Allah Nedir

Allah Nedir ? Allah Ne demek ?

1-)ALLAH (C.C)



Kainatın ve kainatta bulunan tüm varlıkların yaratıcısı, koruyucusu olan tek varlık, ibadet edilmeye layık tek Rab, Mevla, Huda'ya ait özel isim. En yüce varlık olarak inanılan, bütün kemal sıfatları şahsında bulunduran ve her türlü noksan sıfatlardan uzak olan gerçek Ma'bud. Varlığı zorunlu olan tek yaratıcıya ait yüce bir isim. Bu isimle çağrılan bir başka varlık olmamıştır, olmayacaktır da.

İsim, ifade ettiği ilahi manasıyla yalnız Allah'a aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. Bu isim başkası için de kullanılamaz (Meryem Suresi, 19/65).

İsmin, ait olduğu yaratıcı bir olduğundan, ikili ve çoğulu da yoktur. Ancak cinsleri olan varlıkların isimleri çoğul yapılabilir. Cinsleri olmayanın ismi de çoğul yapılamaz. Lisanımızda "şehirler" denilir ancak yine bir şehir olan fakat bir ikincisi olmayan İstanbul için "İstanbullar" denilerek çoğul yapılamaz. Ancak muhtelif lisanlarda Allah'u Teala'nın ayrı ayrı isimleri olabilir. Türkçe'de Tanrı, Farsça'da Huda, İngilizce'de God, Fransızca'da Dieu gibi. Ne var ki bu isimler "Allah!' gibi özel isim değildir. ilah, rab, ma'bud gibi cins isimdirler. Arapça'da ilahın çoğuluna "alihe", rabbın çoğuluna "erbab" denildiği gibi Farsça'da Huda'nın çoğulu da "hudayan" ve lisanımızda da "tanrılar", rablar, ilahlar, ma'budlar denilir. Çünkü bu isimler gerçek ma'bud -Allah- için kullanıldığı gibi, Allah'ın dışında gerçek olmayan bir nice ma'bud kabul edilen şeyler için de kullanıla gelmiştir. Eski Türklerde gök tanrısı, yer tanrısı; Yunanlılar'da güzellik tanrıçası, bereket tanrısı, vs olduğu gibi. Halbuki "Allahlar" denilmemiş ve denilemez. Manasındaki birlik ve özel isim olması nedeniyle Allah ne tanrı kelimesiyle ne de bir başka kelimeyle tercüme edilebilir.

İslam'ın temel ilkesi olan "La İlahe İllallah" tevhid kelimesi, mesela Fransızca'ya tercüme edildiği zaman "Diyöden başka diyö yok" Türkçe'ye aktarılmasında "İlahtan başka ilah yoktur." denir. O zaman da Allah kelimesi "ilah" kelimesiyle tercüme edilmiş olur. Bu da yanlış bir tercümedir. Çünkü ilah cins isimdir, Allah ise özel isimdir. Kelime-i Tevhid "tanrı" kelimesiyle Türkçe'ye çevrildiğinde aynı çarpıklık ve yanlışlık ortaya çıkar. "Allah" kelimesinin kökenini araştıran dil bilimcileri bu konuda birçok beyanlarda bulunmuşlarsa da en kuvvetli görüş; bu kelimenin Arapça olup herhangi bir kelimeden türetilmeden aynen kullanıldığı ve has bir isim olduğudur.

Allah; kendi iradesiyle evreni yoktan var eden, ona belli bir düzen veren, gökleri ve yerleri ve bunlarda en küçüğünden en büyüğüne kadar canlıları yaratan, onlara hayat ve rızık veren, öldüren-dirilten, dilediğini dilediği şekilde idare ve tasarrufu altında bulunduran, varlığı bir başka etkenle değil, kendinden olan, her şeyi bilen, gören, işiten, yarattıklarında en ufak bir çarpıklık ve dengesizlik bulunmayan, herşeye gücü yeten, bütün mülkün gerçek sahibi, emir ve hüküm koymaya tek yetkili; övülmeye, itaat edilmeye, şükredilmeye gerçek layık, bir benzeri daha bulunmayan, bütün varlıkların, güneşin, ayın, gök ve yer cisimlerinin itirazsız itaat ettiği, boyun eğdiği, ismini ululadığı, ibadet edilmeye layık Hak mabud. Allah, mabud olduğu için Allah değil, Allah olduğu için mabudtur. Onun İlah oluşu, ibadete layık oluşu, bir başka sebepten değil; kendi 'zat'ının yüceliğindendir. insanlar zaman zaman putlara, ateşe, güneşe, yıldızlara, milli kahramanlara veya hakkında korku ve ümit besledikleri herhangi bir şeye tapınmışlar; bu halleriyle de onları ilah ve mabud edinmişler, bilahare bunlardan cayarak, onları tanımaz ve tapınmaz olmuşlardır. O zaman da daha evvel mabudlaştırdıkları varlıkların mabudluk vasıfları yok olur. Hülasa Allah'ın dışındakiler ancak insanların mabudlaştırmalarıyla mabud telakki edilebildikleri halde Allah, bütün beşer ona inansa da, inanmasa da; ibadet etse de etmese de o, zatıyla Allah olduğu için ibadete layıktır. Beşerin inkarı onu Allah olmaktan uzaklaştıramaz.

İnsanlık tarihi incelendiği zaman görülür ki, ilk devirlerden beri her asırda yaşayan insanlarda Allah fikri ve tapınma meyli; dolayısıyla bir dini inanca eğilim vardır. Batılı dinler tarihi yazarlarının bir çoğuna göre bu duygunun var oluşu çeşitli arizi sebeplere bağlanmış ise de, müslüman alimlerin genel kanaatlarına göre tamamen fıtri ve doğuştandır. İlk insan olan Hz. Âdem'in yaratılışından önce Allah ile melekler arasında cereyan eden konuşmayı (el-Bakara, 2/30) ve bu konuşmada Âdem'in-insanın- Allah'ın halifesi olarak yaratılması hususunu düşündüğümüzde de anlarız ki; insan yaratılmadan evvel, onun mayasına Allah'a halife olacak özellikler verilmiştir. Bu da bize Allah'a bağlılığın ve din duygusunun fıtri olduğunu bildirir. Hz. Peygamber'in (s.a.s.) "Her doğan insan, İslam fıtratı üzere doğar, onu Mecusi, Hristiyan veya Yahudi yapan ana ve babasıdır" (Müslim, Kader, 25; Buhari, Cenaiz:, 92; Ebu Davud Sünnet, 17) hadisi ve "Sizi karada ve denizde yürüten odur. Gemide olduğunuz zaman (ı düşünün): Gemiler içinde bulunanları hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü ve (onlar) bununla sevindikleri sırada, birden gemiye, şiddetli bir kasırga gelip de, her yerden gelen dalgalar onları sardığı ve artık kendilerinin tamamen kuşatıldıklarını, (bir daha kurtulamayacaklarını) sandıkları zaman, dini yalnız Allah'a halis kılarak Ona yalvarmağa başlarlar. And olsun eğer bizi bu (felaket) den kurtarırsan, şükredenlerden olacağız. (derler). (Yunus, 10/23)" ayeti de keza Allah inancının -her ne suretle ortaya çıkarsa çıksın- insan ruhunun derinliklerinde var olduğunu ispat etmektedir.

Nereye gidilmişse orada basit ve batıl da olsa bir dine, bir tanrı fikrine rastlanmıştır. Geçmiş devirlerde çeşitli şekillerdeki putlara tapanlar, ateşi, güneşi, yıldızları kutsal sayanlar dahi bütün bunların üstünde büyük bir kudretin bulunduğuna, herşeyi yaratan, terbiye eden, esirgeyen bir varlığın mevcudiyetine inanmışlar, dış alemde taptıkları şeyleri Ona yaklaşmak için birer vesile edinmişlerdir." "Biz, bunlara, sırf bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz." (ez-Zümer, 39/3) Cinsleri, devirleri ve ülkeleri ayrı, birbirlerini tanımayan toplumlarda inanç konusundaki birlik, din fikrinin umumi, Allah inancının da fıtri olduğunu ispat etmektedir.

Bunun içindir ki, her şeyi bilen ve yaratmaya kadir olan bir Allah'a inanmak, ergenlik çağına gelen akıllı her insana farzdır. İlahi dinlerin kesintiye uğradığı dönemlerde yaşayan insanlar bile, akılları ile Allah'ın varlığını idrak edebilecek durumda olduğundan, Allah'a imanla mükelleftirler.

Akıl ile Allah'ın bilinebileceğine, birçok ayet delil olarak gösterilebilir. Bunlardan en dikkat çekici olanı, Hz. İbrahim'in daha çocukluk dönemlerinde iken parlaklıklarına bakarak yıldızı, ayı, güneşi Rab olarak kabul etmesi ancak daha sonra bütün bunların batmaları, ile zamanla yok olan şeylerin Rabb olmayacaklarını idrak etmesi ve neticede gerçeği görerek "...ben, yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan varedene çevirdim ve artık ben Ona ortak koşanlardan değilim. " (el-En'am, 6/79) ayetidir. Maturidiyye mezhebine göre Allah'a iman, insan fıtratının icabıdır. Zira her insan evrendeki bu muazzam varlıklara bakarak bunların büyük bir yaratıcısı olduğuna aklen hükmedebilir. "Akıl ve nazar 'marifetullah'da kafidir." derler. "Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah'ın varlığında şüphe mi vardır? " (İbrahim, 14/10) ayetini delil gösterirler. Eş'ariye imamları ise "akıl ve nazar 'marifetullah'da kafi değildir." derler ve "Biz bir kavme peygamber göndermedikçe onlara azap etmeyiz. " (el-İsra, 17/15) ayetini delil gösterirler. Netice olarak, semavat ve arzın yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde ve kainatta meydana gelen insan gücünün dışındaki binlerce tabiat hadisesinin belli bir düzen içerisinde cereyan etmesinde her akıllının kabul edebileceği gibi, Allah'ın varlığını ispat eden deliller vardır. (el-Bakara, 2/164).

Allah'ın zatı üzerinde düşünmek haramdır. Onun zatını idrak etmek aklen mümkün değildir. (Çünkü Allah'ın hiçbir benzeri yoktur. Hiçbir şey O'na denk değildir. (İhlas, 112/1-5). Gözler Onu idrak edemez, (el-En'am, 6/103). Çünkü aklın ulaşabildiği ve kavrayabildiği şeyler ancak madde cinsinden olan şeylerdir. Allah ise madde değildir. Duyu organlarımızla tespitini yaptığımız ve halen yapamadığımız eşyanın tümü noksanlıklardan uzak olan bir yaratıcı tarafından yaratılmıştır. Yaratılan ise yaratıcısının ne parçası, ne de benzeridir. Allah'ın varlığına inanmak, her müslümanın ilk önce kabul etmesi gereken bir husustur. İslam ıstılahına göre inanmak ise Allah'ın varlığına, birliğine, yani, Allah'tan başka ilah olmadığına ve inanılması gereken diğer hususlara (Allah'a, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kaza ve kadere, öldükten sonra diriltmeye) tereddütsüz iman etmek ve bunu kalp ile tasdik etmektir. İnanan insana mümin, inanmayana ise kafir denir. Akıl sahibi olan her insanın, Allah'ın varlığına inanması gerekir. Allah'ın varlığına inanmak, insan fıtratının icabıdır. Allah'ın varoluşu vaciptir, zaruridir. Varlıklar vücud bakımından üç türlüdür:

a) Vacibu'l-Vücud: Varlığı mutlak gerekli olan, olmaması mümkün olmayan varlık. Bu da sadece Allah Teala'dır.

b) Mümkinu'l-Vücud: Varlığı mümkün olan, yani, varolması da, olmaması da mümkün olan varlıklardır ki Allah'ın dışında tüm yaratıklar böyledir .

c) Mümteniu'l-Vücud: Varlığı mümkün olmayan. Allah'ın eşi ve benzerinin olması gibi. Allah'ın eşi ve benzerinin olması mümkün değildir.

Allah, bizatihi (kendi kendine) ve bizatihi (kendiliğinden) Allah'tır. Kur'an'da Allah hakkında varid olan birçok vasıflar onun bir cisim olduğunun delili değil, ancak ona ait mecazi vasıflamalardır. (Bk: 5/69; 38/75; 39/67; 54/14; 2/12C 274; 6/52; 18/27 ayetler) Bu sıfatlarla Allah'ı cisimlendirme veya bir başka varlığa benzetme sözkonusu değildir.

Bütün yaratıkların ilahı bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur. O rahman ve rahimdir. (2/163). Üçyüzaltmış putu kendilerine ilah kabul eden Mekkeli müşrikler, bu muazzam alemin bir tek ilahı olduğu gerçeğini duyunca hayret etmişler, "Ey Muhammed! bu kadar insanlara bir ilah nasıl yetişir." demişlerdi. Müşriklerin maddeci görüşlerini reddedip Allah'ın tek yaratıcı olduğuna, varlığının isbatına delil olacak birçok ayetlerden biri de şudur: "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde ta, sıyıp giden gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır. " (el-Bakara, 2/164)"

Her insan, kainattaki bu muazzam ve mükemmel varlıklara bakarak, bunların büyük bir yaratıcısı olduğuna aklen hükmedebilir. Bir bilginin kesinlik kazanması için o konuda ispat edici deliller aranır. Allah'ın varlığı hakkında da bilgimizin kesinlik kazanması için birçok deliller vardır. Bu deliller, akli ve nakli deliller olmak üzere iki grupta toplanabilir.

A) Akli deliller

1-Hudus (sonradan varolma) delilleriyle Allah'ın varlığını ispat.

Bu alem, yok iken sonradan var olmuştur. O halde, başlangıcı olmayan bir var ediciye muhtaçtır. Varlığı ve yokluğu kendinden olmayan bu alemin, varlığını yokluğuna tercih eden bir mucide ihtiyacı vardır. O mucidin de varlığının kendinden olması; Vacibu'l-vücud olması gerekir. Bir başka yaratıcıya muhtaç olmadan varlığı kendinden olan tek varlık ise Allah Teala'dır. bu halde bu alem vacibu'l vücud olan bir yaratıcıya muhtaçtır. Bu delili de iki maddede inceleyebiliriz:

a) Cisimlerin sonradan yaratılması esasına dayanan delil. Kelam alimleri bu delili şöyle açıklarlar: Bu alem, suretiyle ve maddesiyle hadistir (sonradan varolmuştur). Her hadis (sonradan varolan) mutlaka bir muhdise (mucide) muhtaçtır. O halde bu alem de bir muhdise muhtaçtır. O da yüce Allah'tır. Bu alemin sonradan yaratıldığı gözlem ve akli delillerle ispat edilmiştir. Söyle ki: Âlem; (Evren) cevher ve arazlardan meydana gelmiştir. Âraz, cisimlere arız olan hareket, sükun, ictima (birleşme), iftirak (ayrılma) halleridir. Bu hallere "ekvan-ı erbaa (dört oluş) denir. Ekvan-ı erbaa, cisimlere değişik hal ve şekiller veren sıfatlardır. Bu sıfatların hepsi sonradan varolmuştur. Sükundan sonra hareket, karanlıktan sonra aydınlık, beyazlıktan sonra siyahlık hallerinin oluştuğu gibi. Bu arazlar yok olduktan sonra görülmezler. Görülmemeleri hadis olduklarının, yani sonradan yaratıldıklarının delilidir. Hadis olmasaydılar, vacip (varlığı kendinden) olmaları gerekirdi. Vacip olsaydılar bu defa da, zıdlarının gelmesiyle yok olmamaları gerekirdi. Halbuki zıdları gelince yok oluyorlar. O halde vacip değil, hadistirler. Hadis oldukları sabit olan arazlar, kendileriyle birleştikleri cevherlerin de hadis olduklarının delilidir. Çünkü hadis, ancak kendisi gibi hadis olan cisimle birlikte olur. Cevherler (cisimler) de mutlaka bu dört durumdan birisiyle birliktedirler. O halde cevher ve arazlardan ibaret olan bu evren hadistir sonradan yaratılmıştır. Her hadisin de bir muhdise ihtiyacı vardır. O muhdis ise; bu alem cinsinden olmayan varlığı zatının icabı, yani Vacibu'l-Vücud olan mutlak kemal sahibi Allah Tebarek ve Teala'dır.

Bu alemi yaratan varlık; Vacibu'l Vücud değilse Mümkiniu'l-Vücud'tur. Yani vücudu sonradan yaratılmıştır. O halde o da, varlığında başka bir yaratıcıya muhtaçtır. Şayet o yaratıcı da bu mucit gibi başka bir yaratıcıya muhtaç ise; yaratıcılar zincirinin böylece sonsuzluğa doğru silsile halinde devam edip gitmesi gerekir. Böyle bir teselsül ise batıldır, mümkün değildir. Varlığı farzedilen bu yaratıcılar silsilesinin bir noktada durması ve başkasına muhtaç olmayan, her bakımdan mükemmel, varlığı zatının gereği olan bir yaratıcıya dayanması şarttır. Bu varlık, alemin yaratıcısı olan Allah'tır.

b) İhtira (İcat Etme) delili. Gökler ve yer, bitki ve hayvanlar yoktan var edilmiştir. Her yoktan var olunana da bir var edici gerekir. Bu alemin de bir var edicisi vardır. O da Allah'tır. Âlemde gördüğümüz herhangi bir bitki veya hayvan sonradan varolmuştur. Her birinin varlığının bir başlangıcı vardır. Cisimlerde zamanla hayat idrak, akıl gibi haller icat olunuyor. İlliyet kanununa göre her icat olunan şeye bir icat eden gerekir. Çünkü hayat, idrawek ve akıl gibi durumlar kendiliğinden var olmazlar. Mutlaka bir yaratıcıya muhtaçtırlar. O da, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, herşeyi bilen ve herşeye güç yetiren Allah 'tır

c) Terkip delili. Bu alem mürekkep (parçaları bir araya getirilmiş olan) bir varlıktır. Terkip olunan her varlık, kendinden önce varolan bir terkip ediciye muhtaçtır. Terkip olunan varlık, parçalardan meydana gelir. Parçalar, bütününden önce vardır ve ondan ayrı şeylerdir. O halde, terkip bulunan varlık yok iken, daha sonra parçalarının birleştirilmesiyle sonradan yaratılmıştır. Her sonradan yaratılan gibi o da bir yaratıcıya muhtaçtır. Bu yaratıcı, terkip edilen ve kendinden başkasına muhtaç olan bu alem cinsinden olamaz. Aksi halde yaratıcıların teselsülü gerekir. Teselsül ise batıldır. O halde bu yaratıcı, varlığında başkasına muhtaç olmayan ezeli bir varlıktır. O da, Vacibu'l-Vücud olan Allah'tır.

2-İmkan Delili

a) Bu alem, varlığı da, yokluğu da mümkün olan bir varlıktır. Her mümkün, varlığını yokluğuna tercih eden bir kuvvete muhtaçtır. Bu alem de, var olabilmek için böyle bir müessir kuvvete muhtaçtır. O kuvvet de bu alemin dışında, vücudu zatından olan bir varlıktır. O da Allah'tır.

b) Hakikatta bir mevcut vardır. Bu mevcut, ya varlığı zatındandır ya da varlığı ve yokluğu mümkün olandır. Varlığı zatından ise; bu özelliğe sahip olan yalnız Allah'tır. Bu mevcut, varlığı mümkün olan ise; mümkün olan varlığın mevcudiyeti zatının icabı olmadığından, var olabilmesi için, varlığını yokluğuna tercih eden bir müreccihe-yaratıcıya ihtiyaç vardır. O yaratıcı-müreccih ise Allah'tır.

c) Âlemde görülen madde daima hareket halindedir. Maddenin hareket halinde olması ilmen ispat edilmiştir. Madde ve maddedeki hareketin mucidi kimdir? Maddeciler, madde ve ondaki hareketin ezeli olduğunu söylerler. Oysa maddedeki bu hareket, bir evvelki hareketin neticesidir. O da bir evvelkinin... Bu hareketler silsilesi sonsuzluğa doğru devam edip gidemez. Bu hareket silsilesinin bir noktada durması ve ilk hareketin, vücudu vacip olan bir illete, bir hareket ettiriciye dayanması zaruridir. O da herşeyin yaratıcısı olan Allah'tır.

3- İbda' ve İllet-i Gaiyye Delili. içinde bulunduğumuz aleme dikkatle bakacak olursak, onun çok güzel ve çok mükemmel olarak ve daha önce bir benzeri olmadan vücuda getirildiğini görürüz. Gökyüzü, güneş, ay, hülasa canlı-cansız her varlık bir amaç için yaratılmıştır. Âlemde varolan hiçbir eşya faydasız, maksatsız ve boş yere yaratılmamıştır. Bu alem bir güzellik, gaye ve vesileler toplumudur. Âlemde en değerli varlık olan insan, rastgele vücuda gelmiş, sebepsiz ve gayesiz bir varlık değildir. Her azasıyla güzel, mükemmel, faydalı ve maksatlıdır. İnsanın yaratılışı güzel ve mükemmel olduğu gibi, yaratılış gayesi de Allah'ı bilmek, tanımak ve O'na ibadet etmektir. İnsanın olduğu gibi, canlı-cansız her mevcudun da varlığının bir gayesi, hikmet ve faydası vardır. İşte alemde görülen canlı ve cansız varlıklardaki ibda ve gayeler manzumesi; bütün bunları icat edip yaratan bir yaratıcının varlığını, aynı zamanda o varlığın ilim ve kudret sahibi bir ilah olduğunu isbat eder. Her şeyi bir maksada göre yaratan bu varlık, Vacibu'l-Vücud olan Yüce Allah'tır. Kur'an-ı Kerim'de bu delili dile getiren bir çok ayet vardır. (Bakara, 2/22, Nebe', 78/6-16, ....)

Netice olarak diyebiliriz ki; inat ve garazdan uzak her salim akıl sahibi, Allah'ın kendisine lutfettiği aklı kullanarak esere bakıp müessiri, binaya bakıp banisini, yaratılmışlara bakıp yaratıcısını keşfedebilir. Bunun için Allah, Kur'an'ın bir çok yerinde, zatının varlığına delil olabilecek eserlere bakmalarını, onun üzerinde düşünmelerini, akletmelerini istemektedir. Aklı delillere ilaveten Allah'ın varlığını isbat eden nakli delillere de kısaca göz atalım.

B) Nakli Deliller:

Nakli delillerden kastımız, Allah'ın varlığını dile getiren ve üzerinde düşünmemizi isteyen Kur'an ayetleridir. Sayıca bir hayli kabarık olan bu ayetlerden sadece birkaç tanesini zikredeceğiz:

1- "Biz yeryüzünü bir beşik, dağlan da onun için birer kazık kılmadık mı? Sizi çift çift yarattık, uykunuzu dinlenme vakti kıldık, geceyi bir örtü yaptık, gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık, üstünüze yedi kat sağlam gök bina ettik, parlak ışık veren güneşi varettik, taneler, bitkiler ve ağaçları sarmaş-dolaş bahçeler yetiştirmek için yoğunlaşmış bulutlardan bol yağmur indirdik." (Nebe', 78/6-16).

2- "Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutlan döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır." (el-Bakara, 2/164).

3- "Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında Ay'a aydınlık vermiş ve güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi. Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır. " (Nuh, 71/15-18).

4- "Şimdi gördünüz mü attığınız meniyi? "

"Siz mi onu yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve bizim önümüze geçilmiş değildir. (Size böyle ölümü takdir ettik) ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yaratalım. Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi? Ektiğinizi gördünüz mü? Siz mi onu bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, hayret ederdiniz. 'biz borçlandık, doğrusu biz yoksun bırakıldık! (derdiniz). İçtiğiniz suya baktınız mı? Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. , Şükretmeniz gerekmez mi? Çaktığınız ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık. Öyleyse Ulu Rabb'inin adını yücelt. " (el-Vakıa, 56/58-74).

5- "Yer ve gökleri yaratan Allah'u Teala'nın varlığında şüphe edilir mi?" (İbrahim, 14/10).

6- "Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler, "Hamd Allah'a layıktır" de. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. " (Lokman, 31/25).

7- "Sen yüzünü, Allah'ı birleyici olarak doğruca dine çevir: Allah'ın yaratma kanununa (uygun olan dine dön) ki, insanları ona göre yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. işte doğru din odur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Rum, 30/30).

Allah'ın sıfatları: İslam'da iman esaslarının ilk ve en mühim şartı Allah'a imandır. Allah'a iman ise; yalnız Allah'ın mücerret zat-ı ilahisine inanmakla olmayıp, aynı zamanda o yüce varlığın zatı hakkında vacip olan "Kemal sıfatlarıyla", yüce zatına vasfedilmesi mümkün olmayan "noksan sıfatlara" ve zat-ı ilahisi hakkında inanılması caiz olan sıfatlara toptan ve tafsilatlı olarak inanmakla olur. Zati ve sübuti sıfatlar olarak iki bölümde ele alınan bu sıfatlar sırasıyla şunlardır:

Zati sıfatlar

1-Vücut. Bu sıfat, Allah'ın var olduğunu ifade eder. Allah vardır ve en büyük varlık O'dur. O'nun varlığı, herşeyin varlığından daha belirgindir. Allah olmasaydı hiç bir şey var olmazdı. Kainatın varlığı O'nun varlığına en büyük şahittir. Âlemde hiçbir şey kendi kendine var olmuş değildir. Hiçbir şey ne kendi kendine var olabilir, ne de yok olabilir. Halbuki çevremizde sayılamayacak kadar varlık vücuda gelmekte ve yok olmaktadır. En ufak çarpıklık olmaksızın, en ince hesaplarla var olan ve varlığını çarpıcı özellikleriyle devam ettiren bu alemin tesadüflerle ortaya çıkması ve varlığını devam ettirmesi mümkün değildir. Bütün bunlar, bu alemi var eden, yok eden, kuvvet ve hikmet sahibi bir yaratıcının varlığının şüphe götürmez delilleridir .

Allah'ın varlığı, başka bir varlık vasıtasıyla olmayıp; ilahi vücudu, zatının gereğidir. Vücudu zatının icabı olduğu içindir ki; Allah'a "Vacibu'l Vücud" denmiştir. Allah'ın zatının ve sıfatlarının hakikatini anlamak; sıfatlarının zatının aynı mı, yoksa ondan ayrı, ona zıt bir şey mi olduğu hususunu kavrayabilmek aklen mümkün değildir. Allah'ın ilahi vücudu ister zatının aynı, ister gayrı olsun, her mükellefe vacip olan husus; Allah'ın var olduğuna inanmaktır. O'nun varlığına inanmamızı gerektiren akli ve nakli delilleri yukarıda izah ettik.

Vücudun zıddı olan yokluk, Allah için mümkün değildir. Yokluk, Allah için muhal olan noksan sıfatların birincisidir. Allah'ın yokluğu ne geçmişte, ne de gelecekte mümkündür.

2-Kıdem. Allah'u Teala, varlığı, zatının icabı olduğu için kadimdir ezelidir. Geçmişe doğru ne kadar gidilirse gidilsin, Allah'ın var olmadığı bir zaman düşünülemez. Eğer Allah kadim-ezeli olmasaydı, hadis- (sonradan var olmuş) olurdu. Sonradan var olan her şey, kendisini icat eden bir (muhdise)- yaratıcıya muhtaçtır. Aksi takdirde yok olan bir şeyin varlığını yokluğuna tercih eden bir yaratıcı olmadan meydana gelmesi gerekirdi ki; bu durum bütün düşünürlere göre batıldır. Allah kadim olmasaydı, var olmak için kendinden başka bir yaratıcıya muhtaç olurdu. Halbuki Allah'ın vücudu, zatının icabıdır. Yani varlığı kendindendir. Bir şeyin bir anda hem var, hem de yok olması ise mümkün değildir. Öyleyse Allah hadis değil, kadimdir.

Kıdem sıfatının zıddı "Hudus-sonradan var olma" sıfatıdır. Allah kadim olduğu için O'nun hadis olması aklen mümkün değildir.

3-Beka. Allah ebedidir, varlığının sonu yoktur. O daima vardır. Varlığı kendinden olduğu için O, hem kadim ve eze!i; hem de baki ve ebedidir. "O, evvel ve ahirdir." (el-Hadid, 57/3), "Kainattaki her şeytani -yok olucudur. Celal ve İkram sahibi olan Rabb'im -zatı baki'dir- ebedi'dir-. " (er-Rahman, 55/27) Bu ayet-i kerimeler, Allah'ın baki olduğunun delilleridir. Allah'ın vücudunu harici bir kuvvet yok edemez. Çünkü kadim olan Allah'ın dışındaki tüm kuvvetler hadistir (sonradan yaratılmıştır.) Hadis olan bir kuvvet ise, kadim olan zatın vücudunu yok edemez. Zira vacibü'ı-vücud olan Allah, kudret sahibi olup; bütün eksik sıfatlardan uzaktır. Varlığını devam ettirememe acizliktir. Acizlik ise noksanlıktır. Allah noksanlıktan münezzehtir. O'nu yok edecek bir kuvvet tasavvur edilemez, öyleyse Allah bakidir, varlığının sonu yoktur.

Beka'nın zıddı "fena -(bir sonu olmak)"dır. Allah'ın fani olması ise aklen muhaldir.

4-Muhalefetü'n li'l-Havadis. (Sonradan vücut bulan varlıklara benzememe). Allah zat ve sıfatı ile sonradan yaratılmış olan hiçbir şeye benzemez. Bu sıfatın zıddı olan benzerlik, Allah hakkında akla aykırıdır, mümkün değildir. Sınırlı olan aklımızla Allah'ı nasıl düşünürsek düşünelim, hayalimizde nasıl canlandırırsak canlandıralım, O, bizim düşündüklerimizden hayal ve tasavvurumuzdan geçirdiklerimizin hepsinden başka ve hiçbirine benzemeyen ilahi bir varlıktır. Hayalimizden geçirdiğimiz bütün varlıklar, yok iken sonradan var olan, varlığı, bir başkasının varlığına muhtaç olan ve sonunda yok olmaya mahkum, noksan varlıklardır. Allah ise her türlü noksanlıklardan uzak mükemmel ve mukaddes bir varlıktır. Böyle yüce bir varlık, önce yok iken var olan sonra yine yok olacak hiçbir varlığa benzemez. Allah kendi zatını "O 'nun benzeri yoktur. O, herşeyi işitici ve görücüdür. " (eş-Şura, 42/11)" ayetiyle vasıflandırmıştır. Peygamberimiz de (s.a.s.), "Allah aklına gelen her şeyden başkadır. " buyurmuştur. Allah, sonradan olanlara benzeseydi, bu takdirde hadis yani başkasına muhtaç bir varlık olurdu. Kadim ve baki olan bir varlık ise hadis olamaz. Başkasına benzemeye muhtaç olan bir varlık, benzediği varlığın ve diğer varlıkların yaratıcısı olamaz. Allah, tek yaratıcı olduğuna göre, yarattıklarına benzemez ve muhalefetü'n li'l-havadis sıfatıyla muttasıfdır. Bu sıfat aynı zamanda, Allah'ın, diğer varlıklarda bulunan cisimlik, cevherlik, arazlık, parçalardan bir araya gelmek, yemek, içmek, oturmak, uyumak, kederli ve sevinçli olmak gibi sıfatlardan da uzak olduğunu ifade eder." (Fetih, 48/10; er-Rahman, 55/27; Taha, 20/5). ayetlerinde geçen "Allah'ın eli", "Allah'ın yüzü", ''Allah'ın arşı istiva-istila etmesi" gibi maddi varlıklara ait sıfatların Allah hakkında kullanılmış olması, Allah'ın başka varlıklara benzediğinin delili değildir. Bu kelimelerin hepsi mecazi anlamındadır. Allah'ın eli: Allah'ın kudreti; Allah'ın yüzü: Allah'ın zatı manasında kullanılmıştır.

5-Kıyam Binefsihi. Her şey, kendi dışında bir varlığın yaratmasına muhtaç olduğu halde, Allah, başka bir zata ve mekana muhtaç olmadan kendi kendine vardır. Bu sıfatın zıddı olan "mutlak ihtiyaç" Allah hakkında muhal olan noksan bir sıfattır. Âlemde bulunan her varlık, yar olmasında ve varlığının devamında bir yaratıcıya muhtaçtır. Hiç bir şey kendi kendine var olmamıştır, varlığı sonradan vücuda gelmiştir. Buna mukabil Allah'ın varlığı kendi zatı'nın gereğidir, var olmasında, kendinin dışında bir başka varlığa muhtaç değildir. Zatı düşünüldüğü zaman, vücudu da zatıyla beraber düşünülür. Ne zatı vücudundan, ne de vücudu zatından ayrı tasavvur edilemez. Kainatın var olması, kendinden evvel var olan, ezeli ve ebedi bir yaratıcı sayesindedir, O'da Allah'tır. Allah yaratıcıdır, diğer varlıklar ise yaratılandır. Yaratıcı, yaratılana muhtaç olamaz.

"Ey insanlar! Siz, Allah'a muhtaçsınız. Allah ise -her şeyden- müstağnidir (muhtaç değil), öğünmeye layık olandır." (Fatır, 35/15)

"Şüphe yok ki Allah, bütün alemlerden müstağnidir." (el-Ankebut, 29/8).

6-Vahdaniyet. Allah'ın her yönden bir olduğunu bildiren vahdaniyet, bir kemal sıfatı olduğu için, bu sıfatın zıddı olan "birden fazla olmak, bir ortağı bulunmak", Allah hakkında mümkün olmayan bir sıfattır. Allah birdir, ortağı ve benzeri yoktur. Bütün semayı dinlerdeki inanç esaslarının temelini "Allah'ın birliği" sıfatı oluşturur. Bu inanca "Tevhid Akidesi" denir. Tevhid akidesine dayanmayan hiç bir inanç, güzel is, Allah katında makbul değildir. En son ve en mükemmel din olan İslamiyet de bu inancı temel kabul etmiş ve bütün insanları öncelikle bu temel inanca çağırmıştır. Çünkü Allah, bütün alemlerin, bütün varlıkların ve bütün insanların Rabb'ıdır. Her şeyi yaratan, rızkını vererek besleyen, büyüterek kemale erdiren yalnız O'dur. O'nun ortağı, oğlu veya kızı yoktur. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'nun eşi ve benzeri olamamıştır. Bu inanç ile İslamiyet insanları Allah'ın dışındaki varlıklara kul köle olmak zilletinden kurtarmış, onlara mutlak istiklallerini iade etmiş. Allah'ın birliği fikrini zedeleyen her türlü kölelik zihniyetini yasaklamış, tabiat kuvvetlerine ibadeti, insanın insana köle ve esir olma despotluğunu ortadan kaldırmış, Allah'tan başkalarını rab edinmeyi en büyük günah ve şirk kabul etmiştir. Böylece İslamiyet, dünyaya akıl, ruh ve ahlak sahalarında olduğu kadar, fiziki sahada da tam bir özgürlük müjdelemiş; tevhid akidesiyle bütün insanların tek bir mabudu olduğunu, dolayısıyla beşeriyetin de bir ana ve babadan meydana geldiğini ifade ederek "beşer ırkında birlik" fikrini telkin etmiştir. Her müslüman Allah'ın bir olduğunu söylemeli ve bu inancını Allah'tan başkasına ibadet etmemekle, ibadetine dolaylı olarak da olsa hiçbir şeyi veya kimseyi ortak koşmamakla ispat etmelidir. Bu noktada, sözü ile ibadetindeki birlik ruhu aynı olmalıdır. Allah'ın birliğine delil olan ayetlerden bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

a) "De ki: O Allah birdir. Allah Sameddir. (Her şey varlığını ve varlığının devamını O'na borçludur. Her şey O'na muhtaçtır. O, hiç bir , şeye muhtaç değildir. Her şeyin başvuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O'dur). Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından)doğurulmamıştır. Hiçbirşey O'nun dengi olmamıştır." (İhlas, 112/1-4) .

b) "De ki: Ey kafirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapıcılar değilsiniz. Ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır." (Kafirun, 12F1-6).

c) "Allah'tan başka bir yaratıcı var mıdır?" (Fatır, 35/3).

d) "O'nunla birlikte hiçbir ilah yoktur. (Eğer olsaydı) muhakkak ki her tanrı kendi yarattığını kabullenir (ve korur) ve mutlaka kimisi de diğerine galebe ederdi." (Mü'minun, 23/91)

e) "Eğer her ikisinde (yer ve gökte) Allah'tan başka ilahlar olsaydı, her ikisi de harap olurdu." (el-Enbiya, 21/22).

Allah, zatında, ilahlığında, mabud ve yaratıcı oluşunda birdir. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kainatı bizzat yaratmaya, yaşatmaya, yok etmeye gücü yetmeyen bir zat Allah olamaz. Bunun içindir ki ikinci bir Allah'ın varlığına imkan yoktur. Çünkü iki Allah olduğu farzedilse, bu iki Allah'tan biri kainatı yalnız başına yaratmaya muktedir ise, diğeri zaid-fazla olmuş olurdu. Bunun aksine, yalnız başına kainatı yaratmaya muktedir değilse, bu durumda da aciz-güçsüz olurdu. Aciz ve zait olan bir zat ise Allah olamaz. Bu nedenle Allah vardır ve birdir.

Sübuti sıfatlar

7-Hayat. " Allah hayat sahibidir. " (Âli İmran, 3/2). Bu sıfat, Allah'ın zatına vacip olan sıfatlardandır. Fakat Allah hakkında vacip olan bu sıfat, mahlukatta görülen ve maddenin ruh ile birleşmesinden doğan geçici ve maddi bir hayat olmayıp ezeli ve ebedidir. Allah hakkındaki vücut sıfatının kamil olması, O'nun diri olmasıyla mümkündür. Hayatın zıddı ölümdür. Ezeli olan Allah hakkında ölümü düşünmek, akla aykırıdır. Bir varlık hem ezeli, hem de ölümlü olamaz. İlim, irade, kudret ve diğer kemal sıfatlarını zatında bulunduran Allah'ın diri olması zaruridir. Çünkü ölünün alim, her şeye güç yetiren, işitici, görücü olması düşünülemez. Ölüm, bir noksanlık sıfatıdır. Allah ise noksanlıklardan uzaktır. O halde Allah'ın hayat sahibi olduğu bir gerçektir. Bu sıfat, ancak Allah'ta ezeli ve ebedidir.

"Ölmek şanından olmayan, daima hayat sahibi (olan Allah)'a dayanan. " (el-Furkan, 25/58).ayeti ve benzeri ayetler Allah'ın, hayat sahibi olduğunu ifade eder.



>>>>>


2-)Kainatta var olan her şeyi yaratan, koruyucusu olan, tek, yüce ve üstün varlık.


3-)Yaradan, Tanrı, Rab, Mevla.


4-)Bk. tanrı


5-)Allah


6-)i. Allah.


Bu bilgi faydalı oldu mu ?

 

Kelime Türü Nedir ?

Bu kelime Dini bir Terimidir.

Dil
Anlamı
İngilizcesi İngilizce
The Islamic name for God.
İngilizcesi İngilizce
The name of the Supreme Being, in use among the Arabs and the Mohammedans generally.
İngilizcesi İngilizce
Muslim name for the one and only God.
İngilizcesi İngilizce
This is an Arabic word which means 'the One True God' Muslims in the West use Allah and God interchangeably.
İngilizcesi İngilizce
The one, supreme, and only God, the creator of the world and the universe The term 'Allah' is used by Muslims and many Arabic-speaking Christians alike to refer to the God of Abraham, Isaac, and Jacob whom adherents of Christianity, Islam, and Judaism worship Many Muslims use the name 'Allah' interchangeably with the name 'God ' We do recognize, however, that there are some differences in the personalities attributed to 'Allah' in the Qur'an, and 'God' in the Bible.
İngilizcesi İngilizce
The Arabic word for god.
İngilizcesi İngilizce
Allah is the Arabic word for God For Muslims, the word signifies the one true God Arabic-speaking Christians and Jews also often use the word Allah, with the exact meaning of God Muslims do not believe that Jesus is God; instead they respect him and follow his teachings in his capacity as one of God's many messengers to his people.
İngilizcesi İngilizce
Arabic for God It derives from Ilah: God, but has the distinct notion that Allah is the true God, etymologically formed by the use of 'Al,' the Arabic definite article and 'Ilah;' and then combined into 'Allah.
İngilizcesi İngilizce
The Muslim name for God used in the Holy Qur'an Allah [CE] is equivalent to the monotheistic God of the Hebrew scriptures and the pre-trinitarian God of Christianity.
İngilizcesi İngilizce
The One Creator is known in Arabic and in Islam as Allah He is also known in other monotheistic religions as the Lord, God and Jehovah.
İngilizcesi İngilizce
Allah is the Arabic name for the only creator of all existents.
İngilizcesi İngilizce
The One True God, Creator of the Universe, and the only God to be worshipped Muslims believe that Allah is the same God worshipped by the Judeo-Christian prophets.
İngilizcesi İngilizce
The Arabic name for God.
İngilizcesi İngilizce
Arabic name for 'the God'.
İngilizcesi İngilizce
Muslim name of God.
İngilizcesi İngilizce
Arabic, Proper name of God.
İngilizcesi İngilizce
God; the Greatest Name of God Literally 'The God' Allah designates the Source from which all things seen and unseen emanate and return The name encompasses all the Divine Names such as al-Awwal , al-Akhir , al-Zahir , al-Batin.
İngilizcesi İngilizce
Is the proper name of God.
İngilizcesi İngilizce
Derives from the word 'Ilah' which means 'the One deserving of all worship' All of Allah's creations have been ordained to call him by this name.
İngilizcesi İngilizce
Allah.
İngilizcesi İngilizce
Lord.
İngilizcesi İngilizce
The creator.
İngilizcesi İngilizce
The almighty.
İngilizcesi İngilizce
The infinite.
İngilizcesi İngilizce
King of kings.
İngilizcesi İngilizce
The supreme.
İngilizcesi İngilizce
The eternal.
İngilizcesi İngilizce
The godhead.
İngilizcesi İngilizce
The providence.
İngilizcesi İngilizce
Heaven.
İngilizcesi İngilizce
Father.
İngilizcesi İngilizce
Godhead.
İngilizcesi İngilizce
Arabic for GOD: if from earlier Semitic languages perhaps the God Before the birth of Muhammad, ALLah was known as a supreme, but not the sole, God Muhammad became aware, early in his life, of conflict between religions and of contest, therefore, between 'gods' From his experience in the cave of Mount Hira' Muhammad saw that if God is God, it is God that God must be: there cannot be division of God into separate or competing beings.
İngilizcesi İngilizce
Allah' is the Arabic word for 'God'; it's not God's name.
İngilizcesi İngilizce
Supreme God in strictly monotheistic Islam.
İngilizcesi İngilizce
God,' in Arabic.

  • Allah Recep Tayyip Erdoğan'ı başımızdan eksik etmesin.

Sizde içinde Allah kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

Allah kelimesi anlamı 294 defa okunmuştur. [241479] Allah kelime anlamı, Allah nedir, Allah ne demek, Allah sözlük anlamı

Paylaş