Dil Nedir

Dil Nedir ? Dil Ne demek ?

1-)Alm. Sprache (f), Fr. Langue (f), İng. Language. İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli anlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimai bir müessese. Dilin tarihi ilk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselamla başlar. Hazret-i Âdem’in evladı çeşitli dil ile konuşurdu. Kendisine kitap gelip, fizik, kimya, tıp, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi. Süryani, İbrani ve Arabi dillerle kerpiç üstünde çok kitap yazıldı.

Dil, tabii vasıtadır. Ona hükmedilemez, onun tabiatına uymak mecburiyeti vardır. Dil, canlı bir varlıktır. Her canlı gibi onun hayatında da bir takım merhaleler, gelişmeler görülür. Ona müdahale yapılamaz, ancak tabii gelişmesini önleyen bir durum ortaya çıkarsa, kendi şartları içinde müdahale yapılabilir.

Dil, gizli anlaşmalar sistemidir. Bu anlaşmalar tarihin bilinmeyen zamanlarında aynı kavmin fertleri arasında yapılmış ve böylece her kavmin ayrı bir dili olmuştur. Türklerin gök, deniz, dağ dedikleri varlıklara, Araplar, Hintliler başka isimler vererek adeta sözleşmişlerdir.

Dil, içtimai bir müessesedir. Bir cemiyetin, bir kavmin, bir milletin en büyük dayanağı dildir. Millet kendi diliyle anlaşır, milli birliğini korur, başkalaşmaktan, dağılıp yok olmaktan kurtulur. O halde dil, milli değerlerimizin bütününü teşkil eden “kültür”ün ilk ve temel unsurudur; bir milletin ses dünyasıdır; düşüncesinin aynasıdır; milli hafızanın, hatıraların, duygu ve düşüncenin, maddi ve manevi değerlerin, buluş ve keşiflerin ortak bir hazinesidir; fertleri birbirine bağlayan, yaklaştıran içtimai akrabalık bağıdır.

Dilin Manaları

Dilin, ilmi manalı geniş tarifleri yanında ifade kabiliyetleri daha sınırlı diğer manalarını da şöyle sıralayabiliriz:

Dilin meram manası: Çeşitli hareketler, renkli bayraklar, şekil verilmiş bazı cisimler, kokular, yakaya takılmış çiçekler meram anlatmak için dil karşılığı olarak kullanılabilir.

Dilin ses manası: Dilin, ses olarak muhtelif manaları vardır. Bir ırkın, cemiyetin anlaşma vasıtası (Türk dili); bir akımın, bir devrin kelime hazinesi (Servet-i Fünun dili, Divan dili); meslek gruplarının konuşma, anlaşma tarzı (Özel dil: Doktor dili, şoför dili, gemici dili, argo); bir yazarın veya bir yazının ifadesi, üslubu (Yahya Kemal’in dili, sade dil, süslü dil) gibi. Ayrıca; dili tutuldu, dili kolay anlaşılmaz, çok acı konuştu, güç bir dil gibi cümle gruplarındaki konuşma kabiliyetini, konuşmadaki düzgünlük ve grameri ifadede kullanılan ses manaları da vardır.

Dilin yapısı, teşekkülü, tarihi gelişimi, coğrafya sahası, kullanış yeri ve çağı, kullanan zümreleri bakımından manaları: Alçak dil (aşağı dil), ameli dil, ana dil, benimsenmiş dil, cari dil, çocuk dili, anormaller dili, arkaik dil, avam dili, bayağı dil, devlet dili, dış dil, din dili, diplomatik dil, divan dili, duygu dili, dünya dili, edebiyat dili, ergin dili, eski dil, fakir dil, gazete dili, genel dil, gizli dil, halk dili, havandaki ıslık dili, insan dili, ibadet dili, iç dil, ihtisas dili, ilim dili, kakafon dil, kardeş dil, karışık dil, klasik dil, konferans dili, konuşma dili, mahalli dil, meslek dili, milli dil, modern dil, nazari dil, ortofon dil, ölü dil, özel dil, resmi dil, saf dil, sahne dili, şiir dili, tabii dil, teklifsiz dil, teknik dil, tiyatro dili, milletlerarası dil, yabancı dil, yapma dil, yaşayan dil, yazı dili, yeni dil, zengin dil.

Dilin dünya dilleri manası: Dil ses, hece, kelime ve cümlelerden meydana gelir. Dildeki meram, kelimeleri meydana getiren unsurla ifade edilir. Dış yapı, kelimenin işitilen ses unsurudur; iç yapı, kelimenin anlamıdır. İçle dış birbirini bütünler. Kelimelere verilen ses yakıştırma olup iğretidir. Yani sesle, anlam arasındaki ilgi tam değildir. Eğer sesle, anlam arasında tam bir alaka olsaydı, dünya dilleri (lisanları) hep aynı sesle karşılanır ve bugünkü dil çokluğu da olmazdı. Türkçe, İngilizce, Çince gibi. Ayrıca kelimenin manası da zamanla değişir (yavuz, evlat), kısaltılır (vb., PTT), daraltılır veya genişletilir (kuşluk, salatalık, dil, yüz gibi).

Dile Tesir Eden Sosyal Değişiklikler

Dile tesir eden içtimai değişiklikleri de şöyle sıralayabiliriz: İhtilal, inkılap, göç, komşuluk, aynı kültür ve medeniyet dairesinde bulunma. Sosyal değişme dilde ses ve kelime kaybına sebeb olduğu gibi, gramer kaidelerinde ve düşünme sisteminde bile tesirli olmaktadır. Hatta bu sebeplerden yeni dil unsurları ortaya çıkmaktadır.

Dillerin Sınıflandırılması

Her kavmin dili (lisanı) ayrıdır. Dünyada 2796 dilin varlığından söz edilir. Dil isimleri kavmin isimlerinin sonuna -ca -ce, -ça, -çe eklerinin getirilmesiyle yapılır: Türkçe, Almanca, Arapça, Çince gibi.

Dil bilimcileri, yeryüzündeki dillerin yakınlıklarını menşe ve yapı bakımından olmak üzere iki kolda sınıflandırmışlardır:

1. Menşe Bakımından Yakınlık

Bu diller, bir dil ailesidir, aynı kaynaktan çıkmış, akraba dillerdir. Âiledeki dillerin kaynağı, bir ana dile dayanır. Ancak, bu ana dile ait metinler elde pek bulunmaz, ama akraba diller eskiden böyle bir dilin var olduğunu gösterir. Yeryüzünde başlıca dil aileleri şunlardır:

Hint-Avrupa Dilleri Âilesi

A. Hint kolu: (1) Hint dilleri (Sanskritçe, Hintçe, Avestçe), (2) İran dili (Farsça), (3) Afgan dili (Afganca).

B. Avrupa kolu: (1) Germen dilleri (Almanca, Felemenkçe, İngilizce, İskandinav dilleri), (2) Roman dilleri (Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca, Rumence), (3) Slav dilleri (Rusca, Bulgarca, Sırpça, Lehçe, Çekçe, Litvanca, Slovakça, Çingenece, Ermenice ve Yunanca).

Hami-Sami Dilleri Âilesi

Arapça, Aramca, Akkadca, Habeşçe, İbranice.

Bantu Dilleri Âilesi

Sudan dilleri, Bantu dilleri, Çat dilleri.

Çin-Tibet Dilleri Âilesi

Çince, Siyamca, Birmanca, Tibetçe.

Ural-Altay Dilleri Grubu (Âilesi)

Ural-Altay dilleri, yukarıda sıraladığımız diğer dil aileleri gibi bir ana aileden geldiği kuvvetli bir ihtimalse de, sağlam bir aile meydana getirmezler. Aralarındaki yakınlık aynı kaynaktan gelmekten çok, bir yapı birliğine dayanır. O halde, bu dilleri bir aileden çok, bir dil grubu saymak daha doğru olur.

A. Ural kolu: (1) Fin-Uğur dilleri (Fin kısmı: Fince, Estçe, Livce, Karelce, Lapça, Votyakça, Züryence, Çeremisçe, Mordvince (Permce); Uğur kısmı: Ostyakça, Vogulca, Macarca), (2) Semoyed dilleri (Semoyedce).

B. Altay kolu: (1) Türk dili (Bütün Türk lehçeleri), (2) Moğol dilleri (Buryatça, Oyratça, Kalmukça, Kalkacca), (3) Mançu dilleri (Mançuca, Lamutça, Tunguzca).

Şu halde Türkçe, Ural-Altay dillerinin Altay koluna bağlı bir dildir. Türkçeye en yakın dil ise Moğolcadır.

2. Yapı Bakımından Yakınlık

Bu dilde şekil ve mana olmak üzere iki kısım bulunur. Bu kısımların birbirleriyle münasebetleri bakımından diller üçe ayrılırlar:

1) Tek heceli diller: Bu dillerde her kelime tek hecelidir. Kelimelerin çekimli halleri yoktur. Cümlelerdeki mana daha çok kelimelerin sırasından veya vurgularından anlaşılır. Tek heceli olduklarından birbirlerine çok benzeyen kelimeleri ayırabilmek için zengin bir vurgu sistemi vardır. Ana, paylamak, at gibi anlamları olan “ma” kelimesinin hangi manasının kullanıldığı vurgularla belirtilir. Çin-Tibet dilleri bu şekildedir.

2) Eklemeli diller: Kelime kökü ile eklerden meydana gelen eklemeli dillerde, her değişik manalı kelimeyi yapmak için köklere ekler eklenir. Bu diller ön ekli veya son ekli olabilir. Bak-ı-ş-tık-ları-n-da kelimesinde görüldüğü gibi eklemeler sırasında kök değişmez. Türkçe, Macarca, Fince gibi diller eklemeli dillerden olup, Türkçe son ekli eklemeli bir dildir.

3) Çekimli diller: Bu dillerde de kök ve bazı ekler vardır. Ancak kökler, yeni bir kelime yaparken çok defa değişir. Yani, bazan az sayıdaki ekler kullanılırsa da, daha çok, kök içinden kırılarak değişik şekiller kazanır, hatta kök tanınmaz hale gelir, kökten hiç bir iz kalmaz. Fransızcada aller- vais; İngilizcede to go-went-gone olması gibi; veya Sami dillerinden Arapçada olduğu gibi.

Konuşma Dili ve Yazı Dili

Dili, konuşmayla ve yazıyla olmak üzere iki cephesiyle kullanırız. İnsanların karşı karşıya sesli olarak görüşürken kullandıkları dile konuşma dili; insanların söylemek istediklerini yazıyla anlatırken kullandıkları dile yazı dili deriz.

Konuşma Dili ve Hususiyetleri

1) Tabiidir; 2) Yazı dilinden önce vardır; 3) Yazıda kullanılmaz; 4) Bu bakımdan yapısındaki değişme ve gelişmeler hemen yazı diline aksetmez; 5) Konuşulduğu gibi yazılmaz; 6) Aynı dil sahası içinde kelime, ses ve şekil ayrılıkları gösterir; 7) Bu sebeple aynı dil sahası içinde ayrı konuşma dilleri bulunabilir; 8) Aynı dil sahasındaki ayrı konuşma dilleri muhtelif şiveleri ve ağızları meydana getirir: Lehçe, bir dilin bilinen tarihinden önce karanlık bir devirde kendisinden ayrılmış çok büyük ayrılıklar gösteren kollardır. Çuvaşça ve Yakutça gibi. Şive, bir dilin bilinen tarihi seyri içinde ayrılmış ses ve şekil ayrılıkları gösteren kolları, bir kavmin ayrı kabilelerinin farklı konuşmalarıdır. Anadolu, Âzeri, Kazakça, Kırgızca, Özbekçe gibi. Ağız, bir şivenin içindeki söyleyiş farkından doğan küçük kollara veya bir memleketin çeşitli bölge ve şehirlerinde kelimeleri söyleyiş bakımından ayrılan konuşmalara denir. Karadeniz, Trakya, Konya, İstanbul Türkçeleri gibi. 9) Ancak içlerinden yalnız birisi yazı diline esas teşkil edebilir; 10) Canlı dildir; 11) Seslidir, can ve söyleniş halinde vazife görür; 12) Vurgulardan, ses tonundan istifade eder; 13) Yüz ve vücut hareketlerinden, el ve baş işaretlerinden faydalanır; 14) Anlaşılmadığı zaman, tekrarlanabilir, açıklanabilir; 15) İyi, kötü kullanıldığına fazla dikkat edilmez; 16) Gelişi güzel bir dildir; 17) Evde, sokakta, hergünkü hayatta kullanılan dildir; 18) Nesillere, fertlere bağlıdır; nesillerle ortadan kalkar.

Yazı Dili ve Hususiyetleri

1) Eserde, kitaplarda, kısacası yazıda kullanılır; 2) Medeniyet ve kültür dilidir; 3) Edebi dildir; 4) Aynı dil sahasında tek yazı dili kullanılır, halbuki aynı sahada ayrı ayrı konuşma dilleri de vardır; 5) Bütün bir ülkeyi içine alır; 6) Müşterektir; 7) Konuşulduğu gibi yazılır; yazıldığı gibi konuşulur; 8) Uydurma bir dil değildir; 9) Yalnız bir konuşma dilinden doğmuştur; 10) Yalnız bir konuşma dilinden doğmuş olmakla birlikte; yazı dili olarak yurdun diğer konuşma bölgelerine de yerleşir; 11) Bu sebeple, diğer konuşma dilleri için sun’idir; 12) Aynı dil sahasının çeşitli kaynakları ile beslenir; 13) Yabancı dillerin ortak kültür değerlerini alarak veya kuvvetini hissettiği yabancı bir kültürün tesirinde kalarak sun’i bir dil haline gelir; 14) Ve bu hakim kültürün tabiileştiği sürece tabiileşir, hakim kültürün dejenere edildiği zaman da tekrar sun’ilik kazanır; 15) Muhafazakardır; 16) Tek taraflıdır, yüz-yüzelik yoktur, bir gıyabilik vardır; 17) Hususi bir dikkat gerektirir; 18) Ses, kelime ve cümle unsurlarının yerli yerine konulmasını ister; 19) Dilin tam bir ifade kabiliyetine sahip olan cephesidir; 20) Dillerin tarihi gelişmesini, mazisini takib edebilme imkanı verir; 21) Dilin gerçek aynasıdır.

Türk Yazı Dilinin Tarihi Gelişmesi

Eski Türkçe: Eski Türkçe devresi, Türk dilinin bilinen ilk devresidir, ana Türkçe devresidir. Türkçenin bütün yapısı bu devre ile izah edilir. Öncesi, Türkçenin karanlık devresi olup, Çuvaşça ve Yakutça ile, daha ileride Moğolca ile birleşir.

Miladi 8, 12 ve 13. asırlar arasında kullanılmıştır. Türk yazı dilinin ilk yazılı örnekleri olan Orhun Kitabeleri her ne kadar 8. asra ait olsa da bu kitabelerde yazı dilinin çok işlenmiş bir yazı dili olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple Türk yazı dilinin başlangıcını çok daha öncelere, belki de miladi ilk asırlara götürmek mümkündür.

Eski Türkçe devresi, Türklüğün müşterek bir yazı dili devresidir. Bu müşterek yazı dili devresinde kullanılan Türkçe, Kaşgar Türkçesi (Hakaniye Türkçesi) olup, Uygur yazısı ile yazıldığında Uygurca ismini de almaktadır.

On ikinci ve on üçüncü asırlarda, Türkler büyük kitleler halinde kuzeye ve batıya yayılmış; yeni kültür merkezleri meydana gelmiş; İslam kültür ve medeniyeti Türkler arasında yeni kavramlarıyla, yeni bir yazının kabulüyle yerleşmiştir. Ayrılan Türklük kolları, yeni kültür merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yeni yazı dillerini kullanır olmuşlardır. Böylece bu asırlarda Kuzey Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi meydana gelmiştir.

Kuzey Türkçesi, Doğu Türkçesi: On üçüncü ve on dördüncü asırlarda da kullanılan Kuzey Doğu Türkçesi, 15. asırda Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi adıyla iki yazı diline ayrılır. Kuzey Türkçesi, Kıpçak Türkçesidir. Doğu Türkçesi (Çağatayca) de 15 ve 16. asırlarda en parlak devrini yaşayarak bugün modern Özbekçe olarak yazı dilini sürdürmektedir.

Batı Türkçesi: On üçüncü asırda teşekkül etmeye başlamıştır. Selçuklulardan itibaren metinlerini bugüne kadar takib edebildiğimiz bir yazı dili. Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahada yer alır. Esasını Oğuz şivesi teşkil ettiği için Oğuz Türkçesi (Oğuzca) de denir.

Oğuzca, 17. asırda doğu ve batı Oğuzca dairelerine ayrılır. Doğu Oğuzcası Azeri ve Doğu Anadolu sahasında, Batı Oğuzcası Osmanlı sahasında yer alır; ancak aralarında iki yazı dili olacak kadar bir fark mevcut değildir. Her ikisi de aynı şiveyi (konuşmayı) kullanır, bir yazı dilinin kardeş iki dairesidir. Ayrılık sebeplerini, Doğu Oğuzcasına bilhassa Kıpçak unsurlarının tesirinde ve bazı Moğol izlerinde aramalıdır. Kelime başında b- m, k-h, t-d, ilk hecede e-i değişmeleri, bazı fiil çekimleri gibi.

Batı Türkçesinin gelişmesi: Batı Türkçesi, altı-yedi asırlık uzun hayatı içinde safhalar geçirir. İç yapısında kök ve eklerde bazı ses ve şekil değişmelerine uğrar. Bu, tabii değişmesi ile ilgilidir.

Gelişme 13. asırdan günümüze kadar gelen zaman boyunca, şu üç devreye ayrılabilir:

1. Eski Anadolu Türkçesi,

2. Osmanlı Türkçesi,

3. Türkiye Türkçesi.

Eski Anadolu Türkçesi: Eski Anadolu Türkçesi, 13 ve 15. asırlar arasında kullanılan Türkçedir. Bu devre, sonraki iki devreden oldukça farklıdır. “Orta Asya kültür ve medeniyeti” tesirindeki “Eski Türkçe” ile, “ortak İslam kültür ve medeniyeti”nin tesirindeki “Batı Türkçesi” arasında yer alan ortak bağların hissedildiği bir devredir. Yani, Batı Türkçesini, Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca-Türkiye Türkçesi diye ikiye ayırmak da mümkündür. Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında bariz bir ayrılık yoktur.

Bu devrede Batı Türkçesine geçen Arapça ve Farsça kelime ve terkipler fazla değildir, ancak devrenin sonlarında yavaş yavaş artmıştır. Böylece 15. asrın sonlarında Osmanlı Türkçesinin doğuşu hazırlanmış olur. Bu devrin Türkçesi daha açık ve anlaşılır olarak karşımıza çıkar. Mevlid, Yunus Divanı bunun en güzel örnekleridir.

Eski Anadolu Türkçesinde cümle yapısı, Türkçenin başlangıcından günümüze kadar hiç değişmeyen normal cümle yapısını muhafaza eder. Cümle unsurları yerli yerindedir. Ancak Farsçanın tesiri de nesirde “ki” li cümleler oldukça fazla görülür. Ayrıca bu devir Türkçesi, Eski Türkiye Türkçesi diye de adlandırılır. Daha çok bu isim Türklüğün Rumeli’ye geçişinden sonraki devre için kullanılmıştır.

Osmanlı Türkçesi (Osmanlıca): Osmanlıca, Batı Türkçesinin ikinci devresidir. 16-20. asırlar arasında kullanılmış bir yazı dilidir. Dil bilgisi (gramer) bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında belirli ayrılıklar vardır. Aslında Türkçede, Osmanlıcanın da içinde yer aldığı 16. asırdan günümüze kadar, belirli bir gelişme görülmez.

Osmanlıcayı Türkiye Türkçesinden ayıran tek şey, onun dış yapısındaki gelişmelerdir. Osmanlıca dış yapısı ile hem Eski Anadolu Türkçesinden, hem Türkiye Türkçesinden ayrılır.

Aydın kesim sanatkarları, hem yeni kültürü kendi kavramlarıyla tanıtmak, hem de sanat yapmak maksadıyla bu devir Türkçesi yabancı unsurlara bir hayli açılmıştır.

Osmanlıcada nazım dili nesir diline göre daha sadedir. Nazım dili ile nesir dili arasında görülen fark, cümle yapısı bakımındandır. Klasik Türk şiirinde (Divan şiirinde) mana bir beyitte biter. Beytin dışına, diğer beyte taşılmadığından, divan nazmındaki cümle en çok bir beyit uzunluğundadır. Bu sebeple Osmanlıca şiirde cümleler daima kısa, unsurları yerli yerinde ve sade Türk cümlesi (özne-tümleç-yüklem sıralanışında) olarak yapısını muhafaza etmiştir. Nesirde ise belirli bir ölçüye sığmak mecburiyeti olmadığı için Osmanlıca nesir unsurları, istenildiği kadar geniş, uzun tutulabilmiştir. Ayrıca Arapça ve Farsçadan alınan pekçok kelime metinleri anlaşılamaz hale getirmiştir. Bu durum daha ziyade Arapça ve Farsçanın yabancı dil sayılmamasından kaynaklanmıştır. Hatta her üç dilin unsurları birbirine karışarak, hiç birinde görülmeyen mümtezic (uyuşan, kaynaşmış) kelimeler ortaya çıktığı gibi, bir hayli galat (yanlış) kelimeler de türemiştir.

Osmanlıcanın son devresinde uzun, bozuk Türkçe nesir yapısı tekrar sade ve kısa cümleli biçimini kazanmıştır. Nazımda ise yeni edebiyatla birlikte mananın bir beyitte tamamlanması mecburiyeti ortadan kalkınca, uzun cümleler ortaya çıkmıştır. Bu hal bilhassa Servet-i Fünun edebiyatında görülmüştür. Osmanlıca, nesir ve nazım cümleleri bakımından Türk cümlesini sağlam bir yapı ile Türkiye Türkçesine devretmiştir.

Türkiye Türkçesi: Türkiye Türkçesi, Batı Türkçesinin son ve bugün de devam eden devresidir. 1908 Meşrutiyetinden sonra başlar. Cumhuriyete kadar süren ilk devrede Osmanlıca henüz sahneden çekilmemiştir. Osmanlıca ile yeni dilin cümleleri beraber kullanılır. Daha Tanzimatla girmeye başlayan Batılı kültür unsurları, Osmanlıcaya hakim olan İslami kültür unsurlarıyla yer değiştirme mücadelesine başlamıştır.

Bir dil, bir başka dile sadece dil hususiyetleriyle doğrudan tesir etmez. Yeni kültür, dili kendi kelimeleriyle, kavramlarıyla canlı tutmaya çalışır; dilin cümle yapısına hemen karışmaz, belki hiç karışmaz. Bazan, Osmanlıcada olduğu gibi kültür, dilin cümle yapısına da tesir eder.

İşte Türkiye Türkçesi de, İslami kültür unsurlarının Türkçe üzerinde hakimiyetinin zayıfladığı devrede, Batılı kültür unsurlarının girmesiyle ortaya çıkmıştır.Türkçe artık Batı dillerinden girecek olan kelimelere, yeni kavramlara kapısını açmış olur.

Bu devrede Türk cümlesi kısalmış, cümle unsurları yerli yerine oturmuştur. Osmanlıcadan Türkiye Türkçesine geçiş, yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılmasıyla başlamıştır. Türkiye Türkçesinde bugün kullandığımız Türk yazı dili temel olarak İstanbul ağzına dayanmaktadır.

Osmanlıcanın son devresinde Arapça ve Farsçadan giren unsurlarla meydana gelen uzun ve ağdalı cümleler nasıl bir ifratsa, Türkiye Türkçesinin son devresinde uydurma kelimelerle varılan dildeki aşırılık da bir tefrittir.


2-)Alm. Zunge (f), Fr. Langue (f), İng. Tongue. Ağız boşluğunda yer alan, tatmayı, yutkunmayı sağlayan ve seslerin oluşumuna katkıda bulunan, etli, uzun, hareketli bir organ. Dil yassı ve oval biçimli olup, çizgili kaslardan yapılı ve serbest yüzeyleri mukoza ile örtülüdür. Kasların çokluğu,yapışma yerlerinin ve kas lifleri yönlerinin çok çeşitli olması, liflerin kasılma ve esnemesini kolaylaştıran yağ dokusunun bolluğu, dilin çok çeşitli hareketler yapabilmesini sağlamaktadır. Dil aynı zamanda vücutta en çok şeklini değiştirebilen organdır. Dili örten mukoza sinir bakımından çok zengindir.

Sayılan bu özellikleri, dile çok çeşitli görevler yapabilme imkanı vermiştir. Çiğneme, yutma, emme, konuşma ve tatma işlerinde çok önemli roller oynar. Çiğneme esnasında dil, yemek parçalarını diş kavisleri arasına sokar. Dilin üst yüzeyinde bulunan “papilla filiformes” denilen kabartılar, dişler tarafından parçalanmış, tükrükle ıslatılmış yemek parçalarını kolay yutulabilecek lokmalar haline getirir. Yutma sırasında sert damağa dayanarak lokmalar üzerine önden arkaya basınç yapmak suretiyle lokmaların arkaya ve aşağıya, yemek borusuna doğru kaymasını sağlar. Konuşma sırasında çeşitli hareketleri ve şekil değiştirmesi sayesinde ağız boşluğunda çeşitli büyüklük ve şekilde boşluklar ve aralıklar meydana getirerek gırtlaktan çıkan sesin değiştirilmesi ve çeşitli harflerin telaffuzunda önemli rol oynar. Dil mukozasında çok sayıda sensitif sinirlerin bulunması sebebiyle, dil çok duyguludur. Ağız boşluğuna giren yabancı cismi derhal fark eder. Dilin ucu, ağız boşluğundaki köşelere ve küçük çukurlara sokularak, yemek kırıntılarını ve yabancı cisimleri uzaklaştırır ve bu şekilde ağzı temizler. Dilin üzerinde bulunan tad organları, besinlerin lezzetinin alınmasını ve zararlı besinlerden sakınılmasını sağlar.

Dil, arkadan kaslar ve bağlarla dil kemiğine ve alt çene kemiğine bağlıdır. Dil kemiği (os hyoideus) alt çene ile adem elması denen nefes borusuna ait kısmın arasında yer alır. Dilde sekizi çift olmak üzere on yedi kas vardır.

Dil mukozası üzerinde çeşitli şekilde küçük kabartılar görülür. Bu kabartılara dil papillaları (papilla linguales) denir. Bu papillalar şekil bakımından beş gruba ayrılır. Papilla filiformes (iğsi çıkıntılar)ler, dil üzerinde bulunan papillaların en çok görülenidir. Sert epitel tabakası ile örtülü olup yemek parçaları üzerinde mekanik etki yaparlar. Papilla funqiformes (mantarsı çıkıntılar) ler dilin ön kısmında bulunurlar; tad duygusu ile ilgilidirler. Papilla circumvallatae’ların sayısı 7-12 arasında olup, dilin arka üst yüzeyinde V şeklinde çukur bir çizginin önünde bulunurlar. Tad duyusu ile ilgilidirler. Papilla foliatae’ler, dil köküne yakın kısımda bulunurlar. Yaprak şeklinde olup tad duyusunu alan tad tomurcuklarını bulundururlar.

Ağır enfeksiyon hastalıklarında, özellikle tifoda dilde koyu kahverengi bir mukoza tabakası oluşur ki, bu tabloya paslı dil denir.

Dil iltihabına glossitis denir. Fazla sigara içmek, çok sıcak veya yakıcı yiyecek ve içecekler, veya ihmal edilmiş çürük diş ve mikroplu diş etlerinden olur. Düzensiz çıkmış veya kırılmış dişlerden ileri gelen dil iltihapları bulunduğu gibi, frengiden, vitaminsizlikten ileri gelen dil iltihapları da vardır. Dilde görülen ülserler sathi yaralar, herpes enfeksiyonundan dolayı oluşabildiği gibi, dil kanserinin belirtilerinden biri de olabilir. Dil yüzeyinin kronik tahrişi sonucu, lökoplaki denen beyaz renkte bir kalınlaşma görülür. Kansere yol açabilir. Dil kanserlerine oldukça sık rastlanır ve genellikle bakımsız dişlerle ilgilidir.

Dilin aşırı derecede gelişmesine makroglossi, aşırı derecede küçük olmasına ise mikroglossi denir. Bu anormallikler doğuştan veya sonradan olabilir.


3-)(Language) Duygu ve
düşüncelerin ses, işaret, resim, yazı, görüntü., aracılığıyla başkalarına
iletilmesini veya saklanmasını sağlayan ve kendi içinde kuralları ve
sürekliliği olan sistem. Dilin insanlar arasında iletişimi sağlayan araçsal
İşlevinin yanı-sıra, bizzat iletişime konu olan mesajın kendisinin oluşmasın­da
amaçsal bir işlev gördüğü de vurgulanmalıdır.


4-)Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı
Örnek:Ağzımı dolduran kocaman dil, kelimelere yer bırakmıyor ki... Y. Z. Ortaç


5-)İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan, zeban
Örnek:Dilinden Anadolulu olduğu ancak belli oluyordu. S. F. Abasıyanık


6-)Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi
Örnek:Halk dilinin günebakan ismini verdiği bu çiçek, güneşe aşıktır. H. S. Tanrıöver


7-)Belli durumlara, mesleklere, konulara özgü dil.


8-)Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri.


9-)Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili
Örnek:Birkaç dilim ekmek, ince bir iki dilim peynir veya dil, bazen de haşlanmış bir sebze yemeği. S. F. Abasıyanık


10-)Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası.


11-)Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı.


12-)Gönül, yürek.


13-)Ağız boşluğunda bulunan, çizgili kaslardan oluşmuş, lokmanın biçimlenmesinde, yutma, tat alma ve konuşmanın biçimlenmesinde görev alan çok hareketli bir organ, glossa, lingua.


14-)Tat alma organı.


15-)İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için sözcüklerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma.


16-)Tutsak, esir.


17-)Körfez, koy.


Bu bilgi faydalı oldu mu ?

 


Dil
Anlamı
İngilizcesi İngilizce
Two parallel rows of connection holes on a PCB Also, the type of connector used with this array.
İngilizcesi İngilizce
Parlance.
İngilizcesi İngilizce
Language.
İngilizcesi İngilizce
Speech.
İngilizcesi İngilizce
Tongue.
İngilizcesi İngilizce
Clapper.
İngilizcesi İngilizce
Lingo.
İngilizcesi İngilizce
Neck.
İngilizcesi İngilizce
Spit.
İngilizcesi İngilizce
Promontory.
İngilizcesi İngilizce
Point.
İngilizcesi İngilizce
Bolt of a lock.
İngilizcesi İngilizce
İndex of a balance.
İngilizcesi İngilizce
Prominence.
İngilizcesi İngilizce
Dataphor Interface Language An XML format for describing user interfaces independent of the platform on which they will be realized.
İngilizcesi İngilizce
Dilate Dx diagnosis.
İngilizcesi İngilizce
Dual in line package: simplest type of plastic package where the I/O's are found on either side of the package.
İngilizcesi İngilizce
Dual-In-Line Refers to component shape with two parallel rows of connection leads Syn: DIP.
İngilizcesi İngilizce
Ate:.
Latincesi Latince
Lingua Dgr.: Yun. glossa

  • ABD'li muhalif düşünür ve Dil bilimci Noam Chomsky,'Filistinlilerin İsrail işkencesinin kurbanı olduğunu, bütün İsrail hapishanelerinin Filistinlilere işkence etmek üzere inşa eDildiğini'söyledi.
  • 'ABD kendine bağımlı hükümetler kurmak istiyor'ABD'li muhalif düşünür ve Dil bilimci Noam Chomsky, ABD'nin'Arap Baharı'nın yaşandığı ülkelerde kendine bağımlı ve çıkarlarına hizmet eden hükümetler kurmak istediğini söyledi.

Sizde içinde Dil kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

Dil kelimesi anlamı 401 defa okunmuştur. [236973] Dil kelime anlamı, Dil nedir, Dil ne demek, Dil sözlük anlamı

Paylaş