İnsan Nedir

İnsan Nedir ? İnsan Ne demek ?

1-)Allahü teala ayet-i kerimelerde mealen buyurdu ki:

Biz insanı muhakkak ki çamurun özünden yarattık. Sonra Âdem'in neslini sağlam bir yerde (rahimde) döllenmiş yumurta yaptık. Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık; o et parçasını da kemikler haline çevirdik. Sonra ona başka bir yaratılış (ruh) verdik. Bak ki, şekil verenlerin en güzeli olan Allahü tealanın şanı ne kadar yücedir. (Mü'minun suresi: 12-14)

Cinleri ve insanları yalnız beni tanımaları, bana ibadet etmeleri için yarattım. (Zariyat suresi: 56)

İnsanın hayırlısı haramlardan sakınan, akrabayı ziyaret eden ve emr-i ma'ruf ve nehy-i münker edendir. (Allahü tealanın emir ve yasaklarını yayandır.) (Hadis-i şerif-Mektubat-ı Ma'sumiyye)

İnsanın sevmesi ve buğz etmesi, vermesi ve vermemesi Allah için olursa, imanı kamil (tam, olgun) olmuştur. (Hadis-i şerif-Mektubat-ı Ma'sumiyye)

İnsanın yaratılmasından maksat, yağlı ve lezzetli yiyecekler, güzel ve nefis elbiseler, mal ve mülk toplamak, nimetlenmek, oyun ve eğlence değildir. Onun yaratılmasından maksat, Allahü tealaya kulluk etmek, O'na karşı gönlü kırık, boynu bükük olmak ve yalvarmak içindir. (İmam-ı Rabbani)

Şu insan dedikleri el ayakla baş değil

İnsan ruha denilir, surat ile kaş değil.

(M. Sıddik bin Said)


2-)Alm. Dermensch, Fr. Humain, İng. Human. Canlıların en üstün yaradılışlı olanı. İnsan; akıl sahibi olması, sosyal hayat içinde yaşaması, yüksek bir zeka seviyesinin olması, ruh denilen cevhere sahib olması ve hepsinden önemlisi cenab-ı Hakk’ın insana hitab etmesi ve insanın kulluk vazifeleri ile mükellef olması sebepleriyle “eşref-i mahlukat” (yaratılmışların en şereflisi) payesini almıştır. İnsanlar için, emsalsiz olan ve anlatılması son derece zor olan insanı tarif, imkansız gibidir.

Allahü tealanın idrake sığmayan noksansız kudreti tefekkür edilince, yaratılmışların en yücesi olan insanın mükemmelliği daha iyi anlaşılır. En mükemmel varlık olan insanı anlayabilecek, yine kendisi olabilmektedir. Bu tefriki teşhis, istenen seviyede değilse bile insan tarafından yapılabilmekte ve insan yaratıcısının kudretini kendi varlığında müşahade edebilmektedir. Ancak, insanoğlunun kendinde yaptığı izah, okyanuslarda bir damla bile olamamaktadır. Yani, bildiği şeyler, bilmediği şeyler yanında çok az kalmaktadır. O halde, hiçbir zaman insan, bu bilmediklerini öğrenmedikçe, tam tarif edilemeyecek ve bilinemiyecektir. Ancak, çalıştığı sayede bu bilgileri öğrenmeye muvaffak olacaktır. Çeşitli fen bilgilerinin insanla ilgili tesbitleri şöyle özetlenebilir:

Fiziki yönden insanın birçok özellikleri vardır. Ağzının üstünde ileriye doğru çıkık burna, öne doğru çıkıntılı alt çeneye, kollarının ucuna bitişik ellere, bacaklar ucuna dik açı yaparak bitişik ayaklara, ayakta durabilen, dik oturabilen, birbirini tamamlayan baş ve gövdeye, gövde üst kısmına bitişik kollara, gövde alt kısmında karın ve buna bitişik bacaklardan ibaret yürüme özelliğine sahip bir varlıktır. Boyu ortalama 1.40-1.70 cm arasındadır. Temel olarak beslenme, çevreyle münasebet, çoğalma ve terakki (ilerleme) fonksiyonlarına sahiptir.

Anatomik olarak insan; baş, gövde, kollar ve bacaklardan meydana gelmiştir. Baş, içinde beyni koruyan ve duyu organlarını bulunduran bir vücut kısmı olmasıyla en önemli bölümdür. Kollar ve bacaklarda vücudun kas gücünün önemli bir bölümü toplanmıştır. Gövde iki bölüm olup, göğüs ve karın diye adlandırılır. Göğüste, akciğerler, kalp, büyük damarlar bulunur. Karın bölümünde, karaciğer, mide, böbrekler, dalak, barsaklar, pankreas gibi önemli organlar toplanmıştır. Her biri bir fabrika gibi muntazam çalışan, yapım-yıkım olaylarında rol oynayan bu organlar sürekli ve uyum içinde faaliyet gösterirler.

Yetişkin bir insanın vücut ağırlığının yaklaşık % 60’ı sudur. 70 kg ağırlığındaki bir insanda toplam vücut suyu 40 litre kadardır. Bu suyun, 25 litresi hücre içi, 15 litre kadarı da hücre dışı sıvısıdır. Vücut sıvılarında muayyen oranlarda sodyum (Na+), potasyum (K+), kalsiyum (Ca++), klor (Cl+), hidrojenklorat (HCO-3), mağnezyum (Mg++) gibi elektrolitler ve proteinler bulunur. Bunların hücre içi ve dışındaki oranları değişik ve dengededir. İnsan kanının pH’sı (asid-baz derecesi) 7.35-7.45 sınırları içinde sabit tutulur. Bu sınırlar dışına 0.1 derecelik bir oynama vücut işleyişinde önemli bozukluklar meydana getirir. İnsan vücudunda her dakika yüzbinlerce kimyasal reaksiyon vuku bulur. Her an birçok yeni molekül yapılırken, birçoğu da yıkıma uğrar. Alınan besinler sindirilir, emilir ve vücut fonksiyonlarında kullanılır. En büyük organımız olan karaciğer, muazzam bir fabrika gibi çalışır. Bu organ, bir taraftan vücudun yapı taşları olan protein yaparken, diğer taraftan şeker depolamakta, safra tuzlarını yapmakta, çeşitli yıkım ürünlerini ve zehirli maddeleri proteinlere bağlayarak zehirsizleştirmektedir. Vücudumuzun ısısı 36.5-37 derece arasında sabit tutulur. Bunu beynin hipotalamus kısmındaki “termoregülasyon merkezleri” sağlar. Hastalıklarda savunma mekanizmasına bağlı olarak vücut ısısı artar. İnsan kulağı, 16-20.000 frekanslar arasındaki sesleri işitme özelliğine sahiptir.

Biyolojik yönden de insan, canlıların en yüksek yaratılışta olanıdır. İnsan vücudunda harikulade bir düzenle çalışan sistemler vardır. Bunlardan dolaşım sistemi, kanı vücudun her yerinde dolaştırarak hücrelere besin ve oksijen götürür ve hücrelerde bu besinlerin yanması sonucu teşekkül eden karbondioksit zehirli gazını alarak geri döner. Solunum sistemi, kirli kanı temizleyerek karbondioksiti dışarı atar ve kana yeni oksijen verir. Sindirim (hazım) sistemi ise, sanki bir fabrikadır. Ağızla alınan yiyecek ve içecekler, mide ve barsaklarda parçalanıp öğütüldükten sonra, vücuda yararlı kısmı, ince barsaklarda süzülerek kana karışmakta ve posası dışarı atılmaktadır. Bu muazzam işlem, otomatik olarak ve büyük bir intizam ile yapılmakta, vücud bir fabrika gibi işlemektedir.

İskelet sistemi, vücudun çatısını kurar, 214 civarında kemik ile insan vücudunun yükünü taşır ve her türlü hareketi yapmasını temin eder. Sinir sistemi, bir ağ gibi kapladığı vücudun organlarına beyinden verilen emirleri ulaştırarak onların istenen hareketleri yapmasını sağlar. Vücutta meydana gelen arızaları beyne iletir. Kas sistemi eller ve ayaklar başta olmak üzere insanın çeşitli organlarına hareket yapabilme kabiliyeti kazandırır.

İnsanın vücudunda çeşitli ve çok karışık formüllü maddeler imal eden, türlü türlü kimyasal reaksiyonlar meydana getiren, analiz yapan, tedavi eden, tasfiye eden, zehirleri yok eden, yaraları onaran, türlü maddeleri süzen, enerji veren tertibat olduğu gibi, mükemmel bir elektrik ağı, manivela tertibatı, elektronik bilgisayar, haber verme tesisatı, optik, ses alma, basınç yapma ve ayarlama tertibatı, mikroplarla mücadele ve onları yok etme sistemi mevcuttur. Kalp ise hiç durmadan işleyen muazzam bir pompadır. Eskiden Avrupalılar; “Bir insanın vücudunda bol su, biraz kalsiyum, biraz fosfor ve biraz da inorganik ve organik maddeler vardır. Onun için bir insan vücudunun kıymeti beş-on liradan ibarettir.” derlerdi. Bugün, Amerika üniversitelerinde yapılan hesaplar, insanın vücudunda meydana gelen türlü kıymetli hormon ve enzimlerle birçok organik preparatların en azından milyonlarca dolar kıymetinde olduğunu meydana koymuştur. Hele, bir Amerikan profesörünün dediği gibi: “Otomatik olarak, böyle kıymetli maddeleri muntazaman meydana getiren bir tertibat yapmaya kalkacak olursak, dünyada bulunan bütün paralar, bunu yapmaya kafi gelmez.” İnsan vücudunda bunun dışında daha pekçok organ, sistem, sıvı vardır ve bunların hepsinin muazzam bir koordine içinde çalıştıkları görülür.

İki hücrenin bir araya gelmesiyle nüvesi, çekirdeği yaratılmış olan insan; nihai kemale erdikten sonra da yine hücrelerden, onlar da moleküllerden, moleküller de atomlardan meydana gelir. Atomlar ise, ortasında bir çekirdek, içinde proton ve nötron, etrafındaki ilk yörüngede en az iki elektron, diğer yörüngelerde ise (2n), yani ikinin ikiden itibaren üsleri 22, 23, 2n... vs. kadar elektron ihtiva eden, küçük yapı taşlarıdır. Bu yapı taşlarında belki de nötron ve protonların da ayrılabilen daha küçük parçaları olabilir. Nitekim atomun bir elektronunu yerinden çıkarabilmek, hidrojen bombasında olduğu gibi harika bir gücün ortaya çıkmasına; Hiroşima ve Nagazaki faciasına yol açabiliyor. İnsan, değil basit bir element, bütün bu basit elementleri bünyesinde taşıyan ve bunları hücresine kadar ihtiva eden; bu elementleri yerine ve zamanına göre hücre seviyesinde, belki de atom seviyesinde biyolojik, biyokimya ve biyofizik kanunları çerçevesinde bulunduran bir muammadır. Bunun basit bir misali şöyledir:

Tıp alimleri, vücutta tansiyonun yükselmesini şöyle araştırdılar. Milyonlarca kılcal damarlardan yaratılmış olan insanın bu kılcal damarlarının içini endotel denen kübik veya yassı epitelden yapılan bir tabaka ile bunu çepeçevre saran bir düz adale tabakası çevirir. Bu cidarın, herhangi bir sebeple damar açıklığını (lümenini) daraltması; etraf dolaşım sisteminin direncinin artmasına sebep olur. Buna “periferik rezistansın artışı” denir ki, hipertansiyonun esas sebebi budur. Bu kılcal damarlar (arteriyoller) ın düz adalelerinin kasılmasını arttıran kanda dolaşan bazı maddeler vardır. Bu biyokimyasal maddeler deneysel olarak tansiyon husule getirir. Periferik rezistansın artması böbrek kan akımının azalmasına, bu da, böbrekteki hücrelerden (Renin denen bir hümoral maddenin salgılanmasına yol açar. Renin karaciğer tarafından yapılan alfa-2 globulin üzerine tesir ederek biyokimyasal bir madde ve bir dekapeptit olan angiotensin I’i husule getirir. Karaciğer denen harika biyokimya laboratuarında yapılan bir değiştirici enzim olan “angiotensin I’i, oktapeptid olan angiotensin II’ ye çevirir. Angiotensin II, damar cidarını daraltıcıdır ve böbrek üstü bezi kabuğundan (kan yoluyla oraya gidip) aldosteron denen organik bir maddeyi serbest hale geçirir. Aldosteron, sodyum elementinin iyon hali olan (Na+) un birikimine yol açar ve sodyum damar cidarındaki düz adale hücrelerinin içine girerek, arteryollerin, damarı büzen maddelere karşı cevap verme gücünü arttırır. Böbrek kan akımının fazlalaşması veya kan basıncının yükselmesi, böbrekteki juxtaglomerular aparat hizasında basıncı artırır ve serbest hale geçen renin miktarını azaltır. Sodyum kaybı hacim azalmasına veya artmasına hassas olan reseptör dediğimiz alıcı hücre kümelerini, onlar da böbrek üstü bezini uyararak aldosteron ifrazını artırır ve vücutta sodyum tutulmasını sağlar. Tabii ki, bütün bunların üst düzey düzenleyicisi hipofiz bezi, onun üst merkezi hipotalamus, onun da bir üst seviyesi beyin kabuğu altındaki merkezlerdir. Bu misal insan bünyesinde, çoğunun açıklamasından insanın aciz kaldığı binlerce ve belki milyonlarca hadiseden yalnız bir tanesi olup, saniyeden çok kısa bir zamanda cereyan eder.

Psikolojide insan: Psikolojide insan, değişik şartlarda farklı davranışlar gösteren bir canlıdır. Hayvanlarınkine benzeyen iç güdüleri vardır. Varlığında id, ego, süperego diye adlandırılan kuvvetler taşımaktadır. Şuuru ve şuur altı dünyası vardır. Psikoloji insanı, bütün bunların çeşitli derecelerdeki müdahaleleri ile çeşitli davranışlar gösteren bir canlı olarak tarif etmekte, davranış bozukluklarını düzeltmeye çalışmaktadır. Ancak psikoloji de, insanın kendi sahasına giren hususiyetlerini ve bütün olarak insanı anlatabilmiş ve tarif edebilmiş değildir. Bilhassa bu sahada ilim adamları ve insanlık, insanın manevi tarafını mutlak doğru bilgilerle açıklayan İslamiyetin bildirdiklerine muhtaçtır.

Antropolojide insan: İnsanın fiziki ve kültürel mazisini araştıran antropoloji, eski zamanlarda yaşamış insan fosilleri üstünde çalışarak insan ırklarının tasnifini, ırkların özelliklerini, insan genetiğini, mukayeseli insan fizyolojisini ve insan topluluklarının kültürlerinin zaman içindeki seyrini incelemektedir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunan eski zamanlara ait insan fosilleri, iskelet, kafatası ve diğer kemikleri antropologlar tarafından değerlendirilerek, insanın en eski atası ve insanlığın yeryüzündeki tarihi tespit edilmeye çalışılmaktadır. Antropoloji ilminin bu iki temel konuda verdiği bilgiler hem çok az, hem de kesin değildir. Antropologların eski insanlara ait olduğuna kanaat edilen çeşitli kalıntılar üzerinde yaptıkları incelemeler, insanın her devirde hayvanlardan apayrı bir tür olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak evrim faraziyesini ideolojik düşüncelerine temel yapmak isteyenler tarafından en çok istismar edilen bu ilim dalının tesbitleri, sık sık tahrifata uğratılarak, insanın hayvandan geldiğine delil yapılmak istenmekte ve zaman zaman sahtekarlıklara dahi başvurulmaktadır. (Bkz. Darwinizm)

Antropoloji, insanlık tarihi hakkında da henüz faraziyeler ve tahminlerden öte bir şey söyleyememektedir. Değişik isimler altında guruplandırılan fosillere bakılarak öne sürülen tarihler, elli bin yıl ile milyonlarca yıl arasında değişmekte, fakat hiçbirinin ilmen kabul edilen bir delili bulunmamaktadır. İnsan konusunda antropoloji ilminin söyledikleri henüz son derece az ve noksandır.

İnsan nedir? İnsanın kendi varlığı üstünde düşünmesi çok eskilere uzanır. Yeryüzünde doğumdan ölüme uzanan ömür çizgisi üzerinde diğer canlıların hepsinden üstün birçok özelliklerle mücehhez ve tanıdığı her şeyi kendi arzu ve istifadesine göre kullanarak bir ömür süren insanın kendi varlığının mahiyeti, sınırları ve maksadını araştırması ilk çağlarda felsefenin belli başlı konularından olmuştur. Eski Yunan filozoflarının bu konudaki sözlerinin birbirlerini tekzip etmelerinin (yalanlamalarının) yanısıra vardıkları hüküm ve yaptıkları açıklamaların da ilmi bakımdan mitolojik (efsanevi) hikayelerden fazla bir farkı olmamıştır. Eski Yunan-Roma’da hakim olan putperest inanç sistemi, insanlara da uluhiyyet (tanrılık) vasıflarının verilmesine sebep olarak, yaratıcı(Halık) ile yaratılmışı (mahlukları) birbirine karıştırmıştır. Bu durum; bedeni güç, ilim, güzellik, siyasi otorite, kahramanlık gibi bazı üstünlüklere sahip olan insanlarda yarı tanrılık, tanrılarla akrabalık vehmedilmesi neticesini getirmiş ve insanın ne olduğu konusu anlaşılmaz ve içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Eski Hind, Mısır ve Mezopotamya kavimlerinde de aynı halin benzerleri yaşanmıştır. Ya krallar, büyücüler, rahipler tanrı, diğer insanlar onun kulu tanınmış veya bunlar kendilerini tanrının oğlu, kızı, yakını tanıtarak insanları keyfi idareleri altında inletmişlerdir. Bütün bunlar, insana ne olduğunu bütünüyle anlatacak izahlardan çok uzaklarda kalacak, tarihteki çeşitli cemiyet düzenlerine misaller teşkil etmekten öteye geçememişlerdir. Diğer taraftan fen bilgilerinin insan vücudu hakkındaki buluşları ilerledikçe ilk çağların mitolojik ve felsefi açıklamaları tamamen yıkılmış, unutulmaya yüz tutmuştur.

Ancak insandaki kendi varlığını tanıma ve kainattaki yerini tesbit etme arzusu hiçbir zaman yok olmamıştır. Nitekim batı dünyasındaki filozoflar, son asırlara gelinceye kadar devamlı olarak bu konuyla da meşgul olmuşlardır. Çeşitli felsefe mekteplerine mensup olanlar kah insandaki fevkalade üstünlüklere bakarak onu “hep” (herşey) olarak görmüşler, kah ihtiyaç ve acizlikler içinde kıvrandığına bakarak “insan bir hiçtir” demişlerdir. Diğer felsefik görüşler de, ya bu iki sınır arasında uçların herhangi birine yakın düşünceler öne sürmüş veya insanın ya tamamen maddi tarafını ele alarak materyalist, yahut da yalnız ruhi tarafını öne sürerek ruhçu teoriler içinde boğulup kalmışlardır.

İnsandaki beyin, kalp gibi organlarla, sinir, iskelet, kas, sindirim vs. sistemleri üstüne her geçen gün gelişen fen bilgilerini materyalistlerin istismar ederek insanı yalnız bir madde yığını olarak anlatmakta ısrar etmeleri ve onları reddedenlerin insandaki ruhi olaylar ile akıl, zeka, hedef seçme, beğenme, arzu etme, hatta ağlama-gülme gibi çeşitli tezahürleri ele alarak cesede ait hususiyetleri inkara kadar varan aşırılıklara düşmeleri, insanı batıda iyice anlaşılmaz bir hale sokmuştur. Öne sürülen görüşler içinde insanı “mütekamil bir hayvan” olarak değerlendirenler dahi ortaya çıkmıştır. Materyalist felsefe mensuplarınca her türlü vasıtaya başvurularak propagandası yapılan bu görüş çeşitli biyolog, antropolog, anatomicilerin isimleri ve çalışmaları da istismar edilerek yayılmaya çalışılmışsa da itibar görmemiş ve yanlışlığı ilmen ispat edilegelmiştir. Bu arada kazılardan çıkarılan insan kafalarına çeşitli hayvanlara ait çene kemikleri veya dişlerin ustalıkla monte edilerek özel kimyevi usullerle muamele yapılıp sanki binlerce yıl öncesinden kalmış gibi gösterilip bununla insanın hayvandan geldiği faraziyesinin ispata kalkışılması, evrim teorilerini ve bunları savunanları gülünç hale düşürmüş, hiçbir ciddiyetleri kalmamıştır. (Bkz. Darwinizm)

Batıda son bir iki asırda kurulan ve gelişen psikoloji ve sosyoloji ilimleriyle birlikte sosyologların ve psikologların yaptıkları insan tarifleri de insanın yalnız bir cephesini ifade etmektedir. Mesela; “İnsan, alet yapan ve kullanan varlıktır.”, “İnsan düşünen hayvandır.”, “İnsan akıllı bir hayvandır.” gibi. Meşhur sosyologlardan Auguste Compte insanlığı “tapılacak ulu varlık” diyerek tanrılaştırmış, görüşlerini pozitivizm adı altında müdafaa etmiştir. Bir başka sosyolog E. Durkheim de, “tanrı insanlığın kollektif ruhudur” diyerek insanı tanrılaştırmak istemiştir. Bu iki sosyoloğun insan ve insanlık anlayışlarının Yahudi inancı (cabalisme) ile büyük benzerlikleri bulunduğu görülmüştür. İnsanı bir bütün olarak anlatan bir tarif veya görüş, batı dünyasında günümüzde de mevcut değildir. Alexis Carrel’in Nobel mükafatı kazanmasına sebeb olan Man the Unknown (İnsan Denen Meçhul) adlı meşhur eseri de, olanca kalınlığına ve bilgi yüküne rağmen dönüp dolaşıp başlangıç noktasına gelmekte ve “insanın meçhul olduğu”nda karar kılmaktadır.

Fen ilimleri, insan vücudundaki sistemlerden kromozomların, genlerin yapısındaki inceliklere kadar ulaşan gayretine rağmen “İnsan nedir?” sorusunun muhatabı olmaktan kaçınmaktadır. Esasen artık günümüzde bu sorunun tam cevabını bu ilimlerden ve fen bilginlerinden bekleyenlerin sayısı da yok denecek kadar azalmıştır. Son asırda bilhassa materyalist felsefe mensuplarınca fen ilimlerinin omuzlarına yüklenmek istenen bu fevkalade ağır ve konusu dışındaki sual, bu ilimler tarafından silkelenip atılmıştır. Çünkü insanın yalnız cesetten ibaret bir varlık olmadığı, ayrıca bir de ruhunun bulunduğu, her insanın her an yaşadığı ve idrak ettiği ispata ihtiyacı olmayan bedihi (açık) bir hakikattir. Böylece fen ilimleri kendi konularına göre insan vücudunun fiziki, kimyevi, biyolojik, anatomik vb. yapısını inceleyip var olanı tesbit etmek, anlamaya ve anlatmaya çalışmakla iktifa etmekte, asli vazifeleriyle meşgul olmaktadır.

Dinlerde insan: İnsan, tarih boyunca çeşitli din ve inanç sistemlerinin de konularından olmuştur. Bütün ilahi dinler ve bunların bozulmuş şekillerinden doğan bazı çok tanrılı inançlar, insanın “yaratılmış” olduğunu bildirmektedir. İnsanın ruh ve ceset olarak iki cephesi bulunduğu da, genel olarak hepsinde vardır. Ancak insanın yaratılışı, cesedi, ruhu, hayatı, kainattaki yeri, ölümü, ölümden sonrası, yaratıcı karşısındaki durumu gibi konularda ilahi dinler ile batıl inanç sistemleri birbirlerinden tamamen ayrılmaktadır. Günümüzde batıl inanç sistemlerinin bu konulardaki taassuplarının artık hiçbir değeri kalmamıştır.

Brahma inancında insanlar dört sınıfa ayrılmaktadır. Brahma “kutsal söz” demektir. Bunun dört oğlu olduğu söylenmektedir. Oğullarından biri ağzından, diğer üçünün de elinden ve ayağından meydana geldiği sanılmaktadır. Bundan dolayı Brahmanlar insanları, sözlerine kimsenin karşı gelemediği“kutsal rahipler”, “savaşçılar”, “tüccarlar-çiftçiler” ve “köylü-amele-işçiler” olmak üzere dört sınıfa ayırmışlardır. Bu dört sınıftan çıkarılanlara parya denir ve bu zavallıların insan gibi yaşama hakları dahi yoktur. Hayvan muamelesi görürler. Brahma inancında insan mukaddes sayılır ve öldükten sonra tekrar dünyaya geleceğine inanılır. Kendi kitaplarında insanın hayatını talebelik, evlilik, münzevilik ve inanç uğruna dilencilik şeklinde dörde ayırırlar. Ruh ve beden hakkında hiçbir bilgileri yoktur. Ölülerini kutsal saydıkları Ganj Nehrine atarlar. (Bkz. Brahmanizm)

Budizm, Brahma inanışının değiştirilmiş şekli olup, tanrısız bir dindir. Bir insan olan önderleri Buda’yı bir nevi tanrılaştırmışlardır. İnsan hayatını bir ızdırap olarak anlatırlar. Doğum, ihtiyarlık, hastalık ve ölüm, acı hakikatlerdir. İnsan, bütün geçici hevesler ve yaşama arzusundan kurtulursa Nirvana’ya (kutsal istirahata) kavuşur derler. Buda, insanları kutsal saymaz. Hepsini eşit görür. (Bkz. Budizm)

Mecusilik de, Brahma inancının bir şubesi olarak insanların ateşe, ineğe, timsaha tapmasını ister. Mecusiler ölülerini gömmezler. Bir kulede saklayıp akbabalara yedirirler.

İnsan konusu, semavi dinlerde diğer inançlara göre daha geniş ve daha mükemmel bir şekilde ele alınır. İlk insan ve ilk peygamber olan hazret-i Âdem’den itibaren gelen bütün peygamberlerin insanlara tebliğ ettikleri dinlerde iman, ibadet esaslarının yanısıra insanlara bizzat kendilerinden de haber verilmiş, ne olduğu anlatılmıştır. Günümüzde tek Allah’a inanan semavi dinler üç tanedir:

Yahudi dini: Bir hak din olan Museviliğin insanlar tarafından bozulmuş, değiştirilmiş şekli olan Yahudi dininde, insanın bedeninin ve ruhunun birbirinden ayrıldığına ve ruhun daimi olduğuna inanılmaktadır. Bugünkü Yahudilikte, Yahudiler kendilerini Yehova dedikleri tanrının çocukları sayar. Yehova da, “Yahudi kavminin kollektif ruhu” gibi telakki edilerek yalnız Yahudilerin tanrısı kabul edilir (cabalisme). Yahudi olmayan bütün insanlar, “hayvan mesabesi”nde düşünülerek bunların köle, Yahudilerin de efendi olduğuna inanılır. Bu inancın siyaset sahnesindeki adı “siyonizm”dir.

Hıristiyanlıkta insan: Îseviliğin papazlar elinde bozulmuş ve değiştirilmiş şekli olan bugünkü Hıristiyanlık inancında, insanların günahkar doğduğu kabul edilmektedir. Hazret-i İsa, insanları bu günahtan kurtarmak için dünyaya gelen Allah’ın oğludur. Cenab-ı Hak, insanların günahlarını affettirmek için kendi oğlunu haç’a gerdirmiştir. Dünya çile yeridir. Zevk ve safa yasaktır. İnsanlar doğrudan doğruya Allah ile temas edemezler, O’ndan birşey isteyemezler. Ancak rahipler, insanların yerine Allah’a yalvarabilir ve onların günahını affedebilirler. Hıristiyanların başında bulunan papa günahsızdır. Onun her yaptığı iş doğrudur. İnsanlarda ruh ve vücut ayrıdır. İnsanın ruhunu ancak papazlar temizler. Vücut ise daima günahkar kalan çirkin bir şeyden ibarettir.

İslamiyette insan: İnsan hakkında en doğru, en mükemmel ve tam malumatı zamanımızda yalnız İslam dini bildirmektedir. İnsanın yaratılışı, hayat sürmesi, ölümü, ahiret hayatı ve Allahü teala ile münasebeti Kur’an-ı kerimde, hadis-i şeriflerde ve bunların açıklaması olan diğer din kitaplarında geniş yazılıdır. İslamiyetin insan hakkındaki bildirdikleri, fen ilimlerinin tesbit ettiklerini, felsefecilerin sözlerinin bazılarını ihtiva ettiği gibi bunların hiç bilmediği ve haber vermediği şeyleri de içine alır. İnsanı her bakımdan kavrayan ve insanın varlığını tam izah eden yegane din, İslamiyettir.

İslam dininde insanın temel vasfı mahluk, yani yaratılmış olmasıdır. İnsan, kendiliğinden var olmamış, onu Halık (yaratıcı) yaratmıştır. Bu yaratıcının ismi “Allah”tır. Hiçbir insanda uluhiyyet (ilahlık) yoktur ve asla olamaz.

Allahü tealadan gayri olan her şey, madde, ruh, nebat, cisim, araz, düşünce, hayal, feza, kürsi, Cennet, Cehennem, melek vs. mahluktur (yaratılmıştır). İnsan, bütün mahluklar içinde en şerefli olanıdır. Ona bu şeref Allahü teala tarafından verilmiştir. İnsan olmak şerefi, belli kişilere mahsus olmayıp bütün insanlarda ortak olarak vardır. Allahü teala; ilk insan, insanlığın atası ve ilk peygamber olan hazret-i Âdem’i topraktan yaratmıştır. Kur’an-ı kerimde Hicr suresi 26. ayetinde mealen; “And olsun ki biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.” ve Mü’minun suresi 12. ayetinde mealen; “Biz insanı (Âdem’i) muhakkak ki çamurun özünden yarattık.” ve Rahman suresi 14. ayetinde mealen; “O(Rahman) insanı(onun aslı olan Âdem’i) yanmış kerpiç gibi kuru bir çamurdan yarattı.” buyurulmaktadır.

Bütün insanlığın annesi olan hazret-i Havva ise hazret-i Âdem’in sol kaburga kemiğinden yaratıldığı çeşitli tefsir kitaplarında ve Peygamberimizin sözlerinde açıklanmaktadır. Nisa suresi birinci ayetinde mealen; “Ey insanlar, sizleri bir tek nefisten (Âdem’den) yaratan, o şahıstan da eşini(Havva’yı) vücuda getiren, ikisinden birçok erkeklerle kadınlar yaratan Rabbinizden korkun!..” buyrulmaktadır.

Hazret-i Âdem’in topraktan yaratılan cesedine Allahü teala “ruh” vermiştir. Bütün insanların ruhu vardır. Kur’an-ı kerimde Secde suresi 9. ayetinde mealen; “Sonra Allah, onu (insanın şeklini) düzeltip tamamladı ve bizzat kendi kudretinden ruh üfledi...” buyrulmaktadır.

Hazret-i Âdem ve hazret-i Havva, uzun zaman Cennette yaşamışlar, unutarak yasak edilen bir meyveden yemeleri sebebiyle yeryüzüne indirilmişlerdir. Zamanla çocukları çoğalmış, kabileler ve kavimler teşekkül ederek bugünkü insanlığa gelinmiştir. Hazret-i Âdem’in yeryüzünde yaşamaya başladığından bugüne kadar geçen zaman hakkında, alimler birkaç rivayet bildirmişlerdir. İslam alimlerine göre insanlığın, yeryüzündeki tarihi 313.000 seneden az değildir.

İnsanların birbirlerinden üremesi erkekten çıkan menideki spermler ile kadın yumurtasının birleşmesinden hasıl olmaktadır. Kur’an-ı kerimde mealen şöyle buyrulmaktadır:

İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi (bilmedi) mi ki şimdi o, açıktan açığa bir müfrit hasım olmuştur. O kendi yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi; “ Bu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş!” dedi. (Yasin suresi: 77, 78)

İslamiyette, insan, ruh ve cesediyle birlikte ele alınır. İnsan yalnız bir ceset olmadığı gibi, yalnız ruh da değildir. İnsan, maddesi ve ruhuyla bir bütün teşkil eder. İslam dini, insanın bu her iki cephesine ait bütün bilgileri en öz ve mutlak doğru şekilde bildirmektedir. İnsan yavrusunun meydana gelmesi üstüne günümüzde en modern alet ve tekniklerle yapılan bütün araştırmalardan elde edilen bilgiler, Kur’an-ı kerimde on dört asır evvel bildirilenlerden başka şeyler olmamaktadır. Modern embriyoloji ilminin anne karnındaki bebeğin ilk gününden itibaren geçirdiği gelişme devreleri hakkındaki bütün tesbitlerini Kur’an-ı kerimde Mü’minun suresi 12-14. ayetlerinde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.

İnsan cesedinin yaratılışı hakkında mutlak doğru bilgiler veren İslamiyet, insanın manevi tarafını da bildirmektedir. Fen ilimleri, asırlar boyu çalışma neticesinde modern alet ve cihazlar, müşahede ve tecrübelerle insan vücudu hakkında Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin bildirdiklerinin bir kısmını nihayet anlayabilmiştir. Ancak insanda bir de ruh vardır ki; fen ilimlerinin tamamen sahaları dışındadır. Psikologlar ise, ruh hakkında herhangi bir bilgileri olmadığından onu konuları dışında bırakıp insanın davranışlarını ele almışlardır. İnsanın manevi tarafı hakkında yegane malumat, ancak İslamiyet tarafından bildirilmektedir. İnsanın kısaca “ruh” denilen manevi tarafı da başlıbaşına bir harikadır.

Allahü teala, birbirine zıd olan on parçayı biraraya toplayarak yeni bir özellik sahibi, bir birlik meydana getirmiştir. Buna insan şeklini vermiştir. İnsan on parçadan hasıl olmuş bir birlik olduğu için, Allahü tealanın yeryüzünde halifesi olmak şerefine nail olmuştur. İnsandan başka hiçbir mahluk bu şerefe malik değildir. İnsandan başka bütün mahluklar, çok büyük oldukları halde, hiçbirinde bu on parça bir araya toplanmış değildir. Bütün insanlar, bu şerefte ortaktırlar.

İşte böylesine mükemmel ve şerefli olan insan, boşu boşuna yaratılmamış ve kendi bildiğine bırakılmamıştır. Bütün insanlardan Allah’a dönmeleri istenmekte ve Allahü teala onları kendisine davet etmektedir. Bir imtihan yeri olan bu dünya hayatında bu davete icabet etmesi ve şartlarına uyabilmesi için insanlara bir vasıta gönderilmiştir. Bu vasıtaya din denir. En son din İslamiyettir. İnsanların bazıları bunu kabul ederek ve bu yolda ilerleyerek meleklerden daha üstün olabilmekte ve bazıları da inatları yüzünden bu daveti kabul edip uymadıklarından şerefli yaratılmış varlıklarını hayvandan daha aşağı derecelere düşürmektedirler. Kur’an-ı kerimde Tin suresi, 4. ayetinde mealen; “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” ve A’raf suresi 179. ayetinde mealen; “Onlar (iman etmeyen insanlar) hayvan gibidir. belki hayvandan daha aşağıdır.” buyrulmaktadır.

Bu şerefli varlığını iman etmeyerek aşağıların aşağısı yapan ve bu haliyle ölen insanların işledikleri suçun cezası sonsuz ve çok acıdır ki; dünyada böyle ceza olamaz. İşte Cehennem insana bu cezanın verildiği yerdir.

İslam dininde her insan, başlı başına orijinal bir varlıktır ve doğuştan günahsızdır. Ancak büluğa erdikten sonra iman etmesi ve İslamiyetin hükümlerine uyması istenir. İslamiyet, kainatın insan için; insanın da Allah’a kulluk etmek için yaratıldığını bildirmektedir. Çok yüksek yaratılışıyla insan, bütün kainatın en kıymetli ziyneti gibidir. Dünyadaki herşey, insanın menfaatine ve istifadesine sunulmuştur. Yasak edilen belli şeyler dışında kalan herşey aslı üzere mübahtır. İnsanın bunlardan İslamiyetin hudutları dahilinde istifade etmesi serbest, hatta lazımdır. İnsan bunu sağlamak için dünyayı, eşyayı, olayları inceleyip tanımakla emrolunmuştur. Kendini, cisimleri, fezayı inceleyerek bunları yaratan Allahü tealanın kudret ve azametini idrakla vazifelidir. İslamiyet, insanın kendisini tanımasına o derece önem vermektedir ki; bir hadis-i şerifte; “Kendini tanıyan, Rabbini tanır.” buyurulmuştur. İmam-ı Gazali’nin; “Anatomi ve astronomi bilmeyen Allahü tealanın kudret ve azametini anlayamaz.” sözü de meşhur olmuştur.

İslam dininde insandan istenen tek vazife vardır. Bu da, Allahü tealaya kulluk yapmaktır. Kulluk insanın dünyada geçireceği her an, yapacağı her iş ve bulunacağı her halde Allahü tealayı unutmaması ile olur. İnsan bunu, emredilen ibadetleri yapmak, yasaklardan kaçmak ve mubahlarda ölçüyü kaçırmamakla yapmış olur. Müslüman olan her insan, Allahü teala ile temas kurabilir. O’na kendisi ibadet ve dua edebelir, günahlarının affı ve isteklerinin yaratılması için yalvarabilir.

İslamiyette Allahü tealanın emrine icabet ederek, O’na dönmek ve bu yolda ilerlemek, her insana açıktır. İnsanlardan bazıları bunun için bildirilen vasıtaya, İslamiyete sıkı sarılarak zahirlerini ve batınlarını, yani bedenlerini ve ruhlarını her türlü kötülük ve çirkinlikten temizleyerek, diğer insanlardan daha şerefli, daha üstün ve kıymetli olurlar. Mesela evliya böyledir. Peygamberler ise, peygamber olmayan insanların hepsinden üstün, şerefli ve kıymetlidirler. Allahü teala onları, insanlara kendisine kavuşturan vasıtayı (dini) bildirmek için seçmiş ve bu vazifenin icabı olan, diğer insanlarda bulunmayan vasıflar ve meziyetlerle yaratmıştır.

İnsanın ruhu, kendisinin hülasası, özüdür. Bu ruh, bilinemez ve nasıldır denilemez olarak yaratılmıştır. Allahü teala mekansız olduğu gibi, ruh da mekansızdır. Ruh da madde değildir. Ruh bedene bağlılığı, Allahü tealanın alem ile olması gibidir. Ruh, bedenin ne içindedir, ne dışındadır. Ne bitişiktir, ne ayrıdır. Yalnız bedeni varlıkta tutmaktadır. İnsan bedeninin her zerresini diri tutan ruhudur. Bunun gibi alemi varlıkta durduran, Allahü tealadır. Allahü teala bedeni, ruh vasıtası ile diri tutmaktadır. İnsan ruhu, nasıl olduğu anlaşılamaz olarak yaratılmıştır. Mümin insanın ruhu, bedeni ve bedendeki kuvvetleri emri altına alarak kendini ne kadar çok Allahü tealaya verirse, Allahü tealadan gelen sonsuz nurların o kadar çok tecellilerine kavuşur. Böylece hakiki“Halife-i Rahman” olur. Bütün bunlar, İslam dininde insanın nasıl bir Halife-i Rahman olduğunu anlatmaya kafidir. İslamiyet insanın; göklerin, dağların, yerlerin yüklenmekten çekindiği bu emaneti yüklenerek diğer mahluklardan şerefli olduğunu bildirmektedir. Bu emaneti zayi etmeyen, layıkıyla taşımaya çalışan Müslümanlar içinden birçok evliya yetişmiştir. İslam dininde evliya veya peygamber de olsa insan “kul”dur ve ölünceye kadar kulluk vazifeleri ile mesuldür. İnsanın kendi yaratanı Allahü teala ile biricik bağlılığı, O’nun mahluku olmasıdır. Başka hiçbir ilgisi yoktur. İnsan ve diğer mahluklar, Allahü tealanın büyüklüğünü, yüksekliğini ve kemallerini göstermektedir. Tasavvuf yolunda yürüyenlerin ve geçmiş bazı evliyanın Allahü teala ile bundan başka bir bağlılık söylemeleri, mesela birleşmek, benzemek, etrafını kuşatmak, beraber olmak gibi sözleri, kendilerini hal kapladığı zamanlarda şuurları gitmişken söyledikleri şeylerdir. Bunlar şuura kavuşunca hep tövbe ve istiğfar etmişlerdir. Peygamber bile olsa, insanın kul olduğuİslam dininin temeli olan Kelime-i şehadette de açıkça bildirilmektedir. Bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz; “Ben de sizin gibi insanım. Bana vahyolundu.” buyurmaktadır.

İslam dini insanları iki ana kısma ayırmıştır. Bunlar Müslümanlar ve Müslüman olmayanlardır. Bütün insanların, insanlık hakları hürriyetleri vardır. İnsanlar doğuştan hürdür. Müslüman olan bir insan diğer Müslümanların kardeşi olur. İslamiyet insanlar arasında birbirinden ayrılmış sınıflara ve tabakalara izin vermez. Maddi ve manevi olarak ilerleme, yükselme yolu her insana açıktır.

İslam dininde insanın cesedi de kıymetli ve mübarektir. Çirkin, pis ve kötü değildir. Ruhu o taşımakta ve ruhun sonsuz derecelere yükselmesinde güzel ameller yapan cesedin, çok büyük payı bulunmaktadır.İnsanların organları, parçaları da kıymetlidir. Saç, sakal, tırnak gibi parçaları da muhterem tutulmuş, yakılması, tahkir edilmesi yasaklanmış, kesildikten sonra gömülmeleri istenmiştir. İnsan, ruhunun ve cesedinin ihtiyaçlarını temin edip gidermekle mükelleftir. İnsanın ölmesi, ruhunun bedene olan bağlılığının sona ermesi, bedenden ayrılmasıdır. Ölmüş Müslümanın cesedi de, dirisi gibi muhteremdir. Cesedi yakılmaz. Diriyken yapılmayan şeyler ölüyken de yapılmaz. Yıkanıp kefenlenerek namazı kılınır ve kabre konur. Ruh ölmez. Ölmüş bir insanın ruhu başka bir insana geçmez. Kıyamette, Allahü teala her insanı ahiret hayatına uygun yeni bir bedenle yeniden yaratır. İnsan ahirette ebedi bir hayat sürecektir. Âhirette insan için Cennet ve Cehennemden başka üçüncü bir yer yoktur ve her ikisi de ebedidir. Dünya hayatınıAllahü tealanın rızasına uygun geçiren insanlar Cennette sonsuz zevk ve lezzetler içinde olacaklar, böyle olmayanlar ise Cehennemde çok acı, elim, şiddetli azaplara uğrayacaklardır.

İslam dini, insanlığı kendi başına bir nevi (tür) olarak bildirmektedir. İnsanın hayvanlara benzeyen tarafı, kas, sinir, kemik ve çeşitli anatomik sistemleridir. Bir de sevkitabii denilen içgüdüler, insanda da vardır. Ancak insanda bunlardan başka nefis ve kalp, ruh, sır, hafi, ahfa latifeleri de vardır. Ayrıca yalnız insana mahsus olmak üzere “akıl” verilmiştir. İnsan şuur, irade, zeka, idrak, hafıza sahibidir. İnsan; anlar, anlatır, karar ve hüküm verir. Beş duyusu, konuşma kabiliyeti ve düşünce kuvveti vardır. İnsan maddi ve manevi yapısında kendinden başka bütün mahluklardan bir nümune taşıyan tek varlıktır. İnsanda ilahi üstünlüklerin benzerleri, yerde ve göklerde bulunan her şeyden bir zerre, elementler, göklerin benzerleri, meleklerdeki iyilikler ve iblisteki kötülükler de vardır. Ancak insan aynı zamanda muhtaç ve aciz bir varlıktır. Hiçbir şey yaratamaz. İslam dininde insanın “alem-i sagir” (küçük alem), “zübde-i alem” (alemin özü) olduğu bildirilmiştir. İnsan her varlıktan bir eser ihtiva eden bu muhteşem topluluğu ile, her varlıktan daha çok ilerlemeye, yükselmeye namzet olduğu gibi, her varlığa olan bu bağlılığının kendini yaratanı unutturması ve Allah’ı bırakıp o varlıklara bağlanması halinde de, her varlıktan daha aşağı ve zelil olmaya da namzettir. İslam dininin bildirdiği bu insan tarifi hiçbir inanç sistemi, fen bilgisi, felsefe ekolünde yoktur ve hepsinin doğruları bir araya getirilirse de olmayacaktır. İslam dininde insan hakkında bildirilenlerin insana kendisini yaratandan gelen haberler; diğer bilgilerin ise gene kendisi gibi insanların akıl, tecrübe yoluyla elde ettikleri, zamanla değişebilen bilgiler, şahsi düşünceler, teoriler, zanlar, faraziyeler hatta uydurma sözler olması, bu halin yegane, en büyük ve aradan hiç kaldırılamayacak sebebi ve farkıdır.

İslam dininde insan dünyada medeni bir hayat yaşamaya, rahat ve huzur içinde olmaya, ahirette ise ebedi saadete kavuşmaya layık bir varlıktır. Peygamberler, insanlara bunu haber vermek, hatırlatmak ve rehber olmak için gönderilmişler, insanları hakiki insanlığa kavuşturmak için çalışmışlardır. İslamiyet, insandan aklını, ilmini ve diğer kuvvetlerini kullanarak dünyada medeni yaşamak için icab eden her şeyi yapmasını, toprağı, madeni, okyanus diplerini ve fezanın derinliklerini bunun için kullanmasını, yeni yeni aletlerle ve cihazlarla işlerini kolaylaştırmasını istemekte, bunlara teşvik etmektedir. Ayrıca beraber yaşadığı insanlarla medeni, olgun münasebetler kurmasını, hoş geçinmesini, onlara yardım ve ikram etmesini emrederek insan cemiyetlerinin sosyal vasıflarını da yükseltmektedir.

İnsan olduğu için İslam olmuş; İslam olduğu için insan vardır. İslamiyet, insanoğlunun ölümsüzlük arzusuna da cevap vermekte, insana ebedi bir hayat ve saadet taahhüt etmektedir.

İslam dininde insan; kısaca, manevi ve maddi bütün varlığı, şahsi ve sosyal hayatı, evveli ve ahiri, dünyası ve ahireti ile tam olarak ele alınmakta, hakiki insan ve hakiki Halife-i Rahman olmaya davet edilmektedir. Zaten İslam dini, Allahü teala tarafından bunu sağlamak için gönderilmiştir.


3-)İki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı.


4-)Bu türden olan canlı.


5-)Kişi, şahıs, ademoğlu, adem evladı
Örnek:O yaşta insan hiç düşünmeden sadece yaşamaya bakar. H. Taner


6-)Huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli (kimse).


7-)Memeliler (Mammalia) sınıfının,insangiller (Hominidae) familyasından, iki ayağı üzerinde duran ve yürüyen, kolları kısa, vücudunun birçok yerlerinde tüyler azalmış, çeneleri belirli, beyinleri çok gelişmiş, kafatası yuvarlak ve yüz açısı yüksek, konuşabilen tek yaratık.


8-)(Bu kelimenin aslı, lugat alimlerince "ins" den geldiği söylenir. Kamusta da kufiun'a göre "Nisyan" kelimesinden geldiği zikredilmektedir.)Akıl, şuur ve iman ile diğer canlılardan ayrı, Cenab-ı Hakk'ın en mükerrem yarattığı mahluku olup, Rabbani ni'metleri unutkanlığı dolayısıyla insan denilmiş.


Bu bilgi faydalı oldu mu ?

 

Kelime Türü Nedir ?

Bu kelime Dini bir Terimidir.

Dil
Anlamı
İngilizcesi İngilizce
Modern man.
İngilizcesi İngilizce
Hominid.
İngilizcesi İngilizce
Human.
İngilizcesi İngilizce
Anthropo-.
İngilizcesi İngilizce
Human being.
İngilizcesi İngilizce
Humanity.
İngilizcesi İngilizce
Microcosm.
İngilizcesi İngilizce
Mortal.
İngilizcesi İngilizce
Naked ape.
İngilizcesi İngilizce
Spirit.
İngilizcesi İngilizce
Wight.
İngilizcesi İngilizce
Born of woman.
İngilizcesi İngilizce
Lords of creation.
İngilizcesi İngilizce
Bird.
İngilizcesi İngilizce
Character.
İngilizcesi İngilizce
İndividual.
İngilizcesi İngilizce
Person.
İngilizcesi İngilizce
Humane.
İngilizcesi İngilizce
Decent person.
İngilizcesi İngilizce
Beggar.
İngilizcesi İngilizce
Homo sapiens.
İngilizcesi İngilizce
Fellow man.
Fransızcası Fransızca
Homme
Latincesi Latince
Homo sapiens

  • Hastalığa yol açan ”naegleria fowleri” amipi sıcak suda yaşıyor, vücuduna girdiği İnsan veya hayvanların beyin dokusunu yok ediyor.
  •          Clements, Myanmar'ın batısında yer alan, Rohingya Müslümanlarının yaşadığı Arakan eyaletinin Rakine bölgesinde barışın, ekonomik gelişme, yoksulluğun azalması ve temel İnsan haklarına saygı duyulmasıyla sağlanacağını ifade etti.

Sizde içinde İnsan kelimesi geçen bir şeyler paylaşın !

İnsan kelimesi anlamı 229 defa okunmuştur. [246517] İnsan kelime anlamı, İnsan nedir, İnsan ne demek, İnsan sözlük anlamı

Paylaş