli, a.g.e, VI, 42).

Şafii, Ahmed b. Hanbel ve Ebu Yusuf'a göre, recm için taraflann Müslüman olması şart değildir. Bu yüzden zimmi, İslam mahkemesine başvursa had uygulanır. Yine Müslüman erkek zimmi bir kadınla evlenip, onunla cinsel ilişkide bulunsa her ikisi de muhsan olurlar. Delil şu hadistir. İbn Ömer (r.anhüma)den rivayete göre Allah elçisine zina eden iki yahudi getirilmiş, o, bunların recmedilmelerini emretmiştir (Müslim, Hudud, 27; Tirmizi, Hudud,10). Eğer recmde, Müslümanlık şartı olsaydı, bunları recmetmezdi.

Hanefilere göre, iki yahudinin recmedilmesi olayı recm ayeti inip neshedilmezden önce, Tevrat hükmüne uygun olarak vuku bulmuştur (Zeylai, Nasbu'r-Raye, III, 328; eş-Şevkani a.g.e, VII, 12; es-Serahsi, a.g.e, IX, 39, 40; İbnü'I-Hümam, a.g.e, VI,132; el-Kasani, a.g.e, VII, 28; İbn Âbidin, III, 162).

Sonuç olarak zina cezasının uygulanması için İslami yönetimin bulunması, dört erkek şahidin suçluların zina fiiline bizzat görgüye dayalı olarak şahitlik yapması veya zina edenin ayrı zamanlarda mahkemede dört defa zina ikrarında bulunması gerekir (Ayrıntı için bk. "Zina" maddesi).

2. Hırsızlık Cezası

Başkasına ait olup, koruma altında bulunan en az on dirhem değerindeki (Hz. Peygamber döneminde iki koyun bedeli) bir malı çalmanın cezası Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirlenmiştir: "Hırsızlık yapan erkek ve kadının; yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah her şeye galip, tam hüküm ve hikmet sahibidir" (el-Maide, 5/38). Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekiler, şu yüzden helak oldular, onlar şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman, hırsızı serbest bırakırlar, güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da ona ceza uygularlardı" (eş-Şevkani, a.g.e, VII, 131, 136).

Hırsızlık cezası uygulanınca, çalınan mal elde mevcutsa sahibine teslim edilir; helak olmuşsa bu malın tazmini gerekmez. Çünkü had ile tazmin bir arada uygulanmaz. Hatta, malı çalınan kişi daha önce malının tazminini talep etmişse artık el kesme cezası düşer. Çünkü yukarıdaki ayette yalnız had cezasına yer verilmiş, malın tazmininden söz edilmemiştir. Diğer yandan Allah elçisi; "Hırsıza had uygulanınca artık malın tazmini istenemez" (Zeylai, o.g.e, III, 375) buyurmuştur.

Malikilere göre, hırsız zenginse hem had, hem de malın tazmini birlikte uygulanır; yoksulsa, had cezası ile yetinilir.

Şafii, ve Hanbelilere göre ise, hırsızın zengin veya yoksul oluşuna bakılmaksızın had ve tazmin cezası birlikte uygulanır. Çalınan mal misli ise misliyle, kıyemi ise kıymetiyle tazmin ettirilir. Çünkü had cezası Allah hakkı, tazmin cezası ise kul hakkıdır (Ayrıntı için bk. "Hırsızlık" maddesi).

El kesme cezası da diğer hadler gibi İslami hükümlerin tam olarak uygulandığı İslam ülkesinde söz konusu olur. Böyle bir ülkede toplum dengeleri kurulmuş, sosyal güvenlik müesseseleri oluşturulmuş olacağı için maddi sıkıntıya düşenlerin problemleri çözülmüş olur. Bu yüzden Hz. Ömer kıtlık yılındaki sıkıntıları dikkate alarak el kesme cezasını uygulamamıştır (Hayreddin Karaman, İslam Hukukunda İçtihad, Ankara 1975, 77).

3. Zina İftirası Cezası (Kazf)

Namuslu (muhsan) bir kadına zina iftirasında bulunmak büyük günahlardandır. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "İnsanı helake götüren yedi günahtan sakınınız. Bunlar şu günahlardır; Allah'a şirk koşmak ,sihir yapmak, haksız yere adam öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, iffetli ve iman sahibi bir kadına zina iftirasında bulunmak" (Buhari, Vesaya, 23; Müslim, İman, 38; Ebu Davud, Vesaya, 10). Kur'an'da şöyle buyurulur: "Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız kusurlarını örter ve sizi güzel bir makama koyarız" (en-Nisa, 4/31, bk. en-Necm, 53/32) buyurulur.

Zina iftirasının cezası Kur'an-ı Kerim'de şöyle belirlenmiştir: "İffetli kadınlara zina isnad edip de sonra bu iddialarını doğrulayacak dört (erkek) şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; onların şahitliklerini de ebediyyen kabul etmeyin. İşte onlar, fasıkların ta kendileridir. Ancak bundan sonra tövbe edip islah olanlar bu hükmün dışındadır. Çünkü Allah bağışlaması ve merhameti bol olandır" (en-Nur, 2414, 5).

Zina isnadı ya açık ifadelerle olur: "Ey zani", "sen zina ettin" sözleri böyledir. Bu dört şahitle ispat edilir veya zina isnadında bulunulan ikrarda bulunursa zina cezası uygulanır. Aksi halde zina isnad eden iftira etmiş sayılır ve seksen değnek vurulur. İsnad, bir kimsenin nesebini, bilinen babasından kaldırmakla da olabilir. "Sen filancanın oğlu değilsin" veya "O, senin baban değildir" demek gibi. Bunu ispat edemezse, zina iftirası yapmış olur.

Zina İftirası Yapılanda Bulunması Gereken Şartlar

a. İftira edilen kimse erkek olsun kadın olsun, muhsan olması gerekir. Kazf konusunda "muhsan" sayılmanın beş şartı vardır. Zina iftirası atılan kişide bunların bulunması şarttır. a) akıllı olmak, b) ergin bulunmak, c) hür olmak, d) Müslüman olmak, e) zina yönünden iffetli bulunmak.

Buna göre küçük çocuk ve akıl hastasına zina iftirası yapılsa had değil ta'zir cezası gerekir. İffetli olmaktan maksat ömrü boyunca, haram yolla cinsel ilişkide bulunmamış olmasıdır.

b. Zina isnadı yapılanın bilinen bir kimse olması gerekir. Bu yüzden; "Sizin içinizde bir kişi dışında zina eden bir kişi vardır" veya iki kişiye hitaben; "Sizden biriniz zina edendir" gibi sözlerde belirsizlik vardır (el-Kasani, " Bedayiu's-Sanayi ; VII, 40; İbnü'l Hümam, Fethu'l-Kadir, IV,191; es-Serahsi, el-Mebsut, IX,116; İbn Âbidin, Reddu'l-Muhtar III, 184).

Bir erkek kendi kansına zina isnadında bulunur ve bunu dört şahitle ispat edemezse, önceleri ona da seksen değnek cezası uygulanıyordu. Ancak daha sonra inen şu ayetler bu konuda mulaane yöntemini getirdi: "Hanımlarına zina isnat edip de, kendilerinden başka şahitleri olmayanların şahitliği, doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah'ı şahit tutup yemin etmesiyle olur. Beşinci defasında, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını diler. Kadının da kocası yalancılardan olduğuna dair, Allah'ı dört defa şahit tutup yemin etmesi, cezayı kendisinden kaldırır. Beşinci defasında kocası doğru söyleyenlerden ise, Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler" (en-Nur, 24/6-9).

Bu hükümlerden İslam'ın erkek ve kadının cinsel hayatını koruma altına aldığı, onları evlilik dışı cinsel maceralardan koruduğu anlaşılmaktadır (bk. "Kazf", "Zina", "Lian" maddeleri).

4. Yol Kesmenin Cezası

Yoldan geçenlerin önünü kesmek ve geçişi haksız olarak engellemek suretiyle yolcuları soymak, İslam'da şiddetle cezalandırılmıştır. Allah Teala şöyle buyurur: "Allah ve Resulune karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası ancak; öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır" (el-Maide, 5/33).

Bu ayette belirlenen cezalar suçun niteliğine ve şiddetine göre uygulanır. Yol kesenler yalnız soygun yapmışsa el ve ayakları çaprazlama kesilir, yalnız öldürme suçu işlemişlerse öldürülürler. Hem soygun, hem de öldürme birlikte işlenmişse;

Ebu Hanife (ö.150/767) ve İmam Züfer'e (ö.158/775) göre, İslam devlet başkanı seçimlik hakka sahiptir. İsterse ibret olması için önce el ve ayaklarını çaprazlama keser, sonra öldürülür veya idam edilir. Dilerse kesme uygulanmaksızın yalnız öldürülür veya asılır.

Ebu Yusuf (ö.182/798) ve Muhammed eş-Şeybani'ye (ö.189/805) göre ise bu durumda yol kesen ya öldürülür veya asılır. Çaprazlama el ve ayak kesilmez. Çünkü burada asıl suç yol kesme olup, bir suça iki had birden uygulanmaz. Zaten öldürme cezası, daha hafif olan çaprazlama kesmeyi de kapsamına alır. Nitekim evli kimse hem hırsızlık hem de zina yapsa"recm" cezası ile yetinilir. Çünkü ağır olan bu ceza diğerini de kapsar (es-Serahsi, el-Mebsut, IX, 195; el-Kasani, a.g.e, VII, 93; İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadir, IV, 270; ez-Zühayli, el-Fıkhu'l-islami ve Edilletüh, 2. baskı, Dimaşk 1405/1985, VI, 127 vd.).

Yol kesip adam öldüren ve soygun yapan kimseye had cezasının uygulanacağı konusunda islam alimleri arasında görüş birliği vardır. Bu ceza, adi katilden farklı olarak öldürülenin velisinin affetmesi veya soygunda alınan malın geri verilmesi ile düşmez.

5. İçki İçmenin Cezası

Sarhoş edici içkilerin içilmesi ayet ve hadislerle yasaklanmıştır. Kur'an-ı Kerim'de altı ayette geçen "hamr" kelimesi üzüm suyundan elde edilen özel içkinin adı olmuştur. Türkçe'de "üzüm şarabı" denilen içki budur. Diğer içki çeşitleri veya; içkinin yapıldığı hammaddeler hadislerde belirlenmiştir. Tedrici yasaklamanın sonunda, kesin içki yasağı bildiren ayette şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları sadece şeytanın işinden birer pisliktirler. Bu pislikten kaçının ki, kurtuluşa eresiniz. Şüphesiz Şeytan kumar ve içki ile aranıza düşmanlık ve kin sokmayı, sizi Allah'ın zikrinden ve namaz kılmaktan alıkoymayı ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?" (el-Maide, 5/90, 91; Diğer ayetler için bk. el-Bakara, 2/219; en-Nisa ; 4/43; el-A'raf, 7/157; en-Nahl, 16/67).

Hanefilere göre had cezasının uygulanması bakımından içkiler ikiye ayrılır: Şarap içene verilecek ceza, şarap dışındakileri içene verilecek ceza. Şarap içen kimse az içsin, çok içsin sarhoş olsun veya olmasın kendisine had cezası uygulanır. Çünkü Hz. Peygamber; "Şarap içen kimseye değnek vurunuz" (Ebu Davud Hudud, 36; Tirmizi, Hudud 15; Nesai, Eşribe, 42; İbn Mace, Hudud, 17, 18; Darimi, Eşribe, 10) buyurmuştur. Bu hadisteki "hamr"da köpük atmış taze üzüm suyu olup, içenin aklını örttüğü için bu ad verilmiştir. Şarap dışındaki içki çeşitlerinde ise, kişi sarhoş olacak kadar içtiği takdirde had cezası uygulanır (el-Kasani, a.g.e, VII, 39; İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadir, IV, 178; Zeylai, Tebyinü'l-Hakaik, III, 195).

Çoğunluk fakihler ise şarapla diğer içki türleri arasında bir ayırım yapmazlar. Çoğu sarhoş eden içkinin azı da haramdır ve hamr (şarap) hükmündedir. Bu yüzden, sarhoş edici olduğu bilinen herhangi bir içkiyi içene had cezası gerekir. Delil şu hadistir: "Her sarhoş edici içki hamr'dır ve her hamr da haramdır" (Müslim, Eşribe, 73; Ebu Davud, Eşribe, 5; Tirmizi, Eşribe, l; İbn Mace, Eşribe, 9; Ahmed b. Hanbel, II, 16, 29, 31,105, 134, 137).

Ebu Hanife'ye göre haddin uygulanmasını gerektiren sarhoşluğun ölçüsü; sarhoşun konuşulanları anlamaması, mantıklı konuşamaması, erkekle kadını, yerle göğü birbirinden ayırt edememesidir. Çünkü hadlerde şüphenin kalkması için ağır olanı esas almak gerekir. Hz. Peygamber; "Gücünüzün yettiği sürece hadleri şüphelerle kaldırınız" (Ebu Davud, Salat, 114; Tirmizi, Hudud, 2) buyurmuştur.

Ebu Yusuf, imam Muhammed ve diğer üç mezhep imamına göre, sarhoşluk ölçüsü; sarhoşun saçma konuşması ve sözleri birbirine karıştırmasıdır. Çünkü insanlar bu durumdaki kişiye "sarhoş" demektedir. Bu kimse kendi elbisesini veya ayakkabılarını başkasınınkinden ayırt edemez.

İçki içene ceza uygulanabilmesi için akıllı, ergin, Müslüman olması, içki zorlama ile veya zaruret sebebiyle içmemiş olması, içtiği şeyin içki olduğunu haram kılınmış bulunduğunu bilmesi gerekir. Ayrıca içtiği içkinin kendi mezhep görüşüne göre haram sayılması da gereklidir.

İçki İçene Verilecek Cezanın Miktarı

Çoğunluk müctehitlere göre, sarhoşluğun cezası seksen değnektir. Delil, Hz. Ali'nin şu sözüdür: "Kişi içki içince sarhoş olur, sarhoş olunca da saçma sözler konuşur; saçma sözler arasında da iftira eder. İftiranın had cezası ise seksen değnektir" (eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar, VII, 144; Zeylai, Nasbu'r-Raye, III, 351).

Şafiilere göre, şarap veya diğer içkileri içmenin cezası kırk değnektir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) bu konuda belirli bir miktar uygulamamıştır. Ebu Hüreyre (r.a), Hz. Peygamber'e getirilen bir sarhoşa uygulanan cezayı şöyle anlatır: "Bizden bir kısmı eliyle, bazıları ayakkabısı ya da elbiseleriyle vurdular. Adam ayrılıp gidince, arkasından; Allah seni rüsvay etsin" dediler. Bunun üzerine Allah Rasulü şöyle buyurdu: "Böyle söylemeyin, ona karşı şeytana yardım etmeyin" (Buhari, Hudud, 4; Müslim, Hudud 35; Ebu Davud, 35, 36; Tirmizi, Hudud, 14, 15).

6. İrtidad Edene Verilecek Ceza

İrtidad, sözlükte bir şeyden başka bir şeye dönmek demektir. Aynı köktün ism-i fail olan mürted sözcüğü ise; İslam dinini terkedip küfre, dinsizliğe dönmek anlamına gelir. İrtidad küfrün en aşırısı ve en ağırıdır. Hanefilere göre mücerred irtidatla, Şafiilere göre ise irtidadın ölümle birleşmesi halinde önceki ameller boşa gider.

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Sizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, işte onların, dünya ve ahirette amelleri boşa gitmiştir. İşte Cehennemlikler onlardır. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır" (el-Bakara, 2/217).

Müslüman olan bir kimse; Allah'ı inkar, peygamberleri veya bir peygamberi kabul etmemek veya zina, eşcinsellik, şarap içmek ve zulüm yapmak gibi ittifakla haram olan bir şeyi helal saymak ve yine alışveriş ve evlenmek gibi ittifakla helal olan bir şeyi haram kabul etmek suretiyle dinden çıkar ve mürted hükümlerine tabi olur. Yine hakaret için Kur'an'ı yere atmak, bir hadis kitabını pisliğin içine atmak veya putlara ya da güneşe tapmak, kişiyi dinden çıkarır (bk. İbnü'l-Hümam, Fethu'l-Kadir, IV, 385; eş-Şirbini, Muğni'l Muhtac, Mısır, t.y, IV, 133 vd.; eş-Şirazi, el-Mühezzeb, II, 288; İbn Kudame, el-Muğni, 3. Baskı, Kahire 1970, VIII, 123, 131).

İrtidadın geçerli olması için, kendisini dinden çıkaracak sözü söyleyen veya işi yapanın akıllı olması ve bu söz veya fiili kendi iradesiyle yapmış bulunması gerekir.

Mürteddin Cezası

İslam müctehitleri mürteddin öldürülmesi gerektiği konusunda görüş birliği içindedir. Delil şu hadislerdir: "Dinini değiştiren kimseyi öldürünüz" (Buhari, Cihad 149, İ'tisam, 28, İstitabe, 2; Ebu Davud, Hudud 1; Tirmizi, Hudud, 25; Nesai, Tahrim,14); "Müslüman bir kimsenin kanı ancak üç şeyden birisi ile helal olur. Zina eden dul, cana karşılık can ve cemaatten ayrılıp dinini terkeden kimse" (Buhari, Diyat, 6; Müslim, Kasame, 25, 26; Ebu Davud Hudud 1).

Hanefilere göre, irtidad eden kadın öldürülmez, fakat yeniden, İslam'a dönünceye veya ölünceye kadar hapsedilir. Çünkü o, büyük bir cürüm işlemiş olur. Ancak kadınların öldürülmesini Rasulüllah (s.a.s) yasaklamıştır. Temelde, mürteddin öldürülmesi küfrü yüzünden değil, İslam toplumuna baş kaldırması yüzündendir. Çünkü İslam devletine baş kaldırmanın cezası Allah yanında, öldürmekten daha büyüktür. Yukarıda yol kesmenin cezasını açıklarken buna temas etmiştik (bk. es-Serahsi, el Mebsut, I, 98 vd.; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadir, IV, 385 vd.; el-Kasani, a.g.e, VII; 134; İbn Âbidin, a.g.e, III, 312, 326).

Çoğunluk fakihlere göre ise, dinden dönen kadın da öldürülür. Çünkü Ümmü Mervan adlı bir kadın İslam'ı terketmiş, bu haber Hz. Peygamber (s.a.s)'e ulaşınca, bu kadının tevbeye davet edilmesini bildirmiş, tevbe ederse serbest bırakılmasını, aksi halde öldürülmesini emretmiştir. Ancak bu hadisin senedinde zayıflık vardır (bk. Zeylai, Nasbu'r-Raye, III, 458; eş-Şevkani, Neylü'l-Evtar VII,192). Yine Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel (ö. 18/639)'i Yemen'e vali olarak gönderirken ona şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir erkek İslam'dan dönerse, onu yeniden İslam'a çağır, dönerse ne ala; aksi halde onun boynunu vur. Kadın da dinden dönerse, onu da dine yeniden çağır, dönerse ne ala; aksi halde boynunu vur" (Zeylai, a.g.e, III, 457; eş-Şevkani, a.g.e, VII,193). İbn Hacer, bu hadisin senedinin hasen olduğunu söylemiştir.

Hanefilere göre, Hz. Peygamber döneminde görülen bu gibi kadın öldürme olaylarının irtidad sebebiyle değil İslam devletine başkaldırma yüzünden olmuştur.

Mürteddin öldürülmeden önce tevbeye çağrılması Hanefilere göre müstehaptır. Çünkü bununla yeniden İslam'a dönmesi umulur. Eğer tevbe etmezse, tevbe edeceği umulur veya kendisi süre istemiş olursa ona üç gün süre verilir. Ancak tevbe edeceği umulmaz veya süre istememiş olursa, derhal öldürülür. Delil Hz. Ömer'in uygulamasıdır: Ömer (r.a), İslam ordusundan bir adamın durumunu sordu: "İslam'a girdikten sonra Allah'ı inkar ettiği için onu öldürdük" dediler. Hz. Ömer dedi: "Keşke onu bir evde üç gün hapsedip, her gün bir ekmek verseydiniz, belki tevbe ederdi". Sonra şöyle dua etti: "Allahım! Ben orada yoktum, emir de vermedim, razı da olmadım" (Malik, Muvatta', Akdiye, 16).

Çoğunluk müctehidlere göre, mürted erkek ve kadının öldürülmeden önce üç kere tevbeye çağrılması vaciptir. Delil; Ümmü Mervan hadisi ile Hz. Ömer'in tevbeye davetin gerekliliğini bildiren ifadeleridir (bk. İbn Rüşd, Bidayetti'l-Müctehid, Mısır, t.y., II, 448; eş-Şirbini, a.g.e,139 vd; İbn Kudame, el-Muğni, VIII,124 vd.; ez-Zuhayli, a.g.e, VI, 186-188.)

Mürted, yalnız İslam devlet başkanı veya onun yetki verdiği kimse tarafından öldürülebilir. Bunların izni olmaksızın başka birisi öldürülürse kötü bir iş yapmış olur ve ta'zir cezası uygulanır. Ancak tevbeye çağırmadan önce bile olsa, böyle bir öldürmeden dolayı öldürenin tazminat yükümlülüğü bulunmaz (ez-Zuhayli, a.g.e, VI, 188).

Kısas Cezası

İslam hukukunda ayet ve hadisle miktar ve kapsamları belirlenen had cezaları yukarıda kısaca açıklananlardan ibarettir. İslam toplumu ideal bir ahlak yapısına kavuştuğu takdirde İslam devletinin yalnız bu cezalarla yetinmesi mümkün ve caizdir. Bunların yanında "kısas" cezası gibi kul hakkı sayılan cezalarla, diyet, erş ve hükumetü'l-adl gibi mali cezalar da vardır.

>>>>>


2-)(Ukubet. C.) Cezalar. İşkenceler, eziyetler.


Bu bilgi faydalı oldu mu ?

 

Kelime Türü Nedir ?

Bu kelime Dini bir Terimidir.

Sizde içinde Ukubat kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

Ukubat kelimesi anlamı 154 defa okunmuştur. [242831] Ukubat kelime anlamı, Ukubat nedir, Ukubat ne demek, Ukubat sözlük anlamı

Paylaş